General Hefter’in Trablus’ta Faiyz Serac hükümetini ablukaya alması aynı zamanda Erdoğan’ın Sudan’dan sonra Libya’daki hesaplarının da çökmesi anlamına geliyor.

TARIQ HEMO / HABER / ANALİZ

Libya’daki iç savaş, 2011 yılından bu yana aralıksız devam ediyor. Libya halkı başlangıçta eşitlik, demokrasi ve özgürlük talebiyle 42 yıldır ülkeyi yöneten Muammer Kaddafi yönetimine karşı ayaklandı. Bu taleplerle başlayan gösteriler yerini kanlı bir iktidar savaşına bıraktı. NATO’nun müdahalesiyle rejime bağlı güçler ağır bir darbe aldı ve Kaddafi vahşi bir şekilde katledildi. Kaddafi’nin ölümünden sonra da taraflar arasında çatışmalar devam etti. Çatışmalar ülkeyi büyük bir kaosa sürükledi.

Yüzlerce silahlı grup ve çete örgütlenmesi oluştu. Yerel, cihatçı ve aşiretsel bir çok grubun oluşması ve yaşanan çatışmalardan ötürü ülkenin tümü savaş alanına döndü. Libya, dağılma ile yüz yüze geldi.

Sırtını Katar ve Türkiye’ye dayadı

Ortaya çıkan onlarca silahlı çete grupları karşısında olaya müdahale etmek zorunda kalan uluslararası güçler ‘birlik hükümetini’ oluşturmak için çaba harcıyor. Libya için ‘barış kongreleri’ düzenlendi. Trablus’ta kurulan Faiyz Serac yönetimindeki hükümet, uluslararası güçlerce ‘Libya halkının temsilcisi’ olarak tanındı. Bu hükümet ile Bingazi’de Xelifa Hefter yönetimindeki egemen güç arasında uzlaşma sağlanması için yoğun çaba gösterildi.

Abu Dabi’de bir kaç kez bir araya gelen Serac ve Hefter bir ‘birlik hükümetinin’ kurulması konusunda anlaşmaya vardı ancak bu, bir türlü pratikte karşılığını bulamadı. Sırtını Katar ve Türkiye’ye dayayan Serac, Heftar’ı tanımayacağını ve onun yönetimi altındaki Libya ordusunun müdahalesine izin vermeyeceğini açıkladı. Bu da işleri tamamen içinden çıkılmaz hale getirdi. Libya ordusu, Muammer Kaddafi yönetimi sürecinde General Heftar’ın komutası ve kontrolü altında bulunuyordu. Heftar 1987’de ülkeden ayrılarak ABD’ye siyası sığınma başvurusunda bulunmuştu. Libya’daki iç savaşın başlamasıyla birlikte inisiyatif alan Heftar, oluşturulan silahlı gruplara karşı savaş başlattı.

Libya ordusu ülkenin doğusundaki bir çok yerleşim birimi ve bölgeyi dinci çete gruplarından aldı ve özgürleştirdi. Bu başarılı hamle ile bir çok Batılı ülke ve Arap devleti Haftar’ı, Libya halkının gerçek meşru temsilcisi olarak tanıdı.

   

Türkiye’den giden silah dolu gemiler

Ülkenin doğusundaki zaferden sonra General Hefter, Trablus’ta oluşturulan hükümetin başındaki Faiyz Serac’ı uyardı. Ancak Serac tüm dialog çağrıları, müzakere taleplerini duymazdan geldi, aynı zamanda Türkiye ve Katar ile diplomatik ilişkilerini sürdürdü. Bu iki ülke Trablus’ta oluşturulan Serac hükümetine her türlü desteği veriyor. Son süreçte Türkiye ve Katar tarafından sağlanan yardımlarla silah dolu gemiler, Serac hükümeti ve çetelere destek için Trablus’a gönderildi.

4 Nisan’da General Hefter yönetimindeki Libya ordusu Trablus’a ve burada oluşturulan Serac hükümetine karşı yeni bir hamle başlattı. Hefter’in başkenti ele geçirme hamlesi Mısır, Suudi Arabistan ve Abu Dabi tarafından destekleniyor. Yine ABD Başkanı Donald Trump da Hefter ile yaptığı telefon görüşmesinde ABD’nin desteğini açıkladı.

Başkent kuşutma altında

Libya ordusuna bağlı güçler, başkent Trablus’a çok yaklaşmış bulunuyor. Başkent kuşatmaya alınmış durumda. Son hamlede yaşanan çatışmalarda şimdiye kadar iki taraftan 400 kişinin öldüğü, 1700 kişinin de yaralandığı belirtiliyor.

Bölgeyi yakından izleyen gözlemciler, Hefter’in amacının şehir merkezine girerek sokak çatışmalarının yaşamasından çok, Serac’ı görüşme masasına çekerek şehri kendisine teslim etmesini sağlamak olduğunda hemfikir.

Birleşmiş Milletler’de hazırlıkları yapılan ‘Uluslararası Libya Konferansı’ öncesi General Hefter elini güçlendirmek istiyor.

Son gelen haberlere göre yoğun saldırı altında bulunan Serac hükümeti taraftarlarını direnmeye devam etmesi için çağrısında bulunuyor.

Yine Hefter yönetimindeki Libya ordusu tarafından yapılan açıklamada içlerinde SAM-7 füzelerinin de bulunduğu önemli oranda cephane ele geçirdiklerini duyurdu.

Ordu açıklamasında, söz konusun füzelerin Türkiye ve Katar tarafından silahlı gruplara gönderildiğine dikkat çekildi.

Ordunun iddialarını reddeden Serac yönetimi yaşanan çatışmalarda isim verilmeden “Bazı ülkelere ait uçakların da kendilerine karşı kullanıldığını” ifade etti. Siyasi gözlemciler, sözü edilen ülkenin Mısır olduğu ve Mısır’a ait uçakların (ve diğer hava araçlarının) General Hefter’e destek amacıyla bölgeye gönderildiğini dile getiriyor.

Ancak Türk devleti ve Katar, Libya’da oluşturulan ve İslamı kullanan silahlı çetelere destek vermeye devam ediyor. Kuşatmaya alınan Serac yönetimindeki Trablus hükümeti ve çevresinde bulunan gruplara bu iki ülke silah yardımını sürdürüyor.

Bir kaç gün önce Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan telefonla görüştüğü Serac’a desteklerinin süreceği sözünü verdi ve Hefter’in başlattığı hamleyi, “Libya halkına karşı komplo” olarak tanımladı.

Erdoğan Libya’daki iç savaşını kullanıyor

Erdoğan Libya’daki iç savaşta adeta bir taraf olarak hareket ediyor. Dinci İslamcı çetelere ve Müslüman Kardeşler’e yardımda sınır tanımıyor.

Erdoğan Libya’daki savaşı kendi çıkarı için kullanıyor. Burada Mısır, Suudi Arabistan ve Abu Dabi’nin desteklediği güçlerin yenilmesi ile birlikte bir darbe almalarını istiyor. Yine yandaşlarının Trablus’tan çıkarılması ile birlikte Libya’da söz hakkı kalmayacağını da çok iyi bildiği için Hefter’in başlattığı hamle herkesten çok Türk devleti ve Erdoğan’ı korkutuyor.

General Hefter’e bağlı ordu güçleri Trablus’u kuşatmaya almış durumda Serac hükümetinin bu kuşatmayı fazla kaldıramayacağı ve bir süre sonra müzakere masına oturmaktan başka şansı olmadığı anlaşılıyor.

Sudan’dan sonra Libya’da da yenilecek

Yine Sudan’da olduğu gibi Libya’da da Türk devleti ve Erdoğan’ın yandaşlarının yenileceğini öngörmek zor değil. Yine dinci çetelerin ortadan kaldırılmasıyla kaos da son bulacak. Bu da Türk devletinin artık siyasi ve ekonomik olarak nemalanacağı önemli kaynakların da ortadan kalkacağı anlamına geliyor.  Görünen o ki Türk devleti diktatörler, terör çeteleri üzerinden artık siyasal ve ekonomik hesap yapamaz durama geliyor.

Kendisi de Müslüman Kardeşleri de zorda

Tüm bunları dile getirirken bir parantez açıp önceki gün yaşanan iki gelişmeyi de hatırlatmak gerekiyor.  Bu gelişmelerden ilki Türkiye’nin Libya’daki çetelere İHA gönderdiği yönündeydi. “Mondafrique” adlı Fransızca bir sitenin haberine göre General Hefter’in sözcüsü Türk devletinin Trablus’taki hükümet ve çetelere İHA gönderdiğini belirtti. Siteye göre Türk rejimi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın Ulusal Libya Ordusu’na verdiği desteğe misilleme niteliği taşıyor.

Bir başka gelişme de Erdoğan’ın koruyup, kolladığı Müslüman Kardeşler’e ilişkindi. New York Times’in haberine Beyaz Saray, Erdoğan’ın Müslüman Kardeşleri’ni terör listesine alacak. Gazete Türkiye ile ilişkilere dikkat çekerek şu yorumda bulunmayı da ihmal etmedi: “Türkiye ile ilişkiler daha da strese girebilir ve sarsıcı sonuçları olabilir.”

AKP’den stresli açıklama

Haber üzerinden daha bir kaç saat geçmeden AKP çoktan “strese” girmişti. Hükümet Sözcüsü Ömer Çelik, yaptığı basın toplantısında Müslüman Kardeşler ile ilgili şunları söyledi: “Müslüman Kadeşler gibi bir ana akım grubuyla DEAŞ’ı (DAİŞ) yan yana getirmek olmaz.”