AKP yanlısı medya, Gever’de üç Kürt gencinin öldürülmesi olayını, yer yer Cemaatçi bir provokasyon olarak yorumladı. Kendi başına böyle bir iddiada bulunması imkansız bir yazar, bu konuda çok açık konuştu.

Olabilir mi
Neden olmasın?
Nitekim PKK Önderi Öcalan da, BDP heyeti vasıtasıyla yaptığı açıklamada, “provokasyonlar karşısında dikkatli olma” çağrısı yaptı…
Cemaat çözüm sürecine karşıdır.
Doğrudan karşı çıkamadığı için, “reform yapılsın ama Öcalan’la ve PKK ile müzakere masasına oturulmasın” demektedir.
Cemaat’in çözüm sürecine karşı çıkışı basit bir “Kürt düşmanlığından” kaynaklanmıyor. Bu, büyük bir planın ayrılmaz parçasıdır.
Ortadoğu’daki paylaşım savaşında, hem Türk sermayesi, hem de Küresel sermaye, şu stratejik saptamadan hareket etmekte: “Kürdistan’a hakim olan Ortadoğu’ya hakim olur.” Bu, petrole hakim olmak anlamındadır.
Şu anda bütün bölgesel güçler ve küresel güçler, işte bu paylaşımın içinde yer alıyor. Rekabet kızışıyor. Bu güçler açısından Kürdistan’a egemen olmanın önündeki en büyük politik engel PKK’dir. PKK ile kardeşlik ilişkisi içindeki partilerdir; PJAK’tır, PYD’dir…
Hatta durum daha da karmaşıktır: Şu anda, Güney Kürdistan’da yalnız PÇDK değil, Goran hareketi ve YNK bile, Rojava’yla girdikleri dayanışma ve Öcalan özgürlük talepleri dikkate alınırsa, bölgesel ve küresel güçlerin Kürdistan üstündeki hesaplarında PKK ile objektif olarak ittifak ederek büyük bir engele dönüşmektedir.
PKK’ye karşı Kürdistan’da El Kaide kökenli örgütleri kullanma pratiği, hem 1990 başlarında Hizbullah’ın yenik düşmesiyle, hem de Rojava’da bunlara bağlı çetelerin uğradığı bozgun yüzünden iflas etti. Şimdi tüm Kürdistan’da PKK’ye karşı “alternatif” olarak ABD yanlısı Cemaat hareketi gündemin ön sırasındadır.
Ve küresel güçlerin polis kurumlarıyla içli dışlı olan, pek çoğu orada eğitimden geçirilmiş kimi Emniyetçilerin, tam da şu sırada sokağı kana bulayarak provokasyon yapması hiç de yabana atılacak bir ihtimal değildir.
İşte bu büyük stratejik oyunun gereği olarak şimdi Cemaat AKP’yle iktidar kavgası verirken, aynı zamanda çözüm sürecini baltalayarak, AKP’yi PKK’ye karşı yeni bir saldırıya zorluyor. Kurnaz cemaat stratejleri, çözüm süreci çöker ve savaş yeniden başlarsa, AKP’nin sonunu da getirebileceklerini düşünüyor.
AKP bu durumda ne yapıyor?
AKP’nin ne yaptığını anlamak için, onun Gever katliamına karşı takındığı tutuma bakmak aydınlatıcı olur. Hükümet, emrindeki polislerin işlediği cinayetleri aydınlatacağına nelerle uğraşıyor? Örneğin dün, iki yıllık aradan sonra adımımı atar atmaz kendimi içinde bulduğun gösteriyi neden şiddet kullanarak önlüyor? Neden halkın bu cinayeti her yerde protesto etmesine izin vermiyor? Bu ancak, o cinayetlerde payı olan bir hükümetin tutumu olabilir…
BDP’nin düzenlediği gösterilerin amacı belli ki, bu hükümeti yıkmak değil. Kürtler kendi kazanımlarını korumaya ve yalnız Türkiye’de değil, tüm Kürdistan ve bölgede barışçı bir demokratikleşme sürecini ilerletmeye çalışıyor…. Kürt Özgürlük Hareketi, burada da “üçüncü yol”dan yürüyor. BDP yöneticilerinin defalarca yaptığı açıklamalardan da anlıyoruz ki, onlar, “Hükümetle Cemaat arasındaki kavganın aleti” olmamakta kararlılar…
Kararlıdırlar ama, Hükümet-Cemaat kavgasının çapı öylesine geniştir ki, hem Hükümet yanlısı çevreler “Kürtlere karşı savaş”tan yararlanarak Cemaat’i dağıtmak, hem de Cemaat böyle bir savaşla Hükümeti çökertmek için aynı anda harekete geçebilirler.
O nedenle şimdi herkes PKK önderi Öcalan’ın “provokasyon uyarısını” büyük bir ciddiyetle ele almalıdır.   
PKK hükümete bahara kadar bir zaman tanıdı. Bu zaman zarfında, Kürdistan’da AKP’yi siyaseten yenik düşürmenin sonucu, aslında Cemaati de yenik düşürmek olacak. Ve bu da, diyalektik olarak AKP’nin yakasını Cemiatten kurtarması sonucunu doğuracak…Hayat böyle karmaşık bir yoldan yürüyor…