Haftaya bugün seçimlerin sonucu netleşmiş olacak. Sonucu ne olursa olsun etkisi kendisinden büyük olacak. 13 yıldır iktidarda olan AKP, anket sonuçlarına göre 2’inci defa kaybedecek. Bu kaybının en görünür olduğu yerler de daha önce AKP’nin yüksek oranda oy aldığı Kürt bölgeleri. AKP’nin bu bölgelerden destek almış olmasının nedeni, Kürt meselesinin barışçıl çözümü için potansiyel taşımasıydı. Bu potansiyeli pratiğe dökmesi için Kürt halkı AKP’ye neredeyse açık çek verdi. Kürt Ulusal Hareketi, AKP’yi hiçbir zaman desteklemese de, AKP’nin Kürdistan’da desteklenmesini sorun olarak görmedi. Aksine, Türk tarafında bulunan muhataplık sorunun bu sayede ortadan kalkma ihtimali doğduğu için olumlu yaklaştı. Böyle bir ortamda, adaletsiz yüzde 10 seçim barajının da etkisi ile Kürt oylarının yüzde 50’sinden fazlası AKP’ye gitti. Bu oylar “emanet” niteliğindeydi ve Kürt meselesinin çözümünde ciddi adımlar atması için AKP’ye verilmişti. Uluslararası ortam da buna müsaitti. AKP’nin tek yapması gereken, temsilcileri aracılığı ile Kürt halkıyla müzakere etmek ve esaslı bir çözüm projesi ortaya koyarak “tarihe geçmek” idi.
Kürt meselesi, tarihsel geçmişi olan ve zaman ilerledikçe çetrefilleşen bir meseleydi. Devletin kirli savaşı, bir yandan Kürt coğrafyasını tarumar etmiş, onbinlerce insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının yerini yurdunu terk etmesine neden olmuştu. İnsanlar yoksullaşmış, kültürünü unutmaya zorlanmış ve asimilasyona uğramıştı. Diğer taraftanda da Türk tarafını ırkçılık boyutunda bir milliyetçiliğe sıkıştırmış, Kürtlerden “nefret” etmelerini sağlamış ve “dış güçlerin maşası” olarak görülmelerini sağlamıştı. Bu nedenle, esaslı bir çözüm projesi her “iki tarafı“ da hesaba katan, sosyolojik durumu göz önünde bulunduran bir yaklaşımla mümkün olabilirdi. AKP’nin işi çok kolay değildi, ancak çok önemli fırsatlar ayağına geldi defalarca. Savaşın tamamen sona ermesi ve silahlı mücadelenin bitmesi hemen olacak gelişmeler değildi belki, ancak özellikle kültürel haklar alanında atılacak adımlar, sonraki daha zor meselelerin müzakere edilmesi için zemin hazırlayabilirdi.
Avrupa Birliği müzakerelerinin de başlıklarından biri olan kültürel hakların tanınması ve güvence altına alınması, hem AKP için hem de Kürt tarafı için ortak bir noktada buluşma şansı doğurdu. Nitekim 2000’li yılların başından itibaren başta Kürtçe olmak üzere, Kürt kültürel haklarının tanınması için birçok kampanya yürütüldü, imzalar toplandı, çağrılar yapıldı. Kürt tarafının bu yönlü talepleri ciddi bir toplumsal destek gördü. Bunun üzerine, 10 yıllık bir süre içinde bu alanda ciddi bir takım gelişmeler oldu. Radyo ve televizyonlarda yarım saatlik Kürtçe yayından, 24 saat Kürtçe yayın yapan TRT Kurdî kanalına, okulda Kürtçe seçmeli dersten üniversitede Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü açılmasına kadar bir dizi adım atıldı. AKP döneminde Kürt meselesine dair atılan adımların hepsi sıralandığında görülecektir ki bu adımların neredeyse tamamı kültürel hakların tanınmasıyla ilişkilidir. AKP de buna dayanarak, Kürt meselesinin çözümünde tek muhatabın kendisi olduğunu söyledi her seferinde. 1 Kasım seçimlerine girilirken de hala bunu dayanak yapmaktadır. Hatta diyebiliriz ki AKP’nin bu seçimde Kürtlere söyleyecek başka hiçbir sözü yok, çünkü başka yatırım yapmamıştı. Peki, buna rağmen “emanet oylar” neden geri alındı? AKP’lilere sorulduğunda Kürtleri “nankör” olmakla suçluyorlar. Bu suçlamaları en tepedeki AKP’li kurmayların ağzından duymak mümkün. Bunun elbette nankörlükle hiçbir ilişkisi yok, Kürt seçmen son derece rasyonel bir tercih yapıyor. Bunun nedenini yine AKP’nin yaklaşımında görebiliriz.
AKP, 2000’li yıllarda kültürel hakların tanınması alanında atılan adımların hiçbirini yasal güvenceye kavuşturmadığı gibi bu adımları Kürtler ile müzakere etmekten ısrarla imtina etti. Aksine, talep sahiplerini her defasında cezalandırdı. Aynı dönemde, Kürt kurumları üzerindeki devlet baskısını azaltmak bir yana, halkın siyasi temsilcilerini her 3-4 senede bir toplu olarak “rehin” aldı. Cezaevlerini tıka basa doldurdu, özellikle Kürdistan’da yüksek güvenlikli yeni cezaevleri inşa etmeye başladı. Orduyu güçlendirdi, tüm teçhizatlarını yeniledi. TOKİ eli ile tüm Türkiye’de giriştiği “çevre ve şehircilik” katliamına, Kürdistan’da ikinci bir misyon ekleyerek, Kürt hareketinin ciddi destek gördüğü Kürt mahallelerinin dokusunu bozmaya çalıştı, HES projeleri ile gerilla alanlarını tehdit etmeyi seçti. Tüm bunların üzerine, AKP’nin Suriye’deki savaşla beraber ortaya çıkan Rojava Devrimi’ni boğmaya çalışması, Kobanê direnişinde Kürt karşıtı pozisyonu ipleri tamamen kopardı. Bunun sonucunda Kürtlerin çok büyük bir kesimi geriye dönüp baktığında, AKP’nin kültürel alanda attığı adımların sadece bir “hile” olarak kaldığına ve büyük bir fırsatın “heba” edildiğine kanaat getirdi. 7 Haziran seçimlerini bu kanaatin sonucu belirledi. Öyle görünüyor ki 1 Kasım seçimlerinden, ders çıkarmak yerine savaşta ısrar eden AKP’de kalan “emanet oylar” da tükenecek ve “barış“ yerine “savaş” yolunu tercih eden AKP’nin “tarihin çöplüğüne” doğru yolculuğunu hızlandıracak.