Paris’teki katliamı milyonlar kınadı. Bu tabii ki katliamı yapan IŞİD’i kınamak anlamına geliyor. Bu protestoya Türkiye Başbakanı Davutoğlu da katıldı. Ancak Davutoğlu’nun Türkiye’si IŞİD’i en fazla destekleyen bir ülke durumundadır. Hala da IŞİD’in en büyük müttefiki Türkiye’dir. IŞİD Türkiye’nin elinde ABD’ye, Fransa’ya ve başka ülkelere yönelik şantaj aracıdır. Bu nedenle IŞİD’e yönelik hava saldırılarından en fazla rahatsız olan Türkiye ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmuştur. Tayip Erdoğan “Neden Kobanê, Kobanê diyorsunuz” diyerek IŞİD’in Kobanê saldırısını desteklemiştir. Nitekim Kobanê’nin ilk düşeceğini söyleyen de Erdoğan olmuştur.
Dikkat edilirse AKP yöneticileri IŞİD’i kınamak zorunda kaldıkları her dönemde PKK’yi hatırlatıyorlar. IŞİD Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldırdığı için de IŞİD’e karşı yumuşak yaklaşıyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaştığını düşündükleri için şu anda en büyük müttefikleri olarak IŞİD’i görüyorlar. Türkiye 30 yıldır ittifak ilişkisini PKK karşıtlığı temelinde kuruyor. Kim PKK’ye karşı ise onu dost görüyorlar. PKK düşmanlığı yapmayanları ise düşman görüyorlar. PKK’ye düşman olmayanlara karşı her türlü yalanı, iftirayı atıyorlar.
Türkiye’nin PKK karşıtlığını ve PKK’yi zayıflatmak ve geriletmek için her şeyi yapacağını bilenlerin Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğini yadırgamazlar. Belge ve bilgi olmazsa bile bu gerçek bilinir. Kaldı ki, Türkiye ile IŞİD’in ilişkide olduğuna dair birçok belge ve bilgi var. En son 7 Ocak'taki Paris katliamı zanlılarından birinin eşinin Akçakale üzerinden Türkiye’ye geçmesi bunu kanıtlıyor. Akçakale şu anda IŞİD’in en önemli karargahıdır. Akçakale’de MİT ile IŞİD birlikte çalışmaktadır. Türkiye ve IŞİD Akçakale ve Til Abyad üzerinden Rojava devrimine saldırıyorlar. IŞİD’i Kürt Özgürlük Hareketine yönelik kullandığı en iyi silah olarak gören Türkiye’nin, IŞİD’e karşıyım demesine kim inanır? Nitekim kimse inanmıyor. Hatta Türkiye'nin IŞİD’i dünyada görülmedik biçimde bir şantaj aracı olarak kullanıldığı iyi biliniyor. Fransa Cumhurbaşkanı, Ahmet Davutoğlu’nun elini sıkarken bunu düşünmüş ve “Bu kadar da yüzsüzlük olmaz” demiştir.
Tayip Erdoğan ve AKP sürekli İslamofobi diyerek IŞİD ve benzeri güçleri kendi destekçisi yapmaya çalışıyor. Hatta “Dünyada sizlerin bir numaralı savunucusu biziz” diyorlar. Tüm bu tutumlarla bu güçleri yanına almak ve şantaj yapmak istiyor.  Özellikle de Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek ve Rojava devrimini bastırmak için bu güçleri kullanıyor. Ortadoğu’da ve dünyada PKK’ye karşı savaşmada en iyi müttefiki IŞİD ve bu çevreler kalmış bulunuyor. Öyle ki, PKK’yi din ve İslam karşıtı gibi göstererek bu güçleri her yerde PKK’ye saldırtmaya çalışıyor. MİT’le ilişkili sapkın bir gazete olan Yeni Akit’in “PKK’liler Charlie Hebdo dergisini ziyaret etmiş” haberini yayınlaması da AKP’nin hem IŞİD’le ilişkisini hem de PKK’ye karşı hangi güçleri kullanmak istediğini ortaya koymaktadır.
Avrupa’da Kürt gazeteciler katliamdan sonra Charlie Hebdo dergisini ziyaret etmişlerdir. Çünkü katliama uğrayan gazetenin yöneticilerinden biri Rojava’ya gidip döndükten sonra Rojava Devrimi'ni destekleyen bir yazı yazmıştır. Bu nedenle bu katliam Kürtler için daha fazla acı veren bir olay olmuştur. Kürtler bu dergide katledilenleri hiçbir zaman unutmayacaktır. Bundan daha doğal bir şey olamaz. MİT ile ilişkili Akit gazetesinin Kürt gazetecilerin bu dergiyi ziyaretini çarpıtarak ele alması aslında AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı politikasını ortaya koymaktadır. AKP’nin “süreç var” demesi ya da seçim öncesi TRT 6’nın ismini TRT Kurdî olarak değiştirmesi tamamen bu yönlü politikaların üstünü örtmek içindir.
TRT 6, 2009 seçimleri öncesi açılmıştır. AKP Kürtleri etkileyip oy oranını arttırmak istiyordu. Ama 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde AKP’nin bu hesapları tutmayınca siyasi soykırım operasyonlarını başlatmıştı. Kürtler anayasa ve yasalarda, hiçbir yerde “Kürt ismi yok” diyerek eleştirilerde bulununca, seçim öncesi TRT 6’nın ismini TRT Kurdî olarak değiştirmiştir. Böylece Kürtleri aldatacak bir psikolojik savaş hamlesi yapmıştır. Türkiye’nin işi gücü gerçekleri örtmek için hep bu tür yollara başvurmaktır. Bu açıdan, Türkiye’nin bu tür söylemleri ve adımları kesinlikle bir özel savaş argümanı olarak anlaşılmalıdır.
Türkiye ne kadar “IŞİD’e karşıyız” dese de bu doğru değildir. “Teröre karşı ortak mücadele vermeliyiz” demesi de tam bir aldatmacadır. Türkiye ''terör'' derken kastettiği PKK’dir, Rojava devrimcileridir. Nitekim AKP Hükümeti ve Türkiye’deki siyasi güçler de IŞİD katliamları gündeme geldiğinde hep PKK’yi öne sürüyorlar. “Siz de PKK konusunda bize gereken desteği vermiyorsunuz, bizim gibi PKK düşmanlığı yapmıyorsunuz” diyerek IŞİD’le ilişkilerini meşrulaştırıyorlar. Daha da ileri giderek “Siz PKK’ye karşı bizi desteklemezseniz biz de IŞİD’e tutum almayız” diyorlar. PKK’ye karşı pazarlık gücü olarak kullanmak için de IŞİD’i destekliyorlar. Kuşkusuz sadece PKK’ye karşı savaştığı için değil, Ortadoğu’da da IŞİD’e dayanarak etkili olma politikasını yürütüyorlar.
Türkiye’nin IŞİD politikası iki ucu pislik olan değnek haline gelmiştir. Türkiye IŞİD’e karşı olsa PKK ile savaşında en büyük müttefikini kaybedecek. IŞİD’le ilişkisi ise kendisini dünya ile karşı karşıya getiriyor. Kürt sorununda çözüm politikası olmazsa Türkiye bu bataklık içinde debelenmeye devam edecektir.