Türkiye’nin bir değişim sürecine girdiğini ve yol ayrımına geldiğini epey zamandır söylüyorduk. Bu değişim sürecine ya demokrasi güçleri etkin müdahale edecek, Kürt sorunu dahil temel sorunları çözerek demokratik bir Türkiye’ye öncülük yapacaklar ya da AKP’nin başında olduğu milliyetçi, mezhepçi ve tekçi bir faşist rejim yapılandırılacak. Ne yazık ki, demokrasi güçleri gelişmeleri doğru okuyarak sorunun aciliyetini görmedi. Dağınık ve parçalı yapısını aşamadı. Yük bütünüyle yine Kürtlerin sırtında kaldı. AKP de bu fırsatları değerlendirerek otoriter ve faşist bir rejim inşa etme yolunda hız almış durumda.
Türkiye’de faşizmin giderek kurumlaşmasında AKP’nin en büyük işbirlikçisi ve destekçisi CHP oldu. Klasik devletçi tutumla demokrasi ikilemi arasında sıkışıp kaldı. AKP her sıkıştığında imdadına CHP yetişti. Savaş tezkerelerine CHP evet, dedi. Kürdistan’da süren savaşa evet, dedi. Ona yakın şehir yakılıp yıkıldığında itiraz etmedi. Milletvekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına evet, dedi. Binlerce Kürt, HDP’li sürek avına tabi tutulup tutuklandığında sessiz kaldı. Belediyelere el konulup kayyum atandığında sesi çıkmadı. Yıkılan şehirlerin halkı şehirlerine sokulmadı, CHP’nin sesi çıkmadı.
AKP, Irak hükümeti istemediği halde Basika’dan çıkmam, dedi. CHP, Irak’ta savaşa bulaşmaya karşı çıkacağına Bağdat’tan AKP’nin ricacısı oldu, bizi Basika’dan çıkarmayın, dedi. Suriye batağında ne isimiz var biçiminde uzun süre demagoji yapan CHP, Türk ordusunu AKP Suriye’ye soktuğunda destekler oldu. Onlarca televizyon, dergi, gazete, ajans kapatıldığında CHP’nin dikkate değer bir tepkisi olmadı.
Şimdi sıra Cumhuriyet gazetesine geldi. CHP ses çıkarmaya çalışıyor. Bütün muhalif sesler kısılırken, Kürtlerin başına bu kadar felaket getirilirken sesi çıkmayan CHP’nin sesine katılacak kimler kaldı geride! Kürdistan’da faşizm ve terör kol gezerken Türkiye’nin payına özgürlükler ve demokrasi mi düşecekti? Böyle düşünenler en hafif deyimle gafiller olarak tanımlanabilir. Kaldı ki, Kürdistan’daki eski bastırma deneyimleri, yani Doğu’da kan ve katliam varken Bati’nin da payına ağır baskı ve yasakların geldiğini defalara görmüşlerdir. Defalarca denenmiş yöntemlerin farklı sonuçlar vereceğini sanan CHP’ye ancak suç ortağı denilebilir. Ortada öyle bilmezlik, anlamama ve aymazlık yoktur. Bu Kılıçdaroğlu ve CHP’nin bir tercihidir.
MHP ve AKP arasında hangi temel konularda fark kalmış? Eskiden de yoktu. Ama AKP bunu biraz kamufle etmeye çalışıyordu. Şimdi ideolojik ve politik olarak tamamen örtüşen ve bunu artık gizleme gereği duymayan bir aşamaya geldiler. AKP eskiden MHP ile aynılaşırsam Kürtlerin desteğini kaybederim, diyordu. Ayrıca CHP sosyal demokrat ve AKP karşıtlarının daha fazla desteğini alabilir, diye siyasi hesaplar yapabiliyordu. Şimdi buna ihtiyaç duymaz oldu. Bir zamanlar Fethullahçılarla ittifak kurdu. Devleti aralarında bölüştüler. Fethullahçılara dokunan yanıyordu. Şimdi zeytin yağı gibi üste çıktılar. Önlerine geleni Fethullahçı deyip tasfiye etmeye ve suçlamaya çalışıyorlar. Öyle ki, Cumhuriyet gazetesi bile Fethullahçı olarak suçlanmaya başlandı.
Kılıçdaroğlu, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler Fethullahçı veya darbe destekçileri olarak tutuklandıklarında ne yaptı? Her şeyi bir tarafa bırakalım, hiç olmasa herkesin tanıdığı bu insanlara CHP ciddi biçimde sahip çıkıp tavır koysaydı bugün Cumhuriyet gazetesini basamazlardı. CHP halkı meydanlara çekip demokrasi ve özgürlükler için barikat kursaydı bugün bunlar olmazdı. Bunun ortamı vardı. Yeterince gerekçesi de vardı. AB’ye girme ve demokratik bir cumhuriyet kurma programını sahiplenip halkı arkasına alsaydı mezhepçi, vurguncu ve faşist AKP’nin önünü rahatlıkla kesebilirdi. Demokrasi güçleriyle birlikler kurabilirdi.
Kürtlere AKP saldırdığında CHP seyretti. Sol ve demokrasi güçleri hedef alındığında oralı olmadı. MHP, AKP ortaklaştığında faşist tehlikeyi ciddiye almadı. Ordu, Suriye’ye girdiğinde destek oldu. Irak’ta hakeza. Şimdi de sıra Cumhuriyet gazetesine geldi. Bunda şaşılacak ne var? Görünen köy kılavuz istemez derler. Sıranın AKP’ye teslim olmayan, biat etmeyen herkese geleceği aşikardı. Faşizmin karakteri böyledir. Ve faşizm karanlıkları sever. Aydınlıklarda barınamayacağını bilir çünkü. Şimdi aydınlık bir Türkiye isteyenlerin birleşme ve ayağa kalkma zamanıdır.