AKP yöneticileri yaptıkları konuşmalarda: "Bizler, kuruluş, çıraklık ve şimdi de ustalık dönemini yaşıyoruz” diyorlardı.

AKP’nin kurucusu Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra da anayasa zorunluğu olduğu halde partiyle ilişkisini kesmedi. Seçim sahalarına indi. Son seçimde çoğunluğu kaybedince deliye döndü. Seçimi tanımadı. Ülkeyi yeni bir seçime sokuyor. "Sistem değişmiştir” diyerek, ustalık döneminde darbe yaptı. Yasaları tanımıyor. Ağzından çıkan her söz yasa gibi uygulanıyor. Barış masasını devirdi. Operasyonlara başladı. Dobra dobra, "400 milletvekili verseydiniz bunlar olmazdı” diyor.

Birkaç gün sonra, önümüze sandık konulacak. Oy vermeden önce, AKP’nin ustalık döneminde yaptıklarını görmek için görsel ve yazılı basını şöyle bir tarayalım: AKP’liler diyorlar ki, "HDP baraj altında kalmadan çoğunluğu alamayız. Öyleyse HDP halkın gözünde yıpranmalı. HDP’nin siyasi kadroları içeri alınmalı. Başını kaşıyacak mecali olmamalı.”

AKP’nin ustalık döneminde insanın insana acımazsızlığına, ahlak duygusunun körelmesine "iç" sesin zayıflayıp yok olmasına, insansal değerlerin ve erdemlerin çöküşüne tanık olduk tüm dehşetiyle. İnsan soyunun ayıbı sayılacak (öldürülen kadın gerillanın çıplak teşhiri) ruhumuzu, bedenimizi ve beynimizi itaatkar kılıp esir almaya çalışan bir kirliliğe maruz bırakıldık.

TOKİ’nin bir şantiyesinde çalışan 50 Kürt işçisi, Kürt oldukları için devlet güçleri tarafından elleri arkadan kelepçeli olarak yere yatırılıyor, kameralar karşısında. Tim komutanı bağırıyor işçilere "Türk devletinin gücünü göreceksiniz” diyor. İnsan şu soruyu sormadan edemiyor; peki bunlar hangi ülkenin vatandaşı?

Toplumun tüm emeğini vergi adı altında toplayıp, keyfi ve Saray'ın selameti için savaşa harcıyor. Faşizmde ve eşkiyalıkta ustalığı yaşıyor. Alevilerin evlerini işaretliyor. Cizre’de binaların üzerine askeri helikopter indiren özel timler evlerin kapılarını balyozlarla kırıyor, sokakta vatandaşları tarayıp öldürüyor ve beşikteki bebeleri bile öldürmekten sakınmıyor. 

Hiçbir ülkede benzeri görülmemiş uygulamalar var. AKP hükümeti kendi hükümetindeki bakanları ve meclisinde 80 milletvekili ile temsil edilen bir partinin genel başkanını dahi Cizre’ye bırakmadı. Bunlar AKP'nin ustalık döneminin ürünleridir. 

Savaş tarihinde benzeri bulunmayacak biçimde halkı açlığa, susuzluğa elektriksizliğe mahkum edip, dünya ile haberleşmeyi kesiyor. Halkın yaralılarını hastahaneye götürülmesine ve en acısı ölen bebelerin defnedilmesine dahi müsaade edilmiyor. Anneler çocuklarının cenazeleri kokmasın diye buzdolabına koyuyor. Bu anaların ızdırabını hissederek seçim sandığına oyunu at ey insanoğlu! 

Ambulans verilmediği için, yaralılar ve hastalar ölüme terk edilmiş Cizre’de. Bunlar da AKP’nin ustalık döneminin icraatları. Oyunu verirken bunları anımsa insanım diyebiliyorsan...

Erzurum 1. İnfaz Mahakemesi'nde Kürtçe tercüman isteyen Selman Gülbahçe’ye Hakime Seval Aktaş, "Kürt yoktur. Tercüman istemekle terbiyesizlik yapıyorsunuz. Bunlar da Ermeni’ler gibidir. Çıkın dışarı. Defolun” diye bağırıyor ve jandarmalara sesleniyor... Kürtler serbestçe dillerini kullanıyorlardı, ne oldu?

Cizre’de 23 insan öldürüldü. Bunların biri 35 günlük bebek, dördü çocuktu. Bir haftayı aşkın cehennem hayatı yaşatıldı halka. Suçları Kürt olmaktı sadece...

Cizre’de sokağa çıkma yasağı varken, inekler ve güvercinler de kıyıma uğramış. İnek sahibi isyan ediyor: "Bizleri katlediyorsunuz, bizler Kürdüz diye. Peki, inekler, güvercinler de mi Kürt?" diyor. AKP'nin "Kürt coğrafyasında hiçbir canlı kalmasın" dediğini bilmiyorlar. Bu nedenle, ormanlar yakılıyor, gerilla mezarlıkları yıkılıyor, meralar bombalanıyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastahanesi'nde bir kadın doktor bir hasta yakınından şiddet görmüş. Serviste sorumlu Prof. Dr. Halit Çam, hakarete uğrayan doktora "Zaten evlendiğin zaman kocandan da dayak yiyeceksin” demiş. AKP’nin kadına bakışını ne güzel tercüme ediyor! Kadın seçmen kardeşim, oyunu kullanırken bunları anımsa, öyle kullan...

Ülkede yermiyi aşkın siyasi parti var. Hepsi yasal. Seçim zamanında propaganda yapma hakkına sahipler. Bunlardan biri de HDP'dir. Son seçimde meclise 80 milletvekili gönderdi. Ne hikmetse bu partiye genel merkezi dahil olmak üzere sadece iki gün içinde 305 saldırı gerçekleşti. Yakıldı, yıkıldı, tabelaları parçalandı. Üyeleri işkenceden geçirilerek tutuklandı. Ve hatta öldürüldü. Bu yıkma, yakmalar polis gözetiminde yapıldı, yapılıyor. Diğer partilere dokunan yok. Esvabı mücübesi ne ola sayın okuyucular?

Sokağa çıkma yasağı olan bölgelerde, su, elekltrik kesilmiş, fırınlar ve dükkanlar sadece devlet görevlilerinin ihtiyacı için kısa bir süreliğine polis gözetiminde açılmış. Sokağa çıkanlar, keskin nişancıların hedefi olmuş. Ne uğruna? AKP’ye 400 milletvekil verilmediği için.

Sıraladığım bunca antidemokratik davranış ve katliamlara devlet tek bir yasal soruşturma açmamıştır. Sadece üstüne konulan gizlilik raporuyla kapatılır.

Oy vermek için sandık başına gitmeden bunları irdele. Yarın tornunun yüzüne bakarken üzüntü duymak istemiyorsan AKP’nin diktatöryasına dur de....

Netice olarak bunca zalimliğin panzehiri öz yönetim hamlesine sahip çıkmak ve orada yer almaktır. Türkiye’de demokratikleşme düğümünün çözüleceği yer burasıdır. Yerel yönetimlerin özgürleşmesidır. Sen "eyalet" de, bir başkası İsviçre’de olduğu gibi "kanton" desin. Bunlar hayata geçerse, ülkedeki tüm halklar mutluluğu yakalar, annelerin gözyaşları son bulur. 

Son kararı sen belirliyeceksin seçmen kardeşim...