Türk devleti Rojava’ya düşmanlığını her fırsatta dile getirdi. DAİŞ’in Kobanê‘ye saldırısında Kobanê’nin düşmesini dört gözle bekledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Kobanê düştü düşecek’ diyerek nasıl bir duygu seli yaşadığını göstermekten çekinmedi. Kobanêlilerin topraklarını savunmak için yediden yetmişe canhıraş direnişinin yenilgisi için sınırlarını DAİŞ’e kullandırtmaktan da geri durmadı. Grê Sipî’nin kurtarılışında da, Rojava kantonlarının birleşmesini kabul etmeyeceğini her fırsatta açıkladı. Nitekim bu düşmanlık, Cerablus ve Dabık’ın işgali derken, Efrîn’e saldırıya dönüştü.

Efrîn, Rojava ve Kuzey Suriye’nin batıdaki sınır kenti olup, güneyde Kilis, batıda ise Hatay üzeri Türkiye sınırını oluşturuyor. Efrîn; Rojava ve Kuzey Suriye’nin Akdeniz’e en yakın bölgesidir aynı zamanda. Rojava’nın dördüncü kantonudur. 20 Temmuz 2011’de rejim güçlerinden alınarak, Ocak 2014’te özerklik ilan edildi. DAİŞ’in Şehba bölgesini işgali ile birlikte Efrîn’in diğer kantonlarla ilişkisi tümden kesildi.

Efrîn ve Kobanê arasında Suriye’de savaşan güçlerin tümünü görmek mümkün. Efrîn’in doğu sınırı olan Ezaz, daha önce DAİŞ’in eliydeydi. Şimdi ise ÖSO’nun elinde. Doğu sınırını ÖSO ve DAİŞ paylaşmış durumda. Güneyinde, yani Halep’in kuzeyinde rejim güçleri ile ÖSO ve El Nusra cephesi yer alıyor.

Efrîn’in her ne kadar diğer kantonlarla ilişkisi olmasa da siyasi, askeri, ekonomik olarak şimdiye kadar kendine yetebilen bir strateji izledi ve başarılı da oldu.

Kürt halkının Efrîn’e saldırı gelişebileceğine dönük kaygıları DAİŞ saldırıları ile başlamıştı. Ancak Cerablus işgali sonrası bu kaygı daha fazla arttı. Son iki gündür Türk uçaklarının Efrîn ve Şehba’da kurtarılmış köyleri bombalaması, bu kaygıyı haklı çıkardı.

Efrîn’e yönelik saldırı sadece bir kent üzerinden değerlendirilemez ama kendine has yanları da mevcuttur.

Öncelikle saldırıların esas amacı, DAİŞ’in elinde bulunan Şehba bölgesinin kurtarılması için Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) başlattığı hamleyi durdurmak. Yani El Bab’a doğru ilerlemelerini ve böylece kantonların birleşmesini engellemek.

Yine Efrîn’in Akdeniz’e en yakın kent olması itibari ile de oldukça önemli. Ve bu jeostratejik kentin sadece izolasyonu değil, işgalini de göze alma ihtimali, bu saldırılardan sonra tartışılan bir konu oldu.  

Saldırılarla yeni bir cephe açarak Kürtleri zayıflatmak istiyorlar. Efrîn’in diğer kantonlarla ilişkisinin olmaması da Türk devletinin ve çetelerin iştahını arttırmaktadır.

AKP Hükümetinin birinci hedefi Kürtlerin güç kazanmasını engellemek. Kantonların birleşmesi demek, desteklediği çetelerin ikmal yolunun kapanmasına yol açacaktır. İrtibatın kesilmesi ise mühimmat ve çete geçişlerinin durması anlamına gelecektir. Desteklediği çetelerin zayıflamaması için Türk devleti elinden geleni yapacaktır.

Türkiye’nin DAİŞ’e karşı savaşmayacağını başta Kürtler olmak üzere bölgedeki gelişmeleri yakından izleyen herkes söylüyor. Nitekim Cerablus’tan Dabık’a kadar ciddi bir direnişle karşılaşılmadı. Minbiç’ten umduğunu bulamayan AKP Hükümeti, Efrîn üzerinde hesaplar yapıyor.

Kürt halkı ve demokratik kesimlerin Efrîn üzerindeki tehlikeye karşı duyarlı olmaları oldukça önemlidir. Türkiye’nin saldırılarına karşı Demokratik Suriye Güçlerinin sessiz kalması beklenemez. Nitekim iki gündür arka arkaya açıklamalar geliyor. Bu ise bölgede savaşın yeni bir boyut kazanması anlamına gelecektir. Erdoğan’ın Kobanê’nin düşmesini beklemesi, Kürtlerde ve demokratik kesimlerde büyük öfke yaratmıştı. 6-7 Ekim olayları bu öfkenin sonucu olarak çıkmıştı. Efrîn’e gelişecek bir saldırının neler yaratabileceğini kestirmek zor. Bölgede hesaplar günübirlik değişirken, halkların ortak yaşam sistemini oluşturan Rojava kentlerine karşı her saldırı, bölge halklarını hedef alma anlamına gelmektedir.