AKP ve Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimini kendisi için „Allahın bir lütfu“ olarak değerlendirmiş; çöküşün eşiğinden kendisini kurtaracağını sanarak; sivil darbesini kurumsallaştırmaya başlamıştı. 15 Temmuz 2016’dan önce Tayyip Erdoğan ve AKP’nin içindeki kriz, çatallanma, yeni parti kurma vb tartışmalar vardı. Erdoğan ve ekibi 15 Temmuz Askeri darbe girişimine karşı; kendisini merkeze alarak, yeniden imaj ve ittifak tazelemeye girişti.

Kısmen başarılı olsa da, yaptıkları başına daha büyük felaketler getireceğini gösteriyor. Birincisi, Tayyip Erdoğan, içeride MHP ve CHP’yi kendisine yedeklediğini; Ergenekoncularla da „Vatan savunması, son istiklal savaşı“ için ittifak yaptığını düşünüyor. Yargı ve polisiye tedbirlerle on binlerce insanı, yüzlerce gazeteci-yazarı, muhaliflerin her tonunu sindirmeyi hesaplıyor. AKP içinde, kendi istediği doğrultuda hareket etmeyenlere ise cezaevlerini, iflası ve başka sıfatlar takarak etkisiz hale getireceğini planlıyor.

Erdoğan ve ekibi dış politikada ise Rusya’dan özür dileyerek, İsrail’e tavizler vererek, İran ve Şam rejiminin suyuna giderek, „dostluklarını artırmayı“ hedefliyor. Suriye’ye girerek hem DAİŞ çetelerinin hem Suriye rejiminin hem Rusya’nın hem de ABD’nin istediklerini yapacağını gösteriyor. BM’ye çatıyor, Avrupa Birliği’nin tehdit ediyor.  

Peki bunlar Tayyip Erdoğan’ı ve AKP’yi kurtaracak hamleler ve politikalar mı? Gerçekten de değil. Çünkü sorunun tespiti yanlış. İçeride Kürt meselesi, Kürtlerin direnişi büyüyerek sürüyor. Sürecek de. Milyonlarca insan AKP’nin baskıları nedeniyle daha fazla mağdur oluyor. Herkes kendisini tedirgin hissediyor. Ve öfke biriktiriyor. Çünkü AKP ve Erdoğan’la Türkiye’ye huzur ve barış gelmeyeceğini bütün çevreler idrak etmiş durumda. Ama bunun tepkisini ortaya koyacak zemin ve zaman konusunda bir sıkıntı var. Yani zemini ve zamanı geldiğinde Tayyip Erdoğan ve ekibi Türkiye toplumu tarafından kesinlikle ya linç edilecek, ya sürgüne gönderilecek ya da cezaevine konulacak. Milyonlarca insan bunun beklentisi içinde.

Dışarıda ise Tayyip Erdoğan ve AKP’den beklentisi olanlar yok. Sadece köşeye sıkışmış olan Erdoğan ve AKP’den fazlasıyla istediğini alanlar var. Rusya, İsrail, ABD, Esad Rejimi, İran, AB vb yapılar tamamen kendi çıkarları için Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu değerlendiriyor. Erdoğan ise tehlikeyi kendisinden uzak tutmak için herşeyi verse de kendisini kurtaramıyor. Mesela son ABD gezisinde BM’de konuştu, kimse dinlemedi. Dünyanın en büyük sermaye temsilcileri ile konuştu. Ardından Türkiye’nin kredi notu düştü. Ekonomik kriz ve istikrarsızlığın derinleşeceği belirtiliyor. Yahudi lobisi ile görüştü, ama ardından AKP’nin gazeteleri 2. Darbe yolda diye telaşa kapıldı. Bunlar da yetmiyor Fethullah Gülen, uluslararası alanda Tayyip Erdoğan’ı zorlayacak itiraflara başlıyor.  

Bütün bu olup bitenler AKP ve CHP içine de yansıyor. AKP içinde 80 milletvekilinin başka bağlantıları çıkmış. Bunlar arasında bakanların olduğu da söyleniyor. Belediye başkanları da cabası!.. Yani AKP içinde Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik dışında başkaları var. Ve bunlar Erdoğan için daha büyük tehlike... Birbirleri hakkında öyle şeyler yazıp çizmişler ki! Örneğin Tayyip Erdoğan’ın damadı ve bakan Berat Albayrak, AKP’li Cuma İçten için „işe yaramazın, sahtekarın biri“ diyor. Daha başkaları da var. Durum böyle olunca AKP içindeki homurdanmalar, birbirini satmalar farklı bir zemine kayıyor. Erdoğan şimdilik bunu engelleme telaşı içinde. Ama zor. 

CHP ise hem AKP ile görüşüp „Vatan millet sakarya!“ ortaklığında hem de muhalefette sertleşmeye gidiyor. Tayyip Erdoğan’ın en büyük Fethullah Gülen destekçisi olduğunu söylüyor. CHP’nin içinde de AKP ve Erdoğan’dan rahatsızlıklar artınca Kılıçdaroğlu muhalefetini sertleştirmeyi seçiyor. Yani Kürt sorununun hiç gündeme almasa bile AKP ve Erdoğan için zor günler tekrardan ve daha da katmerli bir şekilde başlıyor. Hele buna Kürt direnişi, Suriye’deki gelişmeleri de ekleyin; göreceksiniz ki Erdoğan ruh sağlığını birden yitirmiş olacak!...