Meryem ÇAĞ
7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını sindiremediği için yok sayan Erdoğan, katliamcı ve kutuplaştırıcı politikaları ile 1 Kasıma doğru gitmeye karar vermişti. Savaş ve baskı politikalarına karşı KESK, DİSK, TTB ve TMMOB tarafından düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi mitingine ülkenin nerdeyse 81 ilinden binler Ankara’ya aktık. Diktatörlüğe dayalı her iktidar gibi bu AKP içinde korku yaratmıştı.
AKP devletinin iktidarı için yürüttüğü kanlı savaşa dur demek, halkların barış talebini Ankara’nın ortasında daha yüksek bir sesle dile getirmek için çıkmıştık yola. Emek, Barış ve Demokrasi... Yıllardır bu ülkenin aç kaldığı, insanlık için zorunlu, evrensel talepler. Uzun bir aradan sonra ilk defa ülkenin dört bir tarafından 10 Ekim sabahı Ankara’nın gri kasvetli havasına inat, barış türkülerimiz ile Ankara Garı’ndaydık.
İzmir, Edirne, Trabzon, Antalya, Diyarbakır, Hakkari, Mersin... nerdeyse 81 ilden insanlar gelmişti. Erdoğangillerin korkulu rüyasıydı bu. Kutuplaştırarak ayrıştırdığı ülkenin halkları, inançları, kadınları erkekleri gülen gözleri ile barışı, özgürlüğü, eşitliği haykırıyordu.
Ülkenin başkentinde, devletin kontrolü altında patlayan bombalardan geriye kalan, 103 Barış Güvercini canımızın üzerine örttüğümüz barış pankartları ve polisin gaz bombalarıydı. Ve o gün orada olan herkesin yüreği hala Ankara Garı’nda asılı duruyor ve o gün binler söz verdi: „Size söz bu ülkeye barışı getireceğiz”.
IŞİD’e sınırlarını açan, her alanda işbirliğini sürdüren AKP devleti Suruç, Ankara, Antep katliamına bilgisi dahilinde ortak olmuştur. Ve bugün de katliam davalarından devlet yöneticilerinin, siyasi iktidarın sorumluluğunun açığa çıkartılması engelleniyor.
Ankara katliamına ilişkin Mülkiye müfettişlerinin, “Katliamda ihmali olabilir” diyerek kamu görevlileri hakkında hazırladığı raporu Ankara Valiliği hiç bir şekilde dikkate almayarak, kamu görevlileri için soruşturma izni vermedi. Davanın her duruşmasında, avukatlar tarafından belgelerle sunulan devletin katliamdaki rolü, hem yargı tarafından hem de devletin ilgili bakanlıkları tarafından “iktidarı koruma” güdüsüyle hala da engelleniyor. Sorumsuzluğuyla Ankara katliamının birinci dereceden sorumlusu İçişleri Bakanlığı, manevi tazminat davası açan ailelere “hiç bir güvenlik zaafiyeti yok, katliam miting alanın dışında gerçekleşmiş, asılsız katliam iddiası ile açılmış haksız davanın reddi gerekmektedir” diyerek tarihi bir utanç savunması yapmıştır. Devam eden duruşmalarda katliamın arkasındaki devlet iktidar sorumluluğunun açığa çıkmaması için gösterilen çaba da, sarayın kıskacında olan yargılama çerçevesinde sürüyor. Bu durumun farkında olan ve her duruşmaya ayrı bir özgüvenle gelerek, ailelere hakaret edecek cesareti gösteren ve ‘Yasin Börü’yü unutmayın’ diyerek de Yasin’in üzerinden katliamlarını meşrulaştırmaya çalışan katil sürüleri de Erdoğan gibi çok iyi biliyorlar ki Yasin’in kanı da onların elindedir.
Davanın bir an önce kapanmasını isteyen siyasi iktidarın talimatı ile savcılık mütalaası da hazırlandı dava savcısının “kime yaranayım” sözleri bu ülkede yargının nasıl yerlerde süründüğünün resmidir. Oysa gerçek bir adalet işleseydi, delillerin incelendiği bir soruşturma yapılsaydı şimdi valisinden cumhurbaşkanına, Başbakana, Emniyet müdüründen MİT müsteşarına, İçişleri Bakanından hepsinin ismini savcılık iddianamesinde görecektik. Ankara katliam davası bir an önce sadece katillere ceza verilerek bitirilmek isteniyor, bu dava AKP IŞİD ortaklığını da açığa çıkartacak bir davadır, telaş bundandır.
Ve Erdoğan bugün de 24 Haziran seçimlerine aynı niyet ile gidiyor. Yine kendine göre yol temizliği ile kan döküyor. HDP’nin baraj altında kalması gerektiği talimatından sonra Suruç’ta yaşananlar tesadüf değil. Nedir faşizm; Gücünün yetemediği ya da kabullenmediği, ideoloji, inanç veya halkları kitlelere ortak düşman gösteriyorsa, sürekli milliyetçilikle beslenen politikalarla ülke yönetiliyorsa, ülkenin sürekli bir güvenlik sorunu dile getiriliyorsa ve bunlarla birlikte ülkenin tüm kaynakları tek bir adamın çıkarlarına hizmet için kullanılıyorsa Faşizm kurumsallaşmıştır. Erdoğan ve AKP tayfası Türkiye’yi bu şekilde yönetiyor. Diktatörlüğünü meşrulaştıracağı inancıyla girdiği bu seçimlerdeki amacı bunu kalıcılaştırmaktır. Yalan, tehdit ve düzenbazlığıyla alanlara inmiştir.
Bizler 24 Haziran’a giderken, ülkenin demokratikleşmesi için vereceğimiz ve sahip çıkacağımız oylar ile aynı zamanda Ankara Garı’nda katledilen 9 yaşındaki Veysel’in gülen yeşil gözlerindeki umudu da yaşatmış olacağız.