
DİDF (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu) Genel Başkanı Zeynep Sefariye Ekşi, AKP ve Erdoğan’ın yeniden savaş konseptini devreye koymasında DAİŞ’in Rojava’da yenilmesi ve HDP’nin barajı geçmesinin etkili olduğunu belirtti.
Avrupa’daki demokratik kurumların Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM) bünyesinde gerçekleşen ortaklaşmayla yapılan eylemlere şimdiye kadar aktif katıldığını kaydeden Ekşi, savaş konseptine karşı da benzeri bir çabanın ortaya çıkacağını söyledi.
DİDF Genel Başkanı Zeynep Sefariye Ekşi’yle konuştuk.
AKP Hükümeti/Türk devleti, topyekun savaş konsepti başlattı; Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne ve tüm demokrasi güçlerine yönelik saldırı dalgası devam ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP Hükümeti tarafından son günlerde başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere Kürt halkına ve demokrasi güçlerine yönelik başlatılan saldırılarının kapsamlı bir savaş planı olduğu anlaşılıyor. Nedeni anlaşılamaz değil. Sadece 7 Haziran seçimlerinin değil, önceki iki seçimin sonuçlarına da bakmak gerekir. Önceki seçimlerde Erdoğan, Kürt halkının varlığını, sorunlarını sözde kabul ettiği propagandasıyla, asıl Kürdistan’da aldığı oylarla çoğunluğu sağlamıştı. Kısacası boş vaatlerle Kürt halkını kandırmak istiyordu.
AKP, politikasını devam ettirebileceğini düşündü, bu yönlü planlama yaptı. Ama Kürt Özgürlük Hareketi, yıllardır yiğitçe verdiği mücadeleden edindiği politik tecrübelerle AKP ve Erdoğan’ın gerçek yüzünü açığa çıkardı. Bunda iki olay etkendi: Birincisi, Rojava, Şengal ve Kobanê’de Kürt halkının IŞİD’i bozguna uğratmasıydı. İkincisi ise, HDP.
HDP, aynı zamanda “Türkiyelileşme” olarak ifade edilen; Türkiye’nin her alanda demokratikleştirilmesi ve demokratik bir iktidarla Kürt halkının ulusal özgürlüğünün sağlanmasının en geniş kesimler tarafından savunulması ve tüm ezilenlerin, sömürülenlerin birleştirilmesi demektir. İşte 7 Haziran, bu gerçeği ortaya çıkardı. AKP ve Tayyip Erdoğan’ı korkutan da bunlar oldu. Kürt halkını zorla asimile etme politikalarına geri döndü. Bedeller üzerinden başlayan “çözüm süreci”, gelinen aşamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rafa kaldırılmış ve partisi AKP de bu politikayı izliyor. Şimdi, MHP’nin, Devlet Bahçeli’nin faşist, saldırgan politikasına dört elle sarıldı. HDP’nin bütün planları alt üst etmesini içine sindiremeyenler, şimdi topyekun saldırı başlatarak silah zoruyla kendileri için dikensiz gül bahçesi yaratmanın çabası içindeler. 20 Temmuz Suruç Katliamı’ndan bu yana olup bitenler, Erdoğan ve partisinin, 7 Haziran’da ulaşamadığı hedefe bu kez savaşla varmak istediğini açık olarak ortaya koyuyor. Çünkü, barış ortamının kendilerine oy getirmediğini, tersine demokrasi güçlerine yaradığını hesaplayarak savaş politikalarına geri döndü. Bunun ne kadar tehlikeli olduğunu son günlerde yaşananlardan hep birlikte görüyoruz.
Bize göre, Kürt sorununun demokratik bir şekilde çözümü üzerinden oy hesabı yapılamaz. Önemli olan oy değil, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin en temel hakları ve yitirdiğimiz canlardır. Bir aydır Türkiye ve Kürdistan’da yüzlerce Türk ve Kürt gencinin çatışmalarda hayatını kaybetmesinin sorumlusu Erdoğan ve ekibinin izlemiş olduğu bu saldırgan politikadır. İnanıyorum ki, savaşla erken seçimlerde hedefine varmak isteyenler, bu kez de amaçlarına ulaşamayacaklar. Biz Avrupa’dan bunun olmaması için elimizden geleni bu sefer de yapmaya devam edeceğiz.
Kürt sorununun çözümünün, barışın tesis edilmesinin, müzakerelerin yeniden başlamasının koşulu sizce nedir? Bu noktada size ve diğer demokrasi güçlerine Avrupa’da nasıl görevler düşüyor?
Bize göre müzakerelerin yeniden başlaması, silahların karşılıklı olarak susmasının hiçbir koşulu olmamalıdır. Taraflar derhal hiçbir şekilde şart öne sürmeden bu savaş ve çatışma ortamının bitmesi için acil bir şekilde ateş kesmeli, ellerini tetikten çekmeli. Bizlere düşen görev de demokrasi ve barış sesinin daha da yükseltilmesi, demokratik bir Türkiye’nin sağlanması için birliğin ve mücadelenin daha da genişletilmesidir.
Avrupa’da yaşayan farklı uluslar ve inançlardan Türkiye kökenli göçmenler olarak çözüm sürecine destek vermek amacıyla 29-30 Haziran 2013’te Brüksel’de Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’ni kurmuştuk. DİDF olarak bugüne kadar barış ve çözüm süreci konusunda Avrupa’da üzerimize düşenleri yapmaya çalıştık. Türkiye’de bunca çatışmanın olması, her gün ölüm haberlerinin gelmesi, kent ve kasabalarda terör estirilmesi, pek çok bölgede adeta olaganüstü hal ilan edilmesi, çözüm sürecinin durması, ne yazık ki Avrupa’da yaptığımız çalışmaların yeterli olmadığını göstermiştir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde AKP’nin bu savaş konseptini püskürtmek için birlikte hareket ettiğimiz bütün güçlerle etkili bir çalışma yapmamız gerektiğini ortaya koyuyor.
Peki somut planlamanız, eylem veya etkinlik programınız var mı?
Almanya’daki ilerici, demokrat kesimlerin desteğini almak ve Alman devletine de savaşın durdurulması ve barış için baskı yapmak görevimizi daha da geliştirmeliyiz. Bu konuda özel çaba harcıyoruz. Geçtiğimiz haftalar bizler için Türkiye’de yaşanan saldırılara karşı hareketli haftalar oldu. Bu çerçevede federasyonumuzun örgütlü olduğu bütün kentlerde başta Suruç Katliamı olmak üzere bütün saldırılara karşı basın açıklamaları, uyarı nöbetleri yapıldı. En son 8 Ağustos’ta hep birlikte Köln’de binlerce insanın katıldığı bir yürüyüş ve miting gerçekleştirdik.
Şimdi 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla özellikle Alman emekçilerine, halkına yönelik yoğun bir eylem ve aydınlatma çalışması başlatıyoruz. 1 Eylül gösterilerinde Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’daki gelişmelerin gündeme gelmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Bu temelde yapılacak gösterilere ve yürüyüşlere katılacağız. Gazeteniz aracılığıyla, bütün Türkiye ve Kürdistanlıları bu yıl Almanya’daki 1 Eylül gösterilerine güçlü katılmaya çağırıyoruz. Ayrıca pek çok kentte Alman ve Türkiye kökenli göçmenlerin katılacağı toplantılar ve etkinlikler planlanmış durumda.
Avrupa’ya anlatmalıyız
FEDA (Demokratik Alevi Federasyonu) Eşbaşkanı Erdoğan Yalgın, AKP’nin savaş konseptinin ve Erdoğan’ın diktatoryal emellerinin Avrupa kamuoyuna teşhir edilmesi gerektiğini belirtti.
AKP’nin devreye koyduğu yeni süreci, savaş konseptini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunun temeli 7 Haziran seçimlerine dayanıyor. Erdoğan ve AKP, seçim hezimetini, yenilgisini bir türlü hazmedemediler. Aslında geldikleri gelenek ve beslendikleri ideolojik yapı buna el vermiyor.
Erdoğan, ülkeyi 2023’lere kadar yöneteceğini zannediyordu. Seçim sonuçları böyle gitmeyeceğini, sürmeyeceğini gösterdi. İlk etapta bunu gösteren demokrasi güçleri oldu. Devrimcilerin, demokratların bir araya gelip koltuğunu sallamasını hazmedemedi. En büyük darbeyi Kürtlerden aldığını görünce ister istemez Kürtleri düşman olarak hedefine koydu ve savaş açtı. Topyekun, devlet organları, silahlı güçleri, basını ve ekonomisiyle Kürtleri bombaladı. Hem yurt içinde hem de yurt dışında Kürtleri ablukaya almak istedi. 12 Eylül’ü aratmayacak bir durum içine soktu Kürtleri. Bu durum karşısında Kürtler direnerek aynı zamanda sürekli yine barışı dillendirerek bir politika geliştirdi. Pirsus Katliamı‘ndan bugüne kadar birçok insanımız hayatını kaybetti. Bu acı, çok acı bir durumdur. Aslında olmaması gereken bir durumdu.
“Yeniden seçime gidersek tekrar tek başımıza iktidar olabilir miyiz” umuduyla hareket ediyorlar. Bu konsepti halen de devam ettiriyorlar. Kürtler, Türkiye’de bir nevi abluka altında. Kürdistan’da köyler boşaltılıyor, ormanlar yakılıyor ve dağlar, taşlar bombalanıyor. Yeniden başlatılan bu savaş sürecinin çok ağır olduğunu bütün dünya görüyor. Kürtlerin de birliktelik içinde direniş gösterdiği muhakkak.
Barışın koşulu nedir? Size nasıl görevler düşüyor bunun için?
Tabii ki topyekun savaş konsepti karşısında tüm güçler, Aleviler, Kürtler, demokratik güçler, üniversite gençliği, ezilen ve ötelenen halklar bir araya gelerek bu sinerjiyi yeniden başlatmalı. Topyekun savaşa karşı sokaklara inmeleri, dimdik ayakta durmaları gerekiyor. Elbette barışta ısrarlı olmak gerekiyor. Şu ana kadar da bu eksende eğilim söz konusudur. Geçtiğimiz günlerde Alevi örgütleri, Ankara’da bir araya gelip barıştan yana tavır koyduklarını açıkça dile getirdi. Aynı şekilde demokratlar da barışın bir an önce tesis edilmesini ve çözüm masasına dönülmesini, savaşın ve bombardımanın bir an önce durdurulması gerektiğini, orman yakmalardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Kürtlerin doğuştan gelen haklarının iade edilmesini talep ediyorlar. Barış istikametinde hiç taviz vermeden ilerlemek gerekiyor. Önümüzdeki günlerde her tarafta birlik oluşacağını umut ediyorum.
Sizin savaş konseptine karşı somut planlamanız, eylem veya etkinlik programınız var mı?
Bu savaş konseptine karşı Avrupa’daki demokratik güçlerin bir araraya gelip sokaklarda AKP’nin kirli politikalarını teşhir etmesi gerekiyor. Avrupa’daki demokrasi güçlerinin bulundukları ülkelerdeki kamuoyuna bu politikaları anlatması ve aydınlatması gerekir. Hatta Birleşmiş Milletler ve NATO’nun gerekirse bu işe el koymasını sağlayacak bir mücadele yürütmek; AKP diktatoryasının gerçek yüzünü yabancı basında teşhir etmek gerekir. Erdoğan ve AKP hükümetinin diktatörlüğünü ilan etmesi, Avrupa için de büyük bir tehlikedir. Bunu Avrupalı halka ve basına doğru bir şekilde anlatmak ve deşifre etmek gerekiyor. Biz Demokratik Alevi Federasyonu olarak da bu unsurlar içerisinde her zaman aktif yer alacağız.
Diktatörler dünyanın hiçbir yerinde ilelebet diktatoryalarını sürdürememiştir. Muhakkak Erdoğan da diktatöryal rejiminin süreceğini düşünüyorsa yanılıyor. O da bir gün saltanatı ve sarayı ile birlikte tarihe karışacaktır.
Müslümanlar barış neferi olmalı
FCÎK (Federasyona Civaka Îslamiya Kurdistan) Başkanı Hafız Ahmet Turhallı, İslam’ı bir barış ve kardeşlik dini olarak algıladıklarını belirterek, “Bütün Müslüman kardeşlerimizle savaşın karşısında barışın neferi olma çalışmalarını derinleştireceğiz” dedi.
İslam’ın sözcük anlamı
Avrupa’daki çok sayıda cami ve derneğin çatı örgütü olan FCÎK’in Başkanı Hafız Ahmet Turhallı, İslam’ın barış ve kardeşlik dini olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Bizler, Kürt Müslümanlar olarak dini inanışımız gereği savaşa, öldürmeye karşı durmaya çalıştık, çalışacağız. İslam, sözcük olarak da barış demektir. ‘Müslümanım’ diyen bir bireyin savaş taraftarı olmasını ben gerçekten anlamakta zorlanıyorum.”
Zulmün kılıfı din
Barış dini olan İslam’ın iktidara bulaştırılmasının oluk oluk kan akmasına neden olduğunu kaydeden Turhallı, “DAİŞ, İstan, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi güçler, Ortadoğu’da dini iktidarlaşmada kullanan güçlerdir. Bir diğerine serdest olmak için tekfir etmekte, hayat hakkını elinden almaktalar. Yaptıkları zulümlere, din kılıfı uyduruyorlar” diye konuştu.
Taner Yıldız’ın samimiyeti
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, “Vatanım ve dinim için şehit olmayı arzuluyorum” sözlerini hatırlatan Turhallı, şöyle devam etti: “Aslında fakir fukaraları ölüme göndermekte ve ölü seviciliğini de dini terimlerle, şehadetin kutsallığıyla örtmeye çalışmaktadır. Bir baksınlar bakalım samimiyetine. Buyursunlar, mesela, bu savaşta öldürülen çocukların ailelesine mallarının, saraylarının hiç değilse bir kısmını bağışlasınlar. Biz de millet olarak samimiyetlerine inanalım.”
Yandaş Müslümanlık!
Bütün Müslümanların savaşa dur demesi gerektiğini belirten Turhallı, yandaş medyanın “Müslümanım” diyen yazarlarının savaş taraftarlığını da eleştirdi.
Bakara Suresi’nde barış yapmanın buyurulduğunu aktaran Turhallı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Savaşın acilen durdurulması lazım; bunun için de her Müslüman’ın çalışması gerekiyor. Bu, hem dini hem de insani sorumluluğumuzdur. Kürtlerin tabii ve insani hakları, sömürgeciler tarafından zorla ve zulümle ellerinden alınmıştır. İslam, zulmü en büyük günah sayar, Müslümanların zulme karşı koymasını emreder.”
‘Allah’ın emrini dinleyin...’
Turhallı, Avrupa’da yaşayan Müslümanlara da çağrıda bulundu: “Allah’ın emrini dinleyelim ve hep birlikte hakkaniyete dayalı bir barışa girelim. Biz de FCÎK olarak barışa katkı sunabilmek için her türlü çabanın içinde olacağız. İnsan kanı dökülmemesi için camilerimizde cemaatimize barışın İslam’daki yerini anlatan hutbeler vereceğiz, seminerler düzenleyeceğiz. Cemaatimizi, barışa ilişkin her türlü çalışmaya katılmaya çağırıyoruz. Allah, kan akmasına sebep olanlara akıl izan versin. Allah, barış isteyenlerden yardımını esirgemesin.”
RAMAZAN MARANKOZ/REHA SARI / HABER MERKEZİ