Sistematik tartışma yapabilmek için ben dört ana başlık üzerinden gitmek istiyorum. Bunlardan ilki siyasal sistem ve iktidarın niteliği ile ilgili. Yasal mevzuattan ve uygulamalardan kaynaklı engelleyici tutum son derece önemlidir. Hesap sormak ve denetlemek üzere toplumu siyasete katmaya çalışan bir iktidar tavrı yerine, halka, alkış tutma görevini layık gören bir siyaset algısı ile yönetiliyoruz.
Dünya tarihi çok daha baskıcı yönetimlerden kurtulmanın mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye siyaset tarihinde de halkın devlete rağmen kendi geleceğine dair karar süreçlerine müdahil olma çabalarından söz edebiliriz. Dolayısı ile iktidarın siyaset yapma tarzını doğru anlamanın zorunluluğu yanında bu konuyu ana belirleyici olarak kabul etmek var olan duruma teslim olmaktır.
İkinci unsur bizzat halkın kendisidir. Korkuları, umutları, özgüveni ya da kandırılmışlık duygusu ile bir bütün olarak halkın nerede durmasını öngörmekteyiz? Kitle psikolojisinin genel geçer doğruları yanında Türkiye sosyolojisini derinlemesine izleyebilmek ve yaşanan olumlu ya da olumsuz değişimin farkında olmak gerekiyor. Yeni kuşakların yaklaşımları, bu açıdan özel olarak irdelenmelidir.
Asıl üzerinde durulması gereken üçüncü unsur ise halkın siyasete katılımının önünü açacak, yol göstericilik, kolaylaştırıcılık görevini üstlenecek olan aydın yada örgütlü çevrelerdir. İlk iki dinamiğe yönelik stratejiler üretmek ve yeni bir pozisyon inşa etmekle mükellef olan, özne olmaya da aday demektir.
Öznesi olmayan, cümleler kurarak siyaset yapmakta ısrar eden, faili meçhul bir demokratikleşme hayali ile yaşayanlar elbette bu yükü taşıyamazlar. Talepleri saymayı, siyaset yapmak sananlar, aslında halkla buluşmaya cesareti olmayan iş üretme iradesi kalmayanlardır. Eğer sindirilmiş bir toplum ve gittikçe hayatın her alanını şekillendirme hakkını kendinde gören bir iktidardan şikayetçi isek öncelikle yüzleşmemiz gereken muhatap toplumsal muhalefet dinamikleridir.
Benim bu kısa yazıda altını çizmek istediğim son faktör içinde bulunduğumuz zaman diliminin özgün koşullarıdır. Çatışmalı ortamı, Türkiye toplumunun demokrasi ve emek mücadelesine katılımının önündeki engel olarak tarif edenlerin bugünkü imkanı etkin değerlendirmesi beklenir.
Yeni iktidarın gittikçe otoriterleşme eğilimine karşı sığınılacak yerin eski devlet olamayacağını halka gösterecek bir siyaset dili ve örgütlenme modeli geliştirilmelidir. Halkın siyasete doğrudan aktif katılımına olanak sağlayacak bir alternatif geliştirilemezse, bu durum ne sadece baskıcı ortam ne de halkın ilgisizliği ile açıklanabilir.
Yarınları, dün ve bugünden daha onurlu yaşanır hale getirecek olan, iktidar merkezli siyasetin yerine insan ve toplum merkezli siyaseti alternatif kılmaktır.
Aktif toplum tartışması
Türkiye toplumunun siyasallaşmasının önündeki engeller çok somut biçimde ele alınmalı ve bu durumdan çıkış üzerine kafa yorulmalıdır.