AKP iktidarı yeni bir aydın-yazar tipi oluşturuyor.
Kendi geçmişine küfreden ve iktidara övgü düzen okur yazarlar önce yazar, sonra milletvekili yapılıyor.
Ömürlerinin uzun bir bölümünü muhalif bir kimlikle geçirdikten sonra, kudret sahiplerini ve iktidarı keşfedenlerdir bunlar.
İtirafçı-yazar, geçmişte savunduğu ne kadar değer varsa hepsine düşman oluyor.
Kazandığı yeni statünün sallantıda ve güvensiz olduğunu da biliyor.
Her zaman tedirgin, huzursuz ve mutsuzdur.
İtirafçı-yazar, geçmişine sövgüler eşliğinde, kendisini adaletsizliğin kurbanı ilan eder.
İtirafçı - yazar “Duce”nin düellocusudur, iktidar adına televizyonlarda kabadayılık taslar, meydan okur. Kendisini ve geçmişini abartır. Yalan söyler, dalkavukluk ve demagoji yapar.
Toplum nezdindeki konumunun aşağılık bir düzeyde olduğunu da iyi bilir. Yapacağı tek şey kalmıştır artık: İtirafçılığı alabildiğine derinleştirmek.
Hayat olağan akışında akarken bu insanlar nasıl itirafçı - yazar oldu?
Anlamak için üç portre, üç hikaye…
Mehmet Metiner önce İslamcı çevrelerin umut vadeden bir neferiydi. O cephede umduğunu bulamadı, yükselen Kürt siyasi hareketine yanaştı. 2000 – 2001 yılında HADEP Genel Başkan yardımcılığına kadar yükseldi. “Ben Tayyip Erdoğan’ın beyninin kıvrımlarını bilirim. Tayyip Erdoğan demokrat değildir. Türkiye’nin sorunlarını çözebilecek kapasite ve birikimden de yoksundur” diyecek kadar Erdoğan karşıtıydı. Sonra “Z” dönüşü yaptı; “bu sözler benim cahiliye dönemimde söylediğim sözlerdi. Erdoğan gelmiş geçmiş en büyük siyasetçidir” dedi.
Mehmet Metiner HADEP’te Genel Başkan yardımcılığı yanında barış ve uzlaşı komisyonunun da başkanıydı. Bu görevlerini yaparken birçok kez partiye yapılan yardımları zimmetine geçirdi. Ancak o dönemin parti yönetimi, bu olayların üstünü örttü. Metiner, bir uzlaşı işinde parti adına aracı oldu. Sorun yaşayan taraflardan 3 bin Dolar alarak zimmetine geçirdi. Bu olay HADEP yönetimi ve disiplin kurulunun gündemine girince Mehmet Metiner HADEP’ten ihraç edildi.
Metiner zimmetine para geçirmese ve HADEP’ten ihraç edilmeseydi belki itirafçı da olmayacaktı.
Orhan Miroğlu da itirafçı-yazarlık yolu ile milletvekili adaylığına terfi etmiş bir kişiliktir. Öncesinde Kürt milliyetçisi, radikal bir AKP karşıtıydı. Toplantılarda, panellerde Kürt silahlı mücadelesinin meşruiyetini savunuyor, PKK’ye övgüler diziyordu. DTP’de Genel Başkan yardımcılığına kadar yükseldi. 2007 genel seçimlerinde Mersin’de milletvekili adayı oldu. Aslında seçimi de kazandı. AKP’nin sandık hilesi ve oy hırsızlığı sonucu, 150 oyla seçimi kaybetti.
Orhan Miroğlu seçimi kaybettikten sonra DTP’den ayrıldı. Eleştiri adı altında, Kürt siyasi hareketine ve PKK’ye yönelik düşmanca yazıları yazmaya başlayınca, Fethullah Gülen teşkilatı onu keşfetti. Taraf’ta “yazar” oldu. PKK’ye ve Kürt siyasi hareketine hakaret ve sövgülerini arttırdıkça daha çok para kazanılacağını da keşfetti. Erdoğan – Gülen savaşını en önce sezen ve gemiyi en erken terk eden kişiydi.
Erdoğan ve AKP, Miroğlu’nun itirafçı –yazar özelliğini keşfetti, Star yazarı yaptı. Star’da hem PKK’ye hem Fethullah Gülen’e sövüyordu. İtirafçılığını geliştirince terfisi erkene alındı. Şimdi milletvekili adayıdır. 2007 yılında AKP’nin hırsızlaması ile milletvekilliğini kaybetmese, belki de itirafçı-yazar olmayacaktı.
Kürt siyasi hareketine küfür ve sövgüleri nedeniyle Fethullah Gülen’in ve AKP’nin itibarına(!) mazhar olanlardan biri de Kurtuluş Tayiz’dir. 1990 yılında PKK’ye katılarak gerilla olmuş. Bir süre sonra yakalanmış ve hapse atılmış. 1992 yılında Yeni Ülke gazetesinin 28 Şubat-6 Mart tarihli sayısında yayınlanan röportajı manşet olmuş; “Kürt halkının boynundaki esaret zinciri Türk halkının ayağındaki prangadır” demiş Tayiz. Çok hızlı ve çok radikalmiş(!) o zamanlar; “kardeşliğimizi yok sayan, ulusal taleplerini katliamlarla bastıranlar kim olursa olsun Türk değildir. Olsa olsa Osmanlı devşirmesi, Kuyucu Murat torunu olurlar. Bizim cellatlara, katillere ihtiyacımız yok. Kemalist rejimin gerçek yüzünü görmek için yüzümüzü Kürdistan’a, kulaklarımızı Kürt halkının dayanışma çağrılarına verelim” buyurmuş fotoğraflı röportajında.
Cezaevinde çıktıktan sonra, Kürt tarafında durmanın riskli ve zor olduğunu anladı Tayiz. İnat ve sabırla, korunaklı ve güvenli liman arayışını sürdürdü. Bu sürede Gülen Cemaati, Kurtuluş Tayiz’in itirafçı yeteneğini(!) ve potansiyelini gördü. Eline kalem önüne kağıt sürüp, “yaz evladım” dedi ve onu Taraf’a yazar yaptı. O da, o gün bugündür Kürt siyasi hareketine hakaret ve küfür yağdırıyor.
Kurtuluş Tayiz, “öküz öldüğünde” Gülen karşıtı da oldu. AKP onu ödüllendirdi ve Akşam’a yazar yaptı. Şimdi büyük bir heves ve iştahla, Kürt halkının özgürlük mücadelesine saldırıyor.
Yalan, palavra ve küfürlerle Metiner ve Miroğlu’nun yolunda yürüyor.
Kurtuluş Tayiz, cezaevinde PKK koğuşlarından tecrit edilmese belki de itirafçı - yazar olmayacaktı.