PKK Önderliğine aylardır tecrit uygulanıyor. Avukatları bile kendisiyle görüştü diye zindanlara atılıyor. Avukatlarla görüştürülmemesi için yeni yasalar çıkarılmaya çalışılıyor. Bu durumun PKK önderliğine bir saldırı ve Kürt halkına bir savaş açma olduğu açıktır. Zaten AKP izlediği politika ve uygulamalarla topyekûn bir tasfiye savaşı yürüttüğünü açıkça ilan etmiştir. Bu savaşta ısrarlı olunacağı da söylenmektedir.
Buna karşı en net tutum Kürt Halk Önderliğinden geldi. İmralı’ya giden aileleriyle görüşmedi. Böylece kendisinin sorununun aile ve avukatlarla görüşüp görüşmeme olmadığını; Kürt sorununun çözümüyle ilgili olmayan hiçbir görüşmenin kendisi için bir anlam ifade etmediğini ortaya koydu. Böylece bir görüşme olursa sanki her şey yoluna girecekmiş gibi düşünenlere de kendisinin görüşmelere nasıl baktığını göstermiş oldu.
Kürt Halk Önderinin bu tutumu sadece cezaevindeki bir uygulamaya yönelik değildir; doğrudan AKP politikalarına yöneliktir. Görüşe çıkmayarak açıkça AKP hükümetine tavır almıştır. AKP’nin oyunlarını ve psikolojik savaş yöntemlerini kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur. Bu tutum sadece bir kişinin değil, bir halkın ve Özgürlük Hareketi’nin tutumudur.
Devlet tecrit uygulayarak şantaj ve tehditle kendi politikasını kabul ettirmeye çalışıyor. 12 Eylül zindanlarındaki boyun eğdirme ve kendi politikasını kabul ettirme uygulamalarının yeni bir biçimiyle karşı karşıyayız. AKP dışarıda 12 Eylül döneminden beter bir saldırı yürütürken, zindanda da baskısını arttırıyor. 21.yüzyılda faşizmini bu düzeye getiren bir hükümetin güçlü olduğundan hiç kimse söz edemez. Bu uygulamalar diğer yöntemlerin iflas etmesi sonucu devreye konmuştur.
Bir halkın önderine yaklaşım o halka yaklaşımdır. Ne Şeyh Sait ne Seyit Rıza ne de başka bir Kürt lideri PKK Önderliği kadar halk desteği almıştır. Hiçbir Kürt lideri Kürdistan’ın dört parçasında bu kadar etkili olmamıştır. Böyle bir lidere zindanda bile tehdit ve şantaj politikası uygulanıyorsa bu zihniyetteki bir devletin Kürt halkına neyi layık gördüğü anlaşılır. Daha doğrusu halka köleliği layık gördüğü için Kürt liderine böyle yaklaşılıyor.
Kürt Halk Önderi “benimle bir görüşme olacaksa bu ancak politik olur” mesajını vermiştir. Artık sadece görüşmelerin olması siyasal durumda bir değişiklik yapmaz. Bir görüşme olursa PKK’nin tutumu değişir, AKP eskisi gibi oyalama politikalarını sürdürür yaklaşımı ve beklentisi içinde olanların yanıldıkları İmralı’daki görüşe çıkmama tutumuyla netleşmiştir.
Kürt Halk Önderi “kimse benim üzerimde tehdit ve şantaj politikası izleyemez, hiç kimse benim üzerimden PKK’yi kontrol etme hesabı yapamaz” diyerek tavrını açıkça ilan etmişti. Kürt Halk Önderi zaman zaman makul yaklaşım göstermişse bunu çözümün önünü açmak için yapmıştır. Demokratik siyasal çözümden yana olduğu için bu çözüme zemin hazırlayacak her türlü esnekliği göstermiştir. 1999 yılında gerçekleştirilen komplonun ilk gününden, mahkemedeki tutumundan bugüne kadar ortaya koyduğu yaklaşım tamamen çözümleyici politikanın yaratıcı yöntemleri olarak görülmelidir. Bu Önderlik düşüncede ve ideolojide ilkeli olmak kadar, politikada en esnek yaklaşımı birlikte uygulamayı mücadele tarzının karakteri olarak belirlemiştir.
Aile görüşüne çıkmaması da bu politik tavırlarından biridir. AKP’nin politikalarına karşı tereddütsüz net bir tutum konulmuştur. AKP’ye bu politikaların karşısında direnişten başka bir tutum bekleyemezsin denmiştir. Diğer yandan da İmralı’ya sıradan yaklaşım gösterilemeyeceği hatırlatılmış, AKP ciddi olmaya davet edilmiştir.
AKP psikolojik savaş yürüterek kendi politikasını herkese dayatacağını ve kabul ettireceğini sanmıştır. İç ve dış koşullar kendisine kolay iktidar olmanın imkanını vermişti. AKP bu duruma bakarak sanmıştır ki bu kolay başarıyı PKK üzerinde de sağlayabilir. Kürt Halk Önderini de kolayca etkisizleştirir. AKP İmralı’nın ve PKK’nin ortaya koyduğu tutumla bunun kolay olmadığını görmüştür. AKP’nin İmralı’ya ve PKK’ye öfkesi bundandır. Bu öfkesiyle hıncını BDP’den almaktadır. BDP’ye yönelik bu saldırılar İmralı ve PKK karşısındaki çaresizliğin sonucudur.
Tüm faşist iktidarlar baskılarla toplumda suskunluk yaratacaklarını düşünürler. Böyle iktidar dönemlerinde belki siyasal güçler ve toplumlar istedikleri her şeyi yapamayabilirler. Ama bu, faşist iktidarların gücünü değil, güçsüzlüğünü ifade eder. Mücadelenin daha keskin yöntemlerle sürmesini ifade eder. Artık basın açıklaması gibi yumuşak mücadele yöntemleri yerine daha sert ve kararlılık isteyen mücadele yöntemleri devreye girer. Hatta mücadelenin daha doğru kulvarda yürümesi böyle gerçekleşir.
Düşünebiliyor musunuz bir CHP milletvekili bile Amed’de basın açıklaması yapamadı. Bu milletvekili “her yerde rahatlıkla açıklama yapıyorum, engel yok, ama burada engelleniyorum” dedi. Aslında Kürdistan’daki durumun Türkiye’den farklı olduğunu en açık biçimde bu milletvekili ortaya koydu.
Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi direnişiyle AKP’yi çırılçıplak hale getirdi. Tüm örtüleri kaldırıp attı. AKP’nin gücü toplumu aldatma karakterinden ileri geliyordu. Kendini demokrat ve özgürlükçü göstererek iktidar oluyor ve uygulamalarını bu örtü altında yapıyordu. AKP’nin gücü de güç kaynağı da buydu. Kendine demokrat kendine Müslüman maskesi düşünce güç kaynağını kaybetti. Nitekim bu duruma düşürülünce oyuncağı elinden alınmış çocuklar gibi ayaklarını yere vurmaya başladı.
Kürt Halk Önderi AKP’ye adım attırmak ya da yüzündeki maskeyi düşürmek için pozitif yaklaşım gösterdi. Devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmedeki amacı da buydu. Kürt Özgürlük Hareketi de görüşmeleri böyle ele alıyordu. AKP’nin çözüm politikası olmayınca gösterilen tutum ve direnişle tüm maskeleri indirildi. Artık AKP güçsüzdür. Güç aldığı temel dayanaklardan yoksundur. Artık kendine demokrat kendine Müslüman yaklaşımıyla toplumu ve bazılarını aldatma durumuna son verilmiştir. Kürt Halk Önderi görüşe çıkmayarak AKP’nin kendini gizleme tutumlarına son tekmeyi de vurmuştur. AKP’nin önünde iki yol varır: ya 1990’lardaki gibi kirli savaşına devam edecek ve tümden bitecektir ya da Kürt Halk Önderinin özgürlüğünü sağlayıp çözüm için rolünü oynamasına izin verecektir.
Hiç kimse görüşüldü diye avukatları tutuklanan Kürt Halk Önderinden AKP’nin politikalarına yumuşak yaklaşmasını beklememelidir. İmralı’da gösterilen bu tutum aynı zamanda BDP’ye AKP’ye yaklaşımın ne olması gerektiğini göstermektedir. AKP hem BDP’yi bitirmek isteyecek hem de BDP’liler bir şey olmamış gibi AKP’lilerle konuşacaklar ve el sıkışacaklar! Bunun ilkesizlik ve ciddiyetsizlik olacağını bir daha hatırlatılmıştır.
AKP içinde şahin-güvercin yoktur. AKP’deki tek kanun, liderin ağzından çıkan sözcüklerdir. AKP içinde Kürt sorununa iyi bakan da yoktur. Kürt sorununa iyi baktığını söyleyenler sadece AKP’nin gerçek yüzünü saklamak için kullanılan maskelerdir. BDP’lilerin en başta da bunlara tutum alması gerekir.
AKP’nin yürüttüğü saldırıların merkezine neden Kürt Halk Önderini koyduğunu şimdi herkes görüyor ve anlıyor. En ilkeli ve net tutumu İmralı koyduğu için en fazla da oraya öfkeleniyorlar. Görüşe çıkmama “sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarım sağlanmadan artık hiç kimse benden bir şey beklenmesin” tutumunun bir daha ortaya konulmasıdır. Dolayısıyla siyasal sonuçlarından soyutlanmış İmralı’yla görüşmeler yaptırılsın talebinin hiçbir anlamı yoktur. Kuşkusuz görüşmeler olmalıdır; ama bu görüşmeler İmralı’nın kapısının açılması ve Kürt sorununun çözümünde adım atılması için olacaksa anlamlıdır. Yoksa Kürt Halk Önderliği herhangi bir mahkum gibi görüşmeyi kabul etmiyor. Zaten AKP de eğer siyasi kimliğinden soyutlanırsa görüşme olur, yoksa olmaz yaklaşımıyla İmralı üzerinde şantaj politikası uyguluyor. Görüşe çıkmama tutumu bu şantaja da verilmiş cevap oluyor.
İmralı’nın bu direnişi yeni koşullarda ve daha da politikleşmiş bir zindan direnişi oluyor. AKP faşist karakteriyle birlikte bugün zindanlara doldurduğu binlerce devrimcinin ve demokratın direnişiyle karşı karşıya kalmıştır. 12 Eylül rejimi zindandaki direnişle nasıl ki sonun başını yaşadıysa AKP’nin de bu direnişle sonu gelecektir.