Diaspora’daki toplumsal dönüşüm, kuşkusuz insanların geldikleri ülkelere göre çoğunlukla farklı bir seyir izliyor. Ülkelerini zorunlu olarak bırakmak zorunda kalan topluluklar, kendi kültürlerini korumak için, değerlerine daha da sıkı bağlanırlar, ya da kendilerinden sonraki jenerasyonlara aktaramadıkları bellekleri silinir gider.
1925 yılında Alevi kimliği resmen yasaklandı. Cumhuriyet tarihi boyunca katliamlardan geçen Alevi toplumu kendi topraklarını terkederek, dünyanın değişik yerlerine yerleştiler. Cumhuriyetin yaratmak istediği tek tip insan modeli, Türk-İslam çizgisinde olmayan diğer topluluklara pahalıya maloldu. Aktif ama erk’e bağlı kadın, tek dil, tek dinli toplum modeli bireylerin beyinlerine derinlemesine nüfuz etti. Avrupa’da da aslında durum, Türkiye ve Kürdistan cephesinde yaşananlardan çok farklı değil. Sonuçta diasporadakiler, bu sistemin birer mağdurları. Genellendirmemek şartıyla, diasporada yaşayan Alevilerin aidiyet bilincinin zayıf olduğunu söyleyebiliriz.
Almanya İçişleri Bakanlığı verilerine göre Almanya’da 650 bin Alevi yaşıyor. Bu anlamda örnek vermek gerekirse, Almanya’da birçok eyalette Alevilik seçmeli ders olarak veriliyor. Bunun için yapılması gereken 8 ila 12 arasında bir öğrenci grubu oluşturmak. Bu kadar Alevinin yaşadığı bir ülkede, bazı bölgelerde öğrenci azlığı nedeniyle sınıf oluşturulamıyor. Tıpkı Kürtçe dersinde olduğu gibi. Aslında son yıllarda Alevi toplumunda gözle görülür düzeyde bir uyanış sözkonusu. Bu uyanış, Avrupa’da da giderek etkisini gösteriyor. Her ne kadar kavramsal olarak hala bir karmaşa yaşansa da, cılızda olsa bir öz’e dönüş çabası mevcut.
Genel olarak Alevi toplumunda hala bir temsiliyet sorunu varken, sorun kadın olunca, durum daha da çetrefilleşiyor haliyle. Alevi inancına mensup bireylerden kime sorarsanız sorun "Alevilikte kadının kutsallığı" konusunda hemfikirdir. Öğretilerinde, edebiyatında kadının önemine ve erkek ile eşitliğine 'özellikle’ vurgu yapılır. Kavramsal olarak anlaşamayan taraflar bile, bu konuda asla farklı bir fikir beyan etmez. Buradan hemen konuya girelim; 3-4 Mayıs tarihleri arasında Köln Üniversitesi’nde 'Hakikat Arayışında Alevi Kadını' konulu bir konferans düzenleniyor. Konferansta, Alevilikte kadının rolü, Alevi toplumunun ve kadınların yaşadığı sosyal ve toplumsal sorunlar, Alevilik ve kadının nerede durduğu, nereye doğru gittiği konuları masaya yatırılacak. Konferansa 250 dolayında kadının katılması bekleniyor. Bu anlamda Avrupa genelinde bir kaç aydır hummalı bir şekilde çalışma yürütülüyor. Konferans aslında Alevi kadınlarına yönelik yapılan ilk konferans. Bu anlamda da Alevi kadınlarının bilinçlenme çabasına ciddi bir katkı sunacaktır.
Alevi öğretisinde kadının ne kadar önemli olduğundan bahsettik. Örneğin Alevi meclislerinde kadına yönelik ayrımcılık yoktur. Erkekler kadar kadınlarda posta oturarak cemi yürütebilir. Alevilikte kutsallıklar ana şahsında ifadesini bulur. Öte yandan Alevilik öğretisinde öngörülen toplum modeli, sosyalizm ile bağdaştırılır.
Alevilikte dini ritüellerde kadın bu kadar önemsenirken ve büyük değer atfedilirken, bunun toplumsal karşılığı var mıdır? Öte yandan inancın özünü yaşatan Pîrler bu bilinci meclislerinde ne kadar, dile getiriyor? Bu sorular aslında Alevi kadınının kendini arayışı yolunda 'kilit’ sorular. Zira Alevilikte 'kadının kutsallığı’ hemfikrinin toplumsal karşılığını ne kadar bulduğu sorunsalı, Alevi kadınlar arasında ciddi bir şekilde tartışılmalıdır.
Aslında şöyle kısa bir sentez yapabiliriz. Alevi inancına mensup bir toplumda yetişen bir kadın olarak, Alevi öğretilerinde geçen, Aleviliğin öz’ünde yer edinen kadın sembolünün toplumsal bir karşılığı olmadığını söyleyebiliriz. Toplumsal dinamiklerin, eril sistemin pençesine düştüğü günden bu yana, 'kadın kutsaldır’ söyleminin Alevi toplumunda günlük yaşamda bir karşılığı yok. Alevi kadınının hala bir temsiliyet sorunu bulunuyor. Resmi erkanda zaten kadın bir vitrin olarak kullanılıyor. Bu su götürmez bir gerçek. Alevilere yönelik bir etkinlik düzenlendiğinde temel düşünde, 'bir kadın da olsa iyi olur’. Hatta bazen buna bile ihtiyaç duyulmaz. Yine başka bir handikap; Alevi araştırmacıların büyük bir çoğunluğu erkektir. Alevilikte kadını bile erkek araştırmacılar araştırmıştır.
Bir toplumun inancı, sosyal düzeninden ve yaşantısından çok ötede değildir, ikisi birbirini etkiler. Öz’üne insanı koyan inancın mensubu olan bir toplumun, günlük yaşam düzeyi de, öğretilerinin özünü karşılamalıdır. Ritüellerde kadını ön plana çıkartan, fakat bunu, yaşamına aktaramayan inanç, en büyük yozlaşmayı yaşar. Eylemin özüde, sözüde bir olmalıdır.
Özcesi Alevi toplumunda, kadınlar kendi yerlerini sorgulamak istiyor. Çünkü inançlarının gereği eşitlik olgusunun, şu anda toplumsal karşılığının olmadığının farkındalar. Tabii ki Alevi Kadın Konferansı bu boşlukların hepsini dolduramayacak. Fakat bilinçlenme isteğinin önemli bir halkasını oluşturacaktır. Bütün ilgilenen kadınları konferansımıza bekliyoruz.