Başbakan Davutoğlu 10 Aralık 20015 tarihinde, hükümetin 2016 yılına ilişkin programını (eylem planı) açıkladı. Buna göre, Asgari ücretten bedelli askerliğe, yeni öğretmen alımlarından, eğitime kadar birçok alanda yeniliklerin (!) yapılacağı belirtilmektedir. AKP hükümetinin programında, nitekim Aleviler için muallak da olsa bir madde yer aldı. İlgili madde şöyle; "…Geleneksel irfan merkezleri ve cemevlerine hukuki statü tanınacak…!" Milli Görüş geleneğinden gelen AKP‘nin Alevi, cemevi, pir, ocak ve benzeri kavramlara alerji duyduğu bilinmektedir.
Bundan dolayıdır ki AKP hükümetinin Alevilerin istemlerini kendilerinin inanç terminolojilerinde kullandıkları kavramlar altında değil de AKP'nin zihniyetine göre yaratılacak kavramlarla ele alacağı anlaşılmaktadır. Çünkü güneşin balçıkla sıvanmadığı bu topraklarda, artık Alevilerin demokratik hak taleplerinin yerine getirilmesinin zorunlu olduğu AKP tarafından görülmektedir. Dolayısıyla "cemevi/cemhane" kavramı yerine "Geleneksel İrfan Mektepleri" adı altında yeni bir Alevi örgütlenmesine yeşil ışık yakılabileceğinin sinyali verilmektedir. Peki nereden çıktı bu "Geleneksel İrfan Mektepleri", ya da hükümete bu akılı kim verdi?
Peşinen belirtelim; Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez! Hatırlanacağı gibi; Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, "İzmir'in farklı bir dindarlığı var. Bu dindarlığın irfan geleneğine ihtiyacı var" demişti. Bunun üzerine gelişen tartışmalar, "Diyanet İşleri Başkanı bu şehri irfansız ilan etti'' şekilinde yürüdü. Tepkiler üzerine Görmez, 29 Mart 2015 tarihinde katıldığı NTV yayınında; İrfan geleneğinden söz etmişti. Anadolu müslümanlığının en önemli kaynaklarından olan irfan geleneğinin yanlış anlaşıldığını ve buna çok üzüldüğünü belirtmişti. Çünkü ona göre; Anadolu müslümanlığının temelini oluşturan "Şeriat-fıkıh" geleneği dinin şekli boyutunu, "felsefe-kelam" geleneği dinin akıl boyutunu, "irfan" geleneği ise dindarlığın kalbi ve manevi boyutunu ifade etmekteydi. Görmez, "İrfan" geleneğinin, Alevi-Bektaşi geleneğindeki marifet seviyesine benzediğini de bellirtmişti. "İrfan" sözcüğünün Arapça olduğu sanılmaktadır. Yalın haliyle "bilim-bilmek" anlamına gelmekltedir. Geniş manada ise, "Yatadılıştan bilme, anlama. Tanrı sır ve gerçeklerini kavrama yetisi, Tanrısal sırlara vakıf olma, sezme vb." anlaşılmaktadır. Bu anlamlarıyla birlikte kavramsallaşan ''irfan'' sözcüğü; Alevi yol erenlerinin nefeslerinde, sıklıkla başvurulan gizemsel bir tanım olmuştur.
Otantik dönemlerde Alevi dergahları, ocakları birer "Mekteb-i irfan, bilim okulları" işlevini görmüşlerdi. Buralarda insan-ı kamiller yetişmişlerdi. Buralar, özerk bir statüyle yönetilmekteydi. Bunu en iyi bilenlerin başında ise Diyanet İşleri Başkanı Görmez gelmektedir. Fakat O, bu gerçekliği karartmakta ve Anadolu müslümanlığının temelini oluşturan Şeriat-fıkıhı geleneği ile İtiqat ê Rêya Heq-Alevilerinin Mekteb-i irfan geleneklerini bir tutmaktadır. Görmez’e ve AKP hükümetine göre Dolambaçlı kavramlarla bu güzergahta gidildiğinde, Alevilerin de artık kendilerine özgü bir hak taleplerinin olmayacağı, kısa zaman içinde anlaşılacağı tahmin edilmektedir. Bu büyük bir yanılgıdır, yanıltmadır!
Başta Alevi toplumunun bu konuda uyanık olması gerekmektedir! Biliyoruz ki ülkede, yeraltına çekilmiş şeriat fıkıhını, irfan geleneği adı altında sürdürmek için faaliyette olan yüzlerce oluşum bulunmaktadır. Zaten İŞİD ve benzeri örgütlerin hedefi de bu değil midir? Bir gerçekliği yeniden anlatmak gerekiyor. Alevilerin-Rêya Heq mensuplarının "Mekteb-i İrfan" olarak kavramlaştırdıkları gelenek ile Şeriat fıkıhı ekseninde hareket eden Anadolu müslümanlarının (!) İrfan mektapleri geleneği, biribirine uymaz! Bunların DNA‘ları farklıdır! Dokuları tutmaz! İşte ispatı; hurufi makamından "Mekteb-i irfan" nefesi!
Mekteb-i irfan'da el verdim ere.
Okudum elifi bir hesap çıktı
Üç huruf bir nokta geldi bir yere
Onu hesab ettim dört kitap çıktı.
Mürşid-i kâmil'den dersimi aldım
Men aref sırrına erdim uyandım
Şu fani dünyayı bir kapı sandım
Meğer tek mil imiş dört kapı çıktı.
Gerçeği bir nurdan yarattı mabud
Oniki kapıdır ademde mevcud
Sabri der olmuşam ispat-ı vücud
Haydar kapısından bir cevap çıktı.