İzninizle, “sandık her şey değildir” diyenleri “darbeci” ilan edenlerin bu şantajına pabuç bırakmadan, “neden her şey sandık değildir” sorusunu, “sokağın da meşruiyet kaynağı” olduğunu unutmadan, bir başka açıdan yanıtlayalım.

Şu anda AKP, değil yüzde elli, deyin ki yüzde yetmiş oy almış olsun, yani Türkiye’deki bütün “Türklerin ya da kendini Türk sayanların” ve bütün “Sünnilerin” oylarıyla iktidara gelsin, eğer bu parti Kürtlerin “doğuştan” gelme haklarını inkar ediyorsa ve Alevilerin “doğuştan” gelme haklarını kabul etmiyorsa, o partinin yüzde yetmiş oyu, bilin ki Kürtler ve Aleviler için beş para etmez. Ezidiler, Rumlar ve Ermeniler için de…
Şunu da unutmayalım. Diyelim ki AKP ansızın “erkek partisi” olmanın gereği olarak, “kadınların oy hakkını“ iptal etse, bırakalım demokrat erkekleri, bu kadınların yüzde 99.9’u da  AKP’ye oy verse, geride kalan 0,1 oranındaki kadının “dağa çıkma”, “hükümete karşı darbe” yapma, bomba patlatma, suikast düzenleme hakkı mutlak bir haktır.
Seçimler öncesi yapılan propaganda çalışmalarının sonucunda, bir önceki seçimde CHP’li olan birinin, sonraki seçimde AKP’ye oy vermesi, bir faşistin nedamet getirip sosyalizmi benimsemesi mümkündür. Dün Stalin’in “endüstrileşme ve kolektifleştirme” programını benimseyen bir komünistin de, “hidayete” erip, “Adam Smithçi” bir liberal haline gelmesi de şaşırtıcı olmaz.  Ama ne kadar propaganda yaparsanız yapın, “zorla asimilasyon” yöntemleri dışında bir seçim önce Kürt olan bir seçmeni, bir seçim sonra Türk haline getiremezsiniz; bunu Aleviler için de yapamazsınız ve elbette hiçbir propagandayla bir kadın seçmen erkek haline getirilemez.
“Özelleştirmeci” ir parti seçimleri yüzde 51 oyla kazandıktan sonra, “devletçi” parti seçimi kazanan partinin “özelleştirme” girişimlerine muhalefet etmeye devam etme hakkına sahip olmakla birlikte, bu partiyi “özelleştirme” nedeniyle yıkmak için “anayasa dışı” bir tertip yapma hakkına sahip değildir. O zaman ona, Başbakan’ın sevdiği şekilde konuşacak olursak, “sen de çalış, benim özelleştirdiğimi devletleştir” denecektir.
Gerçekten de, “çalışarak bir programı ya da politikayı değiştirme” yani çoğunluk haline gelme imkanı olan bir “demokraside”, “ben kendi programımı uygulamak için çoğunluk olamıyorum, o halda çoğunluktaki parti meşru değildir, tek çare darbedir” diyen bir siyasetçinin aklından zoru var demektir.
Ama Türk ve Sünni nüfusa göre “doğuştan azınlık” olan Kürtler ve Aleviler açısından bu mantık işlemez. Kürtlere ve Alevilere göre, onların “doğuştan gelme haklarını” inkar eden hiçbir parlamenter çoğunluk meşru değildir. Yıkılabiliyorsa yıkılmalıdır. Dağıtılabiliyorsa, dağıtılmalıdır.
İşin aslına bakılırsa, kadınlar da, her ne kadar demografik kanunlar gereği erkeklerle aşağı yukarı eşit sayıda olsalar da, binlerce yıllık erkek egemen toplumda, kadınlığın doğuştan gelme eşitliğini kavramış kadınlar doğal olarak “azınlıktadırlar”. Kavramayanlar aslında “kadınlık dünyasından” koparılmışlar, “erkeklik dünyasında esir edilmişlerdir”. O nedenle bu “azınlıktaki kadınlar” da, kadınlık haklarını tanımayan “çoğunluk iktidarlarını” yıkma hakkına sahiptirler.
Buradan çıkan sonuç şudur: “Türk milliyetçisi, Sünni mezhebine bağlı ve erkek egemen” bir parti olarak AKP, milletlerin, dinlerin ve cinslerin eşitliği ile ilgili talepleri, sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun inkar ve red etme hakkına sahip değildir. Yani burada “sandık” sökmez. “Ben sandıktan çıktım, bir Türk olarak Kürtleri takmam, bir Sünni olarak Alevilere yan çakarım, kadını saçından sürürüm” demeye kalktığın anda meşruiyetin Kürtler, Aleviler ve kadınlar için bitmiş demektir.
Durum şu anda tıpkısının aynısı böyledir.
Şu anda AKP, hem Kürtlerin çoğunlukta olduğu tüm illerde, hem de Alevilerin çoğunlukta olduğu yerlerde, kesinlikle “azınlıktadır”. O nedenle AKP yüzde yetmiş oy alsa bile, azınlıkta olduğu Kürdistan’da ve Alevi çoğunluğun bulunduğu yerlerde, Kürt çoğunluğunun ve Alevi çoğunluğunun üzerinde “meşruiyeti” olmayan bir “iktidar” gücü kullanmaktadır.
Türk ve Sünni çoğunluk açısından AKP’nin “meşruiyeti” tartışılamaz. Ama Kürtler ve Aleviler açısından da “meşruiyet” kazanmak için, AKP’nin Kürt sorununda çözüm yoluna girmesi ve Aleviliği bir mezhep olarak resmen tanıması gerekir. Kadınlara gelince, “erkek egemen” bir parti ne yaparsa yapsın, kadınlar açısından, erkek egemen düzen yıkılana kadar meşru olamaz. Sandık işi böyledir…