Muhalefet toparlanmalı. Çünkü AKP’nin "monolitik" sanılan iktidarı sarsılmaya başladı. Alternatifsizlik Türkiye’yi ABD’ye mahkum eder. O nedenle "milli" falan değil, ama ciddi bir muhalefete ihtiyaç var.

Önce "yekpare" sanılan AKP iktidarının sarsılması üzerine konuşalım:

Sarsılıyor. Çünkü AKP’nin üstünde durduğu Türkiye bir NATO ülkesi. Onun en büyük ekonomik ortağı dünya kapitalizmi. Yani ordusunun "kumanda butonu" da, sermayesinin "kasa şifresi" de bu "küresel devlerin" elinde.

AKP nedir?

Babacan’a, Şimşek’e bakın. Belli ki onlar "Erdoğanist" bir "ideolojinin" fedaileri değil. Sermaye çıkarlarının "yetenekli" sözcüleri, Wall Street’den yükselen sesler, senin benim cebimde kıpırtı bile yaratmaz, ama onların kulaklarının zarını patlatır. Ya şu Genelkurmay Başkanı? Onun da kulakları Pentagon’dan iletilen kimbilir kaç desibellik seslerle depreme uğruyor. O biliyor ki, "ABD’siz obüsün fırtınası" affedersiniz davarın yellenmesine benzer.

Sistemin bu iki temel direği, sermaye ve ordu, AKP ve Saray’ın izlediği politikalar yüzünden şu anda bilin ki, içten içe sarsılıyor.

Nasıl sarsılmasın?

"Bölge pazarlarında hegemonya" savaşını Türk sermayesi kaybetti. Türk ordusu ise Suriye’de NATO’nun, ABD’nin desteğinden yoksun, cascavlık ortada kaldı. Tolga Tanış’ın yazdığına göre, Kirby, "Türkiye DAİŞ’e karşı koalisyondan istiyorsa çıkabilir" demiş. Ve YPG her gün yeni bir zafer kazanıyor.

Ne yaparsın? Titrersin. Sarsılırsın. Öyle de oluyor.

Yeni Şafak’ta her biri birer "sismik sayaç" rolü oynayanlar "sarsıntıyı" duyurmaya başladı bile.

Erdoğan kükrüyor.

O kükrediği halde, onun gazetesi Yeni Şafak’ta Faruk Akyol şöyle mırıldanıyor:

"Bu şartlarda Türkiye, toprak bütünlüğünü koruma ve içerideki terör odaklarına operasyon yapma dışında, sert ve tehlikeli bir hamlede bulunmamalıdır.

Toprak bütünlüğümüzü savunma hakkımız "küresel ittifak" tarafından tartışmaya açılırsa, Allah korusun, yeniden İstiklal Marşı yazmak zorunda kalabiliriz."

Yeni Şafak’ın, "ağırbaşlı" yazarlarından Mensur Akgün, AKP ve Saray’ın hem PKK’ye, hem de YPG’ye dönük siyasetinden şiddetli şekilde kuşkuya düşmüş.

 "PKK’ye karşı, topyekûn bir askeri başarının mümkün olamayacağını düşünüyorum. Bence yapılması gereken PKK’nın silahlı unsurlarının Türkiye’den çıkartılmasının sağlanması için çalışılmasıdır. Bunun da yöntemi siyaset ve esneklikten, daha önce denenmiş mecraların yeniden devreye sokulmasından geçmektedir."

Yazar, tıpkı Kirby gibi "bombalamayı kes" diye konuşmuş:

"İktidar bloğunun Suriye gerçekliğini kavradığını, oraya asker sokmak anlamında müdahaleye kalkıştığımız takdirde Rusya ile savaşı göze alacağımızı, NATO’nun bize fiili destek sağlamayacağını gördüklerini zannediyorum. Hatta bir an önce, bir Birleşmiş Milletler GK kararına gerek olmadan, top ve diğer ağır silahlarla dışarıdan yaptığımız müdahaleye son vereceğimizi umuyorum."

Bu "sismik araçlar" sarsıntı grafiğini giderek daha net vermeye devam edecek.

İyi de Saray ne yapacak? Şunu: Yeni bir seçimle MHP’yi baraj altında bırakmaya çalışacak. O sarsıntıları hissediyor ve hiç kimseye güvenmiyor. O nedenle "tek başına" bütün yetkileri elinde toplayacak, etrafındaki güvenilmezleri, ki bunun içinde muhtemelen Davutoğlu da var, temizleyecek, yanına "jöleli" ile "ipini koparmış" Ömer Lekesiz gibilerini, bu arada Markar Esayan ve Orhan Miroğlu gibi "AKP’siz hiç" sayılanları toplayacak. Ve ölene kadar iktidarda kalmayı deneyecek.

Başa dönelim: Muhalefet toparlanmalı. Ne demek bu? Bu "ortak bir program" etrafında birleşmek demek. Bir: Yeniden çözüm sürecine dönülecek. İki, Rojava kantonları resmen tanınacak. Üç, Suriye'nin iç işlerine karışılmayacak. Dört: Demokratikleştirilmiş parlamenter rejim kabul edilecek.

Böyle bir muhalefet cephesi kurulamazsa, Saray’ın "alternatifi ortaya çıkmaz. Çıkmayınca, Türkiye diktatörlük haline gelir. İç savaş patlar. Saray'ın iktidarını "parlamenter yoldan" ve "yerli" güçlere dayanarak sona erdirme imkanı yaratılamazsa, Pentagon "NATO üyesi Türkiye’yi" "kurtarmaya" yeltenir.

Vesselam…