Türkiye’nin önemli bir tarihsel dönemeçten geçtiğini hep vurgulamaya çalışıyoruz. Cumhuriyetin kuruluşundan beri bu ülkenin gündeminde olan temel sorunların artık çözülmesi gerektiğini ve o paradigmanın değişmek zorunda olduğunu vurguladık. Bu değişimin de sağlıklı olması ve gelişmiş bir demokrasinin inşaası için de demokratik güçlerin daha fazla devreye girmesi ve rollerini oynamaları gerektiğini belirttik. Kürt halkı cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ve en uzun direnişini sergiledi. Devletin tüm saldırı ve imha konseptlerine karşı direndi ve yenilmedi.

Bu ülkenin en temel sorunlarının başında tek ulusa dayalı üniter bir devlet örgütlenmesine karar verilmesi geliyordu. Devletin ihtiyacına göre bir millet yaratılacaktı. Kürtler ve diğer azınlıklar bu projeye kurban olarak görüldüler. İnkar ve asimilasyon, katliamlar bu projenin uygulama ayaklarıydı. Hepsi tepe tepe kullanıldı.
Üniter devletin bir de tek din anlayışı ve örgütlenmesi vardı. Osmanlı’da halifelik ve şeyhülislamlık kurumu vardı. Bu kurum ve makamlar dini, halkın inançlarını devletin kontrolüne almak için kullanıldılar. İktidara en yakın mezhep olarak da Sünnilik benimsendi. Cumhuriyet şeyhülislamlık yerine diyanet kurumunu getirdi. Diyanet de tamamen Sünni mezhebine göre örgütlendi. Dinin devletin kontrolüne alınması prensibi esas alındı. Din adamları devletin maaşlı memurları haline getirildi. Tükiye’de ve Kürdistan’da Sünnilikten sonra en yaygın inanç sistemi de Alevilikti. Aleviler tamamen sistemin dışına atıldılar. Pratikte yasaklanıp dışlandılar. Alevi vatandaşların ödediği vergilerle sadece Sünni mezhebinden olanlara dini eğitim ve hizmetler sunuldu.
Aleviliği yasaklayan veya sistemin dışına atanlar ve diyaneti örgütleyenlerde M.Kemal ve İ.İnönü idi. Ve bu sistemin ismine ise laiklik, dediler. Olan bitenin, yapılanların gerçek anlamda laiklikle de bir ilişkisi yoktu.
Bu sistemi sorgulayan ve aşmayı başaran da Kürt Özgürlük Hareketi oldu. Kemalizmin yüzü gerçek anlamda gösterildi. Kemalizm artık büyük oranda aşılmış ve yeni bir Türkiye’nin kurulması kaçınılmaz olmuştur. AKP de bu sistemin yerine demokratik bir inşaa yerine kendi sistemini kurmaya çalışmaktadır. Türkiye’deki tüm inançlara ve kültürlere özgürlük sunacağına, o da dini kendi siyasi çıkarlara göre yönetmeye ve yönledirmeye çalışmaktadır.
Türkiye ve Kürdistan’daki Alevi kitleler genel olarak ezilen, mazlum ve demokrasiden yana olan güçlerdir. Devlet ve iktidarlar artık inkar ve görmemezlikten gelmeyle sorunu çözemeyeceğini anlayınca bir biçimde Alevi çevrelerle ilişki kurmaya, onları yeniden devlete ve siyasi sisteme entegre etmeye çalıştılar. Birçok çevre de Aleviler adına değişik dernekleşme ve örgütlenmelere gitti. Alevilerin önünün açılması ve örgütlenmeye başlamaları tabi ki, büyük bir gelişim ve demokrasinin en temel dayanaklarından birisi olacaktır. Ancak Alevi hareketi de çok politize edildi ve çok sayıda grup oluştu. Tüm bunların yanında Aleviliği sistemin dışına atan CHP gibi bir partinin ayakta tutulmasında Aleviler dayanak olmayı sürdürüyorlar. Alevi örgütleri ve kitlelerin bu tuzaktan artık çıkmaları, temel taleplerde birleşmeleri ve demokrasi cephesinin en güçlü dayanağı olmayı başarmalıdırlar.
Kürt Özgürlük Hareketi çıkışından günümüze kadar tamamen ezilenlere ve mazlumlara dayandı ve onların bir hareketi oldu. Bu hareketin önderliği bu çizginin oturması ve doğrultunun korunması için de her zaman mücadele etti ve titiz davrandı. PKK’nin ilk kuruluş günlerinden bugüne kadar her inançtan ve kökenden insanlar içinde yer aldılar ve çalıştılar. Bugüne kadar hiç kimse iddia edemez ki, bu hareketin içinde Alevi veya Sünni çevrelerden gelen birisi rahatsız edilmiş veya bir gün karşısına çıkarılmış. Bu hareket tamamen devrimci değerler ve özgürlük esasları üzerinde kurulmuş ve herkesin kendisini içinde rahat ifade edeceği bir hareket olmuştur.
Bilindiği gibi uzun yıllar Türkçülüğe fazlasıyla bulanmış İslami çevreler ve devlet aygıtları PKK’nin komünist olduğunu ve dine karşı olduklarını propaganda ettiler. Kemalistler de Alevi kitleleri bu hareketten uzak tutmak için bunlar Şafiidir, şöyledir, böyledir deyip durdular. Bu harekete karşı sürekli bir önyargı oluşturma ve dıştalama faaliyetleri yürütüldü. Bugün hala dinden medet umularak Kürt Özgürlük Hareketini zayıflatmaya çalışıyorlar.
AKP ve medyası, psikolojik savaş aygıtları sürekli PKK Alevi bir klikin elinde, AKP’ye düşmanlık yapıyorlar deyip durdu. Hüseyin Aygün gibi sırtını devlete ve Kemalizme dayayanlar da ‘PKK Alevileri dışlıyor’ deyip kafaları karıştırmaya çalışıyorlar. Kemalist cepheden AKP’ye kadar değişik yelpazedeki güçler sürekli Alevi kitleleri düzene çekmeye ve Kürt direniş cephesiyle birleşmelerini engellemeye çalıştılar. Bu hareketin önderliği ise her zaman ve her şart altında tüm inançların ve kültürlerin özgürlüğünü savundu, onun mücadelesini verdi.
Gelinen noktada Erdoğan, Alevilere camiiyi gösterdi. Kimin nasıl inanacağına, nasıl ibadet edeceğine siyasi bir güç olarak karar vermeye kendilerini yetkili görüyorlar. Herşeye devlet ve iktidar odaklı bakmaktan vazgeçmediler. Çekinmeden tv kameralarının karşısına geçip ‘PKK Zerdüşt’tür deyip açıktan açığa dini kullanmaya ve PKK’yi ilkel bir biçimde dinle vurmaya çalıştı.
Bütün bu oyunlar ve antidemokratik sistem ve tutumlar ortadayken en başta da Alevi kitlelerin ve kurumlarının birleşerek demokrasi cephesinde, yeni Türkiye’nin oluşumunda aktif yer almalıdır.