Türkiye, siyasetiyle ve toplumuyla AKP icadı büyük bir açmazın pençesinde ve eğer ezber bozan bir gelişme olmazsa, 1 Kasım seçimleri her adımı her anlamda felaket demek olan bu açmazı daha da derinleştirecek.
Kimi yardakçıları suçu başkalarına atmak için canhıraş uğraşıyor olsalar da herkes biliyor ki bu felaketin sebebi; AKP’nin iktidardan düşmemek için çevirdiği dolaplar ve toplumun neredeyse tamamının can güvenliğini bile ortadan kaldıran nefret ve savaş politikalarından medet umması. Ve tek başına iktidar olamayınca daha azgınlaştığı söylenebilirse de unutmamak lazım ki toplumu felakete götüren bu yola tek başına iktidardayken çıkmıştı AKP.
Nitekim; ne HDP’yi terörist olarak diline dolaması yeni, ne Kürtlerin katline icazet vermesi, ne de muhaliflerin ya da kendisine engel gördüklerinin haksızlığa adaletsizliğe uğramaları. Kürtlere evlerinde hapis hayatı yaşatan, sokağa çıkanı öldürmeyi kendisine hak gören, canlı bomba eylemlerini bildiği halde engellemeyerek muhaliflerin yüz yüz katline icazet veren ve bundan arlanmayan, sorumluluk hissetmeyen bir geçici hükümet. Ve bu hükümetle yönetilmeyi kendine reva gören bir toplum, buna engel olamayan siyasiler, meclis, yargı…
Bu ülkede ne siyasi partiler ne televizyon ve gazeteler kapatıldı, herkesin malumu. Geçen Çarşamba günü de muhataplarına tebliğ edilmemiş savcılık kararlarına dayanılarak Kanaltürk ve Bugün TV’nin yayını kesildi, Bugün ve Millet gazetelerinin baskısı durduruldu. Elbette elini kolunu sallayarak binaya giren iki devlet görevlisi yapmadı bu işi. Binanın önüne gaz ve tazyikli su depoları dolu TOMA'lar ve eşliklerinde yüzlerce polis getirildi ilkin. Bu işleme itiraz edebilme ihtimali olanlara saldırıldı, gazeteciler tartaklandı, gözaltına alındı ve bu arada da bu hukuksuz işlemler yapıldı. Belli ki bu bir son da değil.
Bundandır ki, felaket senaryoları yazmaya hiç hevesli olmadığım halde, 1 Kasım’ı görmeden açmazın daha da derinleşeceği tespitini yapmakta sakınca görmüyorum. Yapılan seçim tahminlerine göre ki bu tahminleri gerçekçi buluyorum, 1 Kasım’da 7 Haziran’daki seçim sonuçlarına benzer bir tabloyla karşılaşacağız. Yani AKP’nin tek başına iktidar olabilmek için yeter oyu yakalayamayacağı malum, aynı şekilde HDP’nin barajı geçeceği de.
AKP’nin gerçekte değiştiremediği bu tabloyu seçim günü yapacağı kimi baskı ve hilelerle, olmadı dijital ortamda değiştirme kararlılığında olduğuna da şüphe yok. Bu nedenle cinlikler peşinde olduğunu biliyoruz. Hatta saat uygulamasında kış saatine geçilmemesini bununla açıklayanlar var. Yani oyların sisteme kaydı sırasında yapılacak kimi hilelerle ilgili olarak önceden yapılan kimi hazırlıklar olduğu ancak bunları planlarken saat değişikliğini öngörmediklerinden kış saati uygulamasına geçişin bir hafta geriye kaydırıldığı bile söyleniyor.
Seçimde yapılacak hileler ve bu hileleri boşa çıkarmak üzerine çok şey söylenebilir. Muhalefetin ve özellikle HDP’nin 7 Haziran seçimlerindeki performansı AKP’nin pek çok oyununu bozmuştu hatırlanacağı üzere. 1 Kasım için yapılan hazırlıklar ise, oyların korunması noktasında 7 Haziran'dan daha yüksek bir performansı işaret ediyor. Ancak seçimler ve sonuçları işin sadece bir yanı. Asıl iş, yani içine düştüğümüz bu açmazdan kurtulabilmek öncelikle AKP’yi ve sonra zihniyetini iktidardan alaşağı edebilmeyi gerektiriyor.