Kadın düşmanlığı konusu, bir zihniyet sorunu bir felsefe, bir paradigma sorunudur. Kadına karşı kullanılan şiddet, tüm şiddet türlerinin beslenme kaynağı ve temelidir. AKP’nin kadın karşıtı siyasetinin yol açtıklarına bakarak bu teze bir daha ulaşıyoruz. 

AKP’nin iktidara geldiği 2012’den bu yana Türkiye’de kadına karşı kullanılan şiddet oranının ne denli yükseldiğini kadına karşı şiddeti araştırma istatistikleri ele veriyor. Kürt kadın hareketi kadın özgürlük mücadelesini yükselttikçe ve Kürtler de bunu destekledikçe AKP, kadın düşmanlığını daha da dışa vurmaya başladı. Kadınlara üç çocuk yapmalarını öğütleyen Erdoğan’ın ardından Davutoğlu ise seçim sürecinde kadınların doğuracağı çocuk başına altın dağıtmaya başladı. Yani neredeyse kadınların kendilerine erkek egemen tarih boyunca belirlenmiş olan geri geleneksel rollerini oynamaları için yalvarmaya başlayacaklar. Adeta “ne olur eskisi gibi küçük yaşta evlenmeyi sürdürün, eskiden olduğu gibi bize çok sayıda çocuk doğurun, bize çok sayıda asker ve işçi yetiştirin yoksa halimiz yaman” diyorlar. Erkekçi AKP’nin kadına dair söylediklerinin, kadın özgürlük terminolojisindeki karşılığı böyle okunabilir. 

Kadın düşmanı AKP’nin içinde de kadınlar var. Ancak bu kadınların bir kısmı maalesef Erdoğan’ın egemen erkekliğini kadın cephesinden tamamlayan Emine gibi düşünmektedir. “Saray haremleri kadını yaşama hazırlayan yerlerdi, adeta kadın eğitim merkezleriydi” dedi ya hani geçenlerde. Neredeyse hasretini çekiyor o haremlerin diyeceğiz. Belki de vardır bir modern haremleri nereden bileceğiz. Lakin saray sultasını kurmuşlar bir kere, haremi niye eksik olsun ki onlara göre. Saraydaki Erdoğan’ın Osmanlı ihtişamlı padişahlarından eksik kalan yanı nedir ki onlara göre. Çünkü onların gözü bizim gözümüzle görmüyor dünyayı. Onların gözü sarayın gözüyle görüyor olanı biteni. Yoksa bilmez mi insan, Osmanlı padişahlarının döneminde bile halklara yapılan zulmün ve yürütülen zalimliğin bu denli olmadığını. Halkların kendi dil, kültür ve inançlarıyla her hangi bir sorunun olmadığını. Her çeşit topluluğun kendi kültürel toplumsal yasalarının da özerk hakları olarak tanındığını. Ta ki, dev gibi Osmanlı’nın gözünü küçücük modern tekçiliğe dayalı bir ulus devletçiliğe diktiği düşüş dönemine kadar. 

Son dönemde bazı resmi devlet kurumlarında yine AKP’ye, daha özelde de Erdoğan’a yakınlığı ile tanınan ve sivil kuruluş olarak geçinen bazı yerlerde çok ahlak dışı şeyler dönüyor. Erdoğan’ın genel kuruluna katılıp öve öve bitiremediği ve özel dostluğunu dile getirdiği Ensar vakfının tecavüzcülüğü ortada duruyor ve kimsenin bir şey yaptığı yok. Erdoğan bu pratiğin sahibi Ensar vakfına aynı zamanda üye olduğunu da neredeyse söyledi. Demek ki bu tacizciliğin bu tecavüzcülüğün de destekçisi. Ama neden yargı devreye girmiyor. Bu konuşmalarından ve devlet adına bu desteğinden dolayı neden soruşturmuyor. Son Elazığ yurdundaki öğrencilere yaşattırılan tecavüz olayı var. Bu AKP’nin olduğu kadar devletin de rezaleti oluyor. Devletin ilgili kurumları eğer sarayın eline hala geçmemişlerse, o zaman toplumsal ahlakın kaldıramadığı bu olayları ve cesaret aldıkları destekçilerini mutlaka soruşturmalı ve cezalandırmalıdırlar. 

Halkımız AKP’nin yönetiminde ve denetimindeki bu yurtlara çocuklarını geleceklerini asla teslim etmemeli. Yetiştirme yurtları ve yatılı bölge okulları ta Şeyh Said isyanı sonrası Kürtleri Türkleştirmenin, başkalaştırmanın asimile etmenin en temel kurumları olarak kuruldu. Sadece Kürtlüğünü unutturma yeri değil, kültürel olarak da soyu kırma ve ahlaki olarak çökertme merkezleri olarak kuruldu. Bu amaçla kurulduğu için oraya gönderilen çocuklara hem taciz hem tecavüz uygulaması da reva görülmektedir. Çünkü oraya gönderilen çocuklara adeta kendi toplumunun gözden çıkardığı çocuklar olarak bakılıyor. Sur’dan zorla aldıkları çocuklar da dahil, Kürt halkı kendi çocuklarını tecavüz kültürü içinde büyüten bu kültürel soykırım merkezlerinin elinden mutlaka almalıdır, kurtarmalıdır. Kürt çocukları ne saraylara ne de harem kültürsüzlüğüne asla muhtaç değildir. Kürt halkının yaşanan savaş ve çatışmalardan dolayı bakıma muhtaç kalan çocukları için kendi içinde özgür çocuk evleri açabilir. Kürdistan’daki yerel yönetimler böyle bir ihtiyacı rahatlıkla halk adına ve halkın çocukları için karşılayabilme yeteneğindedir. Bu yeteneğini bir an önce devreye koyabilmelidir.