Aldar Xelîl: Türk devletinin planları tutmadı

Dosya Haberleri —

11 Ocak 2021 Pazartesi - 23:04

.

.

  • Türk devlet sistemi, işgalci bir sistemdir. Onların adlandırdıklarına göre “Büyük Türkiye” oluşturmak istiyorlar. Ellerinden gelse sadece Eyn Îsa ve Til Temir değil Rojava’nın tamamını almak isterler ancak güçleri uluslararası dengeyi karşılayacak düzeyde değil.

MUSTAFA ÇOBAN

 

PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, ulusal birlik çalışmalarında gelinen aşamayı, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik Türkiye’den geliştirilen güncel saldırıları ve yönetimin diplomatik çabalarının durumunu değerlendirdi.

Ulusal birlik çalışmalarını çok önemsiyorsunuz. ENKS ile devam eden görüşmelerde gelinen aşamayı ve nasıl bir seyir izleyeceğini paylaşabilir misiniz?

Ulusal birlik, mücadelenin gelişmesi ve yüzyıldır mücadele eden halkımız için kazanımlar elde etme açısından şüphesiz çok önemli bir gelişmedir. Her zaman birlik ihtiyacımız öne çıkıyor ancak birliğin nasıl olması gerektiğini iyi tanımlamak gerekir. Kürt toplumunun bütün tarafları birlik içerisinde yer almalı, toplum dinamiği içerisinde aktif olmalı ve hep birlikte mücadele ederek çalışmalıdır. Diğer taraftan bakılırsa aslında böyle birliğin bir düzeye kadar oluştuğunu söyleyebiliriz. Özellikle Rojava Devriminde dikkat edilirse bölgedeki tüm halk bileşenleri 2011 yılından bu yana çalışmaların geliştirilmesi için birlikte hareket ediyor ancak bu durum daha da geliştirmek istenirse bu, tüm siyasi partilerin katılımıyla olur. 

Birliğin güçlendirilmesi ve geliştirilmesinin de bir takım ölçüleri, kuralları vardır. Bu birliğe katılmak isteyenlerin bazı konularda net olması gerekiyor. Bu doğrultuda büyük adımlar atıldı. Rojava Kürdistan’daki Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) özellikle 2014 yılından itibaren Kuzey-Doğu Suriye yönetimi içerisinde yerlerini alıyor ve ortak çalışma yürütüyor ancak bir taraf eksik kalmıştı: Başurê Kürdistan’daki KDP’nin uzantısı ve destekçileri olan ENKS partileri. 

İki boyut önemlidir: Bir taraftan Kürdistan genelinde bir kongrenin gerçekleştirilmesi önemlidir. Rojava düzeyinde de bir adım atılacaksa o partiler de PYNK partileriyle ittifak yapmalıdır. Bu durumu genel ulusal birlik olarak adlandıramayız ancak bazı partilerin ittifakı olarak adlandırabiliriz. Birlik dışında kalan bazı partilerin ittifakıdır. Bu partilerle bir süredir görüşmeler ve çalışmalar yürütülüyor. Özellikle bu çalışmalar 8 aydan fazla süredir devam ediyor. Adımlar atıldı, siyasi konularda ortak görüşlerimiz ortaya çıktı. Siyasi konularda çıkarılması gereken ortak görüşleri ortaya koyduk. Onun dışında Rojava’da Kürt merciinin olması için bazen birlikte kararlar verelim, diyalogumuz olsun, ortak çalışmalarımızı yürütelim konularında da anlaştık. 

Biz, Kürt Yüksek Mercii ile yönetimin yüzde 40’ının PYNK, yüzde 40’ının ENKS partilerinden oluşması gerektiğini; geriye kalan yüzde 20’lik kısmın da yüzde 10’unun PYNK, diğer yüzde 10’unun ise ENKS tarafından belirlenmesi gerektiğini söyledik. Yüzde 20’lik kısım, bu taraflar dışından belirlenecek. Aynı zamanda bu tarz genel anlaşmalar oldu ancak ENKS bazı sorunlar çıkardı. Onlar daha önceden üzerine anlaşmaya varılıp kurulan Demokratik Özerk Yönetim anlaşmasını değiştirmek istediler. Biz bunu doğru bulmadık. Bu anlaşmanın bölgedeki tüm halk bileşenlerinin iradesiyle oluşturulduğunu, toplumun iradesiyle yapıldığını, Kürt, Arap ve Süryanilerin ortak olduğunu söyledik. Birkaç siyasi partiyle bir araya gelip bu durumu değiştirmenin doğru olmadığını belirttik. Bunlar bu durumu şart yaptı, halen de bunu gerçekleştirmek istiyorlar. Halen de bu durum değişmeden anlaşmayı imzalamayacaklarını söylüyorlar. Biz de bu durumu yanlış gördük ki bu gerçekten bir sorun. 

Hatta onlara bu anlaşmayı değiştirip yerine ne yapmak istiyorsunuz, bunu anlamak istiyoruz, diye de sorduk. Onların görüşlerinde mevcut yönetimin aksi şeyler var. Bu, yönetimin güçlenmesine değil bozulmasına sebep olur. Birlik ve ittifak üzerine tartışıldığında insanın aklına bozmak değil, “Ortada bir durum var ve anlaşarak onu güçlendirelim” geliyor ancak onlar “Yok, sizinle anlaşmamız için mevcut olanları bozun” diyorlar. Örneğin öz savunma görevini ve anadilde eğitim sistemini durdurmak, eşbaşkanlık sistemini de değiştirmek istiyorlar. Hatta projemizdeki bazı kavramlarda da ortak görüşe sahip değiliz. Onlar Demokratik Ulus’u fazla önemsemiyor. Bu durumlar şüphesiz bir sorun. ABD’nin Suriye temsilcisi seçimler dolayısıyla buradan gittiği için görüşmeler de doğal olarak durdu. ABD temsilcisi halen dönmediği için görüşmeler başlamış değil. 

ENKS görüşmelerde bir takım şartlar sundu ancak Kuzey-Doğu Suriye halkları bu şartların yerine getirilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Bu konuda gelişme kaydedildi mi?

Yönetime dâhil olmak istediklerini söylediler, biz de bunu çok iyi bulduğumuzu söyledik. “Şimdiye kadar düşmanla çalışıyordunuz, Türk devleti maşasındaki ve büyük ölçüde Müslüman Kardeşler’den oluşan Suriyeli muhalifler koalisyonunun tarafı oldunuz. Siz bu cephedesiniz. Eğer gelip bu yönetime dâhil olmak istiyorsanız bu aslında iyi bir gelişmedir” dedik. Ancak bunun bazı şart ve kuralları da vardır. Gelip bu yönetime dâhil olmak istiyorsan seçimler yapılmalıdır. Hep birlikte seçime gidelim, böylece yönetime dâhil olun, dedik. Onlar seçim olmadan yönetime dâhil olmakta ısrar ediyor. Hatta biz onlara bazı yerlerde kendi üyelerinizi çalışmalara alabilirsiniz ancak tamamını kabul etmiyoruz, dedik. Onlar bunu da kabul etmiyor. Yönetimi yarı yarıya paylaşmak istiyorlar. Seçimsiz ve yarı yarıya kabul edilemez. Bunun için bu tartışmalar şimdilik durdu. Bazı konular daha var ancak şimdiye kadar gündeme alınmadı. Sonraki görüşme ve toplantılarda gündeme getirilecekler. Roj peşmergelerinin getirilmesi durumu mesela. Onlar aslında peşmerge değil çetedir. Türk devleti elinde çete olmuşlar. Nerede isterlerse onları kullanıyorlar. Şengal’de YBŞ güçlerine saldırdıklarında onlar aracılığıyla saldırıldı. Başûrê Kurdistan yolunu kapatmak istediklerinde Güney Kürdistan peşmergeleri değil onlar gönderilip yol kapatıldı. Yine Metina ve Gare’de gerillanın üzerine gönderilen güçler onlardı. Yani artık Erdoğan nasıl Suriyeli muhalifleri Libya ve Azerbaycan gibi bölgelere gönderiyorsa, bunları da Kürt özgürlük hareketlerine, gerillaya ve bize, karşı gönderiyor. Yani çete olmuşlar. Bu şekilde çetelerin kabul edilmesi mümkün değildir. Çete faaliyetleri yürütenlerin Rojava’da askeri görev yürütmesi mümkün değildir.

Türk devleti şimdi de ABD ve Rusya ile anlaşmalarına rağmen ve onların izleyiciliğinde Eyn Îsa ve Til Temir’i saldırılarla yokluyor. Size göre işgalde bu kadar ısrarlı ve iştahlı olmalarını sağlayan nedir?

Türk devleti hiçbir kural ve anlaşmayı tanımıyor. Özellikle Erdoğan-Bahçeli tarafından oluşturulan Türk devlet sistemi, işgalci bir sistemdir. Çevresindeki tüm alanları işgal etmek istiyor. Onların adlandırdıklarına göre “Büyük Türkiye” oluşturmak istiyorlar. Ellerinden gelse aslında sadece Eyn Îsa ve Til Temir değil Rojava’nın tamamını almak isterler ancak dikkatli bakılırsa güçleri bölge ve uluslararası dengeyi karşılayacak düzeyde değil. Türkiye içeride ekonomik kriz, komşu ülkelerle de siyasi kriz yaşıyor. Türk devletinin şu anda tüm Arap ülkeleriyle sorunu var. Türk devletinin Ermenistan, Libya, Mısır ve Avrupa’yla, Avrupa Birliği’nin tamamıyla sorunları var. Türk devleti, bölgedeki krizlerin kaynağı konumuna gelmiştir. Onun için eskisi gibi geniş saldırı imkanı görmüyor ancak boş ve kriz arz eden zamanları kullanarak varlığını kabullendirmek ya da bazı şeyler yapmak istiyor. 

Yanıldıkları nokta ne oldu? Aralık ayının ortalarında tüm dünya yılbaşı ve tatil hazırlıklarıyla uğraşırken, kimse görevde yokken, ABD’deki görev değişimi boşluğundan faydalanmak istediler. Saldırarak 1-2 günde o bölgeleri alabileceklerini tahmin ediyorlardı ancak doğrudan QSD’nin direnişiyle karşılaştılar. QSD gerçekten büyük ve tarihi direniş sergiledi. Buradan tüm QSD savaşçılarını selamlıyorum. 1 aydır saldırılarla birlikte direniş de devam ediyor. QSD savaşçıları onların bir adım bile ilerlemesine izin vermedi. Halkımız da saldırılara karşı durdu. Böylece planları gerçekleşmedi. 

Eyn Îsa ve Til Temir’e dönük saldırılara eş zamanlı olarak Qamişlo’da da bazı karışıklıklar yaşanıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de eş zamanlı olarak gerçekleşen bu saldırılar nasıl görülmeli?

Şüphesiz hepsi birbiriyle bağlantılı. Bu meselede sadece Türkiye değil, Rusya, Suriye rejimi, İran ve ABD de var. 73 devletten oluşan Uluslararası Koalisyon da burada var. Birçok ülke Suriye’de önemli etkiye ve role sahip. MİT yöneticisi Hakan Fidan’ın Rusya aracılığıyla Şam’a geldiği bilgisi var. Türk devleti Eyn Îsa ile Til Temir’e saldırırken Şam rejimi de Qamişlo’da karışıklık çıkaracak ve böylece Demokratik Özerk Yönetimi köşeye sıkıştıracaklar... Buna dönük anlaşma yaptıkları bilgisi bize geldi ancak ne Eyn Îsa, ne Til Temir, ne de Qamişlo planları başarıya ulaştı. Başarıya ulaşmadı derken kriz bitti demiyorum, halen karışıklıklar ve sorunlar devam ediyor ancak planları başarısızlığa doğru gidiyor.

 Türk devleti, işgal ettiği alanlarda sadece bir askeri güç veya bünyesindeki çetelerle bulunmuyor; posta teşkilatından itfaiyeye, eğitim-öğretimden bankalara kadar bütün varlığıyla orada. Buradaki Türk devlet varlığını sona erdirmek için neler yapılıyor? İleriye dönük planlamalar var mı? 

Türk devleti, Kuzey ve Doğu Suriye’de normal bir işgalci gibi değildir. Normal işgalciler bir yeri işgal ettiklerinde askerlerini getirip bölgeyi alıyor ancak ülkenin sistemi eskisi gibi kalıyor ancak Türk devletininki öyle değil. Coğrafyayı ele geçirdikten sonra halkını da bölgeden çıkarıyor. Diğer işgalciler, doğru, dili falan değiştirmek istiyorlar ancak halkı çıkarmıyorlar. Türk devleti işgal ettiği bölgelerde yaşayan halkın büyük çoğunluğunu çıkarıyor, tutukluyor ve işkence ediyor. Normal, bilinen işgal siyasetinin yanında dilde değişiklik, demografik değişiklik, kültürel ve tarihi değişiklik yaparak kendi kültürünü ve sistemini getiriyor. Bölge halkına karşı büyük zulüm ve zorbalıklar yapıyorlar. Bunu sadece izlemek ve müdahale etmemek doğru değildir. O bölgelerin özgürleştirilmesi için mücadele büyütülmelidir. Bu doğrultuda mücadelelerimiz var ancak 2021 yılında mücadelemizin rengini daha da büyütmek istiyoruz. Örneğin hukuki ve diplomatik mücadele, hak ihlalleri konusunda bilgi paylaşımı ve uyarı boyutlarında mücadele gerekiyor. Hatta işgal altındaki yerlerde halkın mücadelelerinin örgütlendirilmesi önemlidir. Her yönüyle -askeri yönü de dâhil olmak üzere- hesap yapmamız gerekiyor. Bu bölgelerin özgürleştirilmesi konusunda kararlıyız. Artık ne şekilde olursa olsun, bir şekilde bu bölgeler özgürleştirilmelidir. Gelişmeler ve atılacak adımlarla 2021 yılının Efrîn’den Serêkaniyê ve Girê Spî’ye kadar olan bölgenin özgürleştirilme yılı olmasını umuyoruz.

Sınırdan kuduz köpekleri bırakmak veya suyu kesmek gibi yöntemlerden bile sakınmayan Türk devleti konusunda toplumunuzu nasıl motive ediyorsunuz? “Direnme”nin yanında sunduğunuz gelecek vizyonunuzu özetler misiniz?

Halkımız bilmelidir ki şu anda çok vahşi bir işgalciyle karşı karşıyayız. Zaten bir taraftan Suriye içerisinde rejime, merkezi ve despot sisteme karşı demokratik mücadelemizi sürdürüyoruz. Demokratik sistemin oluşturulması amacıyla yapılan devrimde yaşıyoruz. Bunun yanında işgalciler de her türlü saldırıyı gerçekleştiriyor. Bunlar sadece kuduz köpekleri bölgeye salmak ve suyu kesmekle sınırlı değil. Elinden ne gelirse yapar yani. 

Halkımız bilmeli ki Türk devletinin işgalinin gerçeği budur. İşgalcilerin bize iyi şeyler yapacağı umuduna hiçbir zaman kapılmamalıyız. Yapılması gereken en önemli iyi şey, işgalcilerin topraklarımızdan çıkmasıdır. Halkımız özellikle Devrimci Halk Savaşı olmak üzere tüm konularda (ekonomi, siyaset, tarihi ve kültürel çalışmalar vb.) kendini iyi örgütlemeli ve kendini bu mücadelenin bir parçası olarak görüp bu şeylerin önünü almak için mücadelesini büyütmelidir. Bazı taraflar bazen “Türk devleti suyu bıraksın” diyor. Türk devletiyle derdimiz sadece Elok suyunu bırakıp bırakmamaları değil, sorun işgalin varlığıdır. İşgalciler olduğu sürece bunlar yaşanır ve tüm bunların çözümü işgalin kalkmasıdır. 

Kuzey-Doğu Suriye yönetimi, çoklu kriz içinde ve teşhir olmuş iktidarına rağmen Türkiye karşısında neden yeterince uluslararası destek sağlayamıyor? Özellikle ilişkileri kalıcı diplomatik kazanca dönüştürmekte ne kadar mesafe alınabildi? 

Diplomasi alanında bazı adımlar atıldı. Bu devrim ve yönetim sıfırdan başladı, hatta sıfırın bile altından başladı, hiçbir şey yoktu. Kısa zaman içerisinde dünya üzerindeki tüm etkili güçlerle ilişki kurma etkisi yarattı, hatta birçok ülkenin temsilcileri buraya gelip yetkililerle görüştü. Bunlar kendiliğinden olan gelişmeler değil, bu konuda çalışmalar yürütüldü. O yüzden bunu küçük görmememiz lazım. Normalde diplomatik çalışmalar bir iki yıl gibi kısa zamanlar içinde geliştirilecek çalışmalar değil, uzun erimli çalışmalardır. Şimdiye kadar önemli gelişmeler kaydedildi. Özerk Yönetim ilk kurulduğunda kimse kabul etmiyordu ancak şimdi bazı taraflar resmi olarak açıklama yapmasalar da en azından temsilcileriyle görüşmeler yapılıyor. Bu gelişmeler, Özerk Yönetimin kabul edilmesine doğru ilerlendiğini gösteriyor. 

Bölgede etkili role sahip olanlar başka sisteme sahipler. Bazılarından bir anda bu yönetimi kabul etmelerini umut edemeyiz. Bu, geniş zamanlı bir mücadele gerektiriyor. Kabul edilecektir ancak zaman ve mücadele gerekiyor. Ayrıca Özerk Yönetim herkesin isteği ve gönlüne göre bir yönetim de değil ama şehitlerimiz ve halkımızın mücadeleleri sayesinde bazı adımların atıldığını söyleyebiliriz.

Suriye ile doğru temellerdeki bir diyalogun, demokratik çözüme ulaşmanın önündeki temel engeller neler? Bu konuda neden yol alınamıyor?

Birleşmiş Milletler’in (BM) Suriye sorunu için 2254 nolu çözüm geliştirme kararı vardı. BM bunun üzerine bir temsilcisini belirledi. Bu temsilcinin Şam rejimi ile Suriyeli muhalifler arasında diyalog geliştirme esaslı çalışacağı belirtildi. Yanlış bir temelde kurulduğu için şimdiye kadar hiçbir ilerleme kaydedilmedi. Muhatap alıp diyalog geliştirmek istedikleri güçler muhalif değil Türk devletinin çeteleriydi. Gidip Türk devlet çetelerini getirerek onların muhalif olduklarını söylediler. Bu yanlıştır, onlar demokrasiyi savunmuyorlar, demokratik projeleri yok. Onlar Suriye halkları için çalışmıyorlar. Masada oturan çetelerin derdi Suriye’nin demokratik olup olmaması değildir. Onların derdi, “Erdoğan’ın planlarını nasıl yerine getirebilirim” üzerinedir. Erdoğan’ın planlarında Suriye’yi demokratikleştirmek yoktur. Bu meselenin bir yönüdür. İkinci yönü ise zaten Türk devletinin müdahalesi olmaktadır. Türk devletinin etkisi, Suriye’de demokratik projenin hızlıca gelişmesine izin vermedi. Üçüncü yönü ise Suriye rejiminin kendi etkisidir. Suriye rejimi halen eskisi gibi iktidarını yürütmeyi istiyor ve merkeziyetçi düşünüyor, bu da sorun oluyor. Dördüncü yönü ise şudur: Bölgede bulunan gerçek demokrasi güçleri, bu süreçlere dâhil edilmedi. 

Kuzey-Doğu Suriye’de şimdi MSD, Özerk Yönetim, siyasi partiler ve birçok kuruluş var. Bu bölgelerin kendi temsilcileri var ve projelere sahipler. Bu güçler dışında Suriye’de demokratik bir güç bulunmuyor. Ne Suriye rejimi ne Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ne de Türk devletine bağlı çeteler demokratik bir projeye sahip. Kuzey-Doğu Suriye’deki demokratik güçleri bu projeye dâhil etmediler. Cenevre’de o kadar toplantı yaptılar ancak Suriye’nin gerçek ve doğru temsilcilerini dâhil etmediler. 

Beşinci bir yön daha belirtebiliriz: Suriye’de bazı demokratik kişi ve taraflar var. Bazı küçük ancak önemli etkiye sahip örgütler var. Düşünceleri diğerlerinden biraz daha farklı. Onları da aktifleştirmediler, yollarını kestiler.

Bu nedenlerle, yapılan diyaloglar şimdi tıkanmış durumda. Ne diyalog geliştirebildiler ne de Suriye Anayasası yazabildiler. 

Bölgenizde 5 milyon civarında insan yaşıyor ve Özerk Yönetim 7 yıldır var. Til Koçer kapısı kapalı. Sêmalka sorunlu. Türkiye tamamen kapalı. Rejim de bu durumu kullanıyor. BM ve uluslararası güçler nezdinde bunu aşmak için gösterdiğiniz çabaları, doğrudan ilişki için girişimlerinizi ve karşılaştığınız engelleri anlatabilir misiniz?

Birleşmiş Milletler burada tarihi bir yanlışlık yaptı. BM belgelerine göre önceden Til Koçer resmi bir kapıydı. İnsani yardımlar ve bölgesel ziyaretlerin hepsinde Til Koçer resmi sınır kapısı olarak kabul ediliyordu. Eşit ve adaletli bir yaklaşıma sahip olmadıkları için Til Koçer’i resmi sınır kapıları listesinden çıkardılar. Böylece bölgeye insani yardım kapısının aralanmamasına BM de ortak oldu. Sêmalka zaten resmi bir sınır kapısı değil. Ona rağmen Sêmalka sınır kapısı, bölge için olumlu bir role sahip olabilirdi Ancak diğer tarafta Güney Kürdistan hükümetinin sorunları var. Güney Kürdistan’da sınır kapısı hükümete ait değil, bir partiye aittir. O parti de sorun olunca ayrı bir karar, sorun olmayınca başka bir karar veriyor. Yani anlaşılacağı üzere Sêmalka da bölgenin ihtiyacını karşılayacak bir kapı olmadı. Diğer yandan rejim bölgelerinde ise rejimin yaklaşımı zaten biliniyor. Bölgemize bir şey gelene kadar çok gecikme yaşanıyor, büyük vergiler alınıyor ve yol uzuyor. Bölgemiz büyük zorluklar içerisinde. Halkımız elinden geldiğince dışarıya muhtaç olmadan elindeki imkânları değerlendiriyor. 

Arap dünyasının önemli aktörleri olan Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile diplomatik ilişkilerin düzeyi nedir? Bölgenizdeki Kürt-Arap birlikteliği düşünüldüğünde bunun yansımaları ve somut destekler söz konusu mu?

Son zamanlarda Arap ülkeleri de Türk devletinden olumsuz etkilendi. Türk devleti onlara da zarar verdi. Türk devletinin bölgedeki siyaseti onlar için de endişe merkezi oldu. Onun için onlar da Türkiye rejimiyle aralarına mesafe koydu. Bu durum Özerk Yönetim’e kapısını açma ve diplomasi yürütmekte bir faktör oldu. Bölgede DAİŞ’e karşı verilen mücadeleler ve elde edilen kazanımları gördüler. Üçüncüsü, örneğin Türk devleti Mısır’ın sınırı olan Libya’ya gitti, Mısır için büyük tehlike oldu. Bu faktörler ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesinde etkili oldu. Bu ilişkiler saldırılara anında ve direkt cevap verecek şekilde değil ancak çok kötü ve az düzeyde de değil. Yani orta durumdadır. Ortak çıkarlarımız burada birleşti. Bu çıkarlarımız neydi: DAİŞ ve Türk devletinin bölgenin tamamı için tehlikesi.

 Rusya, Efrîn ve Dêrazor bölgelerinin dışındaki Kuzey-Doğu Suriye alanlarına da geçti. Şimdi Kobanê, Eyn Îsa ve Qamişlo’da da var. Son olarak Kuzey-Doğu Suriye’den bir heyet Rusya’da görüşmeler yaptı. Rusya’nın Kuzey-Doğu Suriye ile ilgili rejim ve İran’ın yanı sıra Türkiye’yi de dikkate alan politikası nereye evrilebilir?

Rusya hem Suriye rejimi hem de bölge için etkili role sahip. Eskiden beri Suriye’de bulunuyor. Türk devleti üzerinde de etkisi bulunuyor. Her zaman Suriye rejimiyle görüşmelerimizde veya oluşacak diyaloglarda Rusya’nın arabuluculuk yapmasını istiyorduk. Demokratik projemizi rejime kabullendirmede Rusya’nın aracılık yapmasını istiyorduk. Çok çaba harcandı ancak Rusya şimdiye kadar kendisinden beklenen görevleri yerine getirmedi. Anladığımız o ki Suriye’de huzurun hemen olması kararı henüz verilmemiş ancak bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Rusya’nın etkili bir rol oynamasını ve çözüm diyaloguna başlamamız için rejimi ikna etmesini umuyoruz.

ABD sahadaki önemli aktörlerden. Trump’ın kaybetmesinin kesinleşmesiyle birlikte görevi bırakan ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in son konuşma, söyleşi ve açıklamaları, fazlasıyla Türkiye’yi dikkate aldığını gösterdi. Bu sizin için şaşırtıcı oldu mu? ABD ile ilişkilerde mevcudu aşmaya, bu ilişkileri askeri alanın ötesine taşımaya yönelik beklentiniz var mı?

Amerika, çıkarları için burada bulunuyor. Bölgenin sadece Rusların elinde olmasını istemiyor. İran’ın bölgede etkiye sahip olmasını istemiyorlar. Bölgedeki değişiklerin dışında olmayı istemiyorlar. Aslında yapılacak değişikliklerin kendilerine göre olmasını istiyorlar. Bunun için DAİŞ’le mücadele konusunda bazı ortaklıklar oluşturduk ancak ABD siyasetinin bizim için yaptığı bir şey yok. Onlar bölgede var, biz de eğer onlar bölgede varsa onlardan nasıl fayda sağlayabiliriz, bunu düşünüyoruz. Onlar da bizim varlığımızda fayda gördüler. Örneğin biz olmadan DAİŞ’le mücadele edemezlerdi. Biz de onların buradaki varlığıyla Özerk Yönetimin siyasi ve diplomatik tanınması konusunda fayda görebiliriz. 

Trump dönemi, bölge halkları için şanssızlıktı. Sadece bizim için değil, Filistin, Libya, Ermenistan, Yemen, Irak ve tüm Kürtler için Trump’ın tutumları olumlu değildi. Bölgedeki geçici siyasi durumlarda değişimler olabilir ancak şüphesiz ki ABD’nin stratejisi çabuk değişmez. Geçici siyasi yaklaşımlardan fayda sağlanabilir. 

İran, Rusya ve Suriye rejiminin sizinle ilgili tavrı nasıl bir etkiye sahip?

İran, Kürdistan’ın bir parçası üzerindeki işgalcidir ve Doğu Kürdistan halkımız ona karşı mücadelesini sürdürüyor. Ayrıca orada yapılan idamlar sürekli gündemde. ABD ve İsrail’in saldırılarının ardından İran’ın Suriye’deki varlığı fazla görünmüyor. Bölgede etki sağlayacak ve bizi etkileyecek bir faktör olmuş değil. Çözüme dönük olumsuz görüşlere sahip olan bir güçtür, aslında Suriye rejiminin ta kendisidir. Rejim, İran ve Rusya etkisi altında olabilir ancak tanıdığımız rejim çözüme ilişkin şimdiye kadar bir adım atmış değil, aksine özgürleştirilmiş bölgeleri ele geçirip hükmünü sürdürmek istiyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.