Tecridin kaldırılması talebiyle 85 gündür açlık grevinde olan Rıdvan Fidan’ın annesi Besna Fidan, polisin tehdit ve hakaretlerine maruz kalsa da çocuğunun sesi olmak için alanlarda olmaya devam edeceğini söyledi.
Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan Rıdvan Fidan, tecridinin kaldırılması talebiyle 85 gündür açlık grevinde. Fidan, 2014’te gözaltına alınıp tutuklandı ve hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 14 yıl 7 ay hapis cezası verildi. Fidan, sırasıyla Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi ve Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kaldı. 17 Mayıs’ta Fidan’la cezaevinde görüşen annesi Besna Fidan, oğlu ve arkadaşlarının tecridi kırmaktan başka hiçbir seçeneklerinin olmadığını ve sonu ne olursa olsun eylemlerini sürdüreceklerini vurguladığını dile getirdi.
Oğlunun sesi olmak için alanlara çıktığını ve polislerce Emniyet’e çağrılarak ifadesinin alındığını belirten Fidan, polisin tehdit ve hakaretlerine maruz kalsa da çocuğunun sesi olmak için alanlarda olmaya devam edeceğini söyledi.
Üç kardeş de eylemde
Farklı cezaevlerinde tutulan Halil, Gazi ve Agit Muratoğlu kardeşler, 85 gündür açlık grevinde.
Halil (27), 2014’te tutuklanarak “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 15 yıl ceza alarak Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’ne; Gazi (20), 2016’da “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 11 yıl ceza alarak Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne; Agit (19) ise 2015’te “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 4 yıl ceza alarak Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu.
Ağlama anne, biz iyiyiz
Çocuklarıyla en son 2 gün önce telefonda görüştüğünü ve durumlarının iyi olduğunu ifade eden anne Hanım Muratoğlu, şunları söyledi“Açık görüşlerine gittiğimde çocuklarımın çok zayıfladığını gördüm. Onlara sarılarak ağladım. Oğlum bana ‘Anne ağlama biz iyiyiz, hepimiz moralliyiz. Herkes grevdedir. Bizler de onlar gibiyiz. Tecrit kırılıncaya kadar direneceğiz. İnanıyoruz ki direnişle tecrit kırılacak. Bizlerin direnişi zafere ulaşacaktır’ dedi. Çocuklarım darp edilmişti. Elbiseleri yırtılmış; ama durumlarını bana anlatmıyorlar.”
Çocuklarının ve bütün tutsakların taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğini söyleyen Muratoğlu, “Elbet bir gün onlar da hayallerini kurduğu özgürlüğe kavuşacaklar. Bizler anneyiz, ciğerimiz yanıyor. Birlik olalım, alanları terk etmeyelim. Çocuklarımızın taleplerini her alanda dillendirelim ve onlara ses olalım” dedi.
Tüm gücümüzle çocuklarımızlayız
Açlık grevi eylemcisi Leyla Uyanık’ın annesi Şehriban Uyanık, çocukları için direnmekten vazgeçmeyeceklerini belirterek, annelerin her yerde direnişte olacağını söyledi.
Tutsak anneleri, polislerin tüm engelleme ve saldırılarına rağmen sokağa çıkarak çocuklarının direnişini ve sesini duyurmaya çalışıyor. Bu annelerden biri de Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak olan Leyla Uyanık’ın annesi Şehriban Uyanık. 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan Leyla’nın şimdilik ciddi sağlık sorunları yaşamadığını belirten Uyanık, “Geçen hafta Leyla’nın açık görüşü vardı, gidecektim ama çocuklarım izin vermedi. Gidince daha kötü olurum diye gitmemi istemediler, küçük kızım görüşe gitti” dedi.
Kızının görüşüne dahi gidemediğini dile getiren Şehriban, “Görüşe girmeden önce aileler, tutsaklara moral verecekleri yönünde ağız birliği yapmışlar ama görüş başlayınca aileler tutsaklardan moral alıp çıkmışlar. Sağlık sorunları varmış ama ona rağmen moralleri yerindeymiş” diye konuştu.
Biz de geç kaldık
Çocukları için direnmekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Uyanık, her yerde annelerin direnişte olacağını vurguladı. Devletin çözüm için adım atmadığını kaydeden Uyanık, şunları söyledi: “Çocuklarımıza bir şey olursa hesabını verirler. Biz haftalardır grevler son bulsun, tutsakların sesi duyulsun diye sokağa çıkıyoruz ama bizim sesimizi bastırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Yapsınlar. Bize geri adım attıramayacaklar. Çocuklarımız omuzlarına büyük bir yük aldı. Biz de en başında üzerimize düşeni yapıp, sokağa çıksaydık bu kadar uzamazdı. Hepimiz evimizde oturduk ve bu yükü onlara verdik. Bundan sonra durmak yok, var olan tüm gücümüzle onlarla olacağız.”
Şehriban Uyanık, son olarak şunları ifade etti: “Onların yolu hakikat yoludur. Talepleri talebimizdir. Onlarla gelecek olan barış ve özgürlük herkese gelecek ve herkese faydası olacak. Çocuklarımız ölmesin diye gerekirse biz ölürüz. Çocuklarımız onurlu bir yaşam istedikleri, haksızlığa karşı durdukları, barış için bedenlerini ölüme yatırdı.”
Ne olursa olsun tecrit kırılacak
Gebze Cezaevi’nde 26 Ocak’ta açlık grevine başlayan Ayten Gülsüm, yazdığı mektupta ”Bedeli ne olursa olsun tecrit kırılacak” dedi.
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Ayten Gülsüm, kendini tanıttığı ve mücadeleye ilk katılma sürecini anlattığı bir mektup kaleme aldı. Mektubu şöyle:
Batman’ın Sason ilçesinde 1979’da dünyaya geldim. PKK’ye katılana kadar Sason’da yaşadım. Mayıs 1997’de gerillaya katıldım. Sason’da Kürt Özgürlük Hareketi açısından mücadele sahası oldukça dardır. Yüzyılın başında bölgede gelişen isyanlardan ve Ermeni Soykırımı’ndan sonra bölge halkını Araplaştırma, koruculaştırma bir kültür olarak Sason’a hakimdir. Aşiretlerin çoğu kendini Arap olarak tanıtsalar da özünde Arap değillerdir. Ancak ciddi bir kanıksama durumu da var. Lise yıllarımda partiyi çok fazla tanımasam da bu koruculara ve Arap aşiretlerine hep öfkeyle baktım. Ailem, yaşadığım köy Sason’da kendini Kürt olarak gören, bilen ve hiçbir zaman koruculaşmayan bir ailedir. Sason’da Kürtler olarak kendimizi hep biz azınlık olarak gördük. 90’larda korucuların gerillaya karşı operasyonlara gitmesi, yurtseverlere tehdit oluşturması, katliamlarda yer almasıyla daha da görünür oldular. Oldukça zenginleştiklerini iyi hatırlıyorum.
Kürt olmayı sevdim, öfkemi büyüttüm
Yaşam kültürleri açısından açgözlü, kadına karşı zalimlerdi. Beğendikleri her kadınla evlenmek istiyor, kaçırıyor ve eziyet ediyorlardı. Bu önü alınmaz bir noktaya varmıştı. Aile olarak biz Kürt’tük ve korucuların temsil ettiği kültüre karşıydık. Kürt olmayı en çok bu yüzden sevdim ve düşmana karşı öfkemi büyüttüm. Genel olarak tüm Kürdistan’ı tanımaya meraklıydım ve dedemden kalan çiroklarla biraz tanımıştım ama merakımı gidermiyordu. Henüz 17 yaşındaydım. Sason’da parti çalışmaları yoktu. Gerillaları görebilme şansımız çok oluyordu. Yaşımın yettiğine inandığım yıllarda arayışlarım büyüdü ve arayışlarımın peşine düştüm. 2-3 yıl boyunca kimseler görmeden gerillaları görme planları yaptım. Sonunda başardım ve 17 yaşında gerillaya katıldım. Katılmadan önce de sık sık görüşmüş ve etkilenmiştim. Benim için artık sadece gerilla vardı. Kürdistan’ı temizlemek gerekiyordu. Bunun da ancak gerillada olabileceğine inanıyordum.
Öz gücümü tanıdıkça
Kürdistan çok güzel, cennetin bir parçası. Düşmanlar parçalara ayırıp kirletmişti ama gerilla ve toplumsallaşan Kürt özgürlük hareketi Kürdistan’ı temizleyecekti. Kürdistan yeniden cennet bahçesi olacaktı. Gerillada 2,5 yıl kadar kaldım. 99 yılındaki geri çekilmede tutuklandım. Gerillada olduğum süreçte Amed ve Garzan’da kaldım. Kısa da olsa gerilla yaşamını ve Kürdistan doğasını tanıdığım için mutluyum. 20 yıllık zindan yaşamımda en çok yad ettiğim gerilla anıları ve muhteşem Kürdistan doğasıdır. Zor koşullar altında gerillada en çok ve ilk öğrendiğim husus kadın özgürlüğüydü. Az, yetersiz, yarım bilmelerle de olsa bu özgürlüğü kendimde inşa etmek istedim. Adım adım ilerlediğimi, deneyimlerim arttıkça kadının öz gücünü tanıdıkça kendimde de bir şeylerin değiştiğini gördüm. Önderlik, ‘yarım kalmış projem’ diyordu.
Kadın özgürlük bilinci
Bunu hatırladıkça kadının ve kendi şahsımda toplumsal özgürlüğe daha çok yükleniyorum. Bir nebze bile olsa yolumdan ve inancımdan şaşmayacağım. Kadın özgürlük bilinci en büyük inancım ve tutkumdur. Önderlik, Ortadoğu halklarının barış ve özgürlüğünden tutalım, evrensel hukuka kadar sirayet edilmesi gereken bir paradigmaya sahiptir. Bugün olmasa da yarın mutlaka Önder Apo’nun paradigması tüm dünyada tartışılır bir düzeye gelecektir, buna inanıyorum. Yani Önder Apo’nun tüm dünyaya kazandırdığı emsalsiz bir öğreti var. Dünya bunu görmeli ve mutlaka görecektir. Kürt halkına ve kadına kazandıklarını ise elimizden geldiği kadar temsil etmeye çalışıyoruz. Önder Apo büyük bir tecrit altında yaşıyor. Öğretisi tartışılmasın, unutalım diye tecrit içinde tecrit altındadır. Bütün bir toplum tecride alınıyor böylece. Ve son söz olarak bu tecridi gerçekten kırmalıyız.
Tüm özgürlük iddialarımızın bu tecridi kırmaktan geçtiğine inanıyorum. Faşizmi kırmak, Kürdistan’ı özgürleştirmek, Önder Apo üzerindeki tecridi kırmak için. Tecrit kırılırsa zaten diğer ikisinin de yolu açıktır. Bedeli ne olursa olsun tecridi kıralım