Bizim bilgimiz dışında, nedenini bilmediğimiz ve belki de hiç bilemeyeceğimiz bir zaman dilimi var, işte o an geliyor ve birilerinin avucu kaşınıyor. O kişi ya da kurumun avucu kaşındığında, bizim de başta sırtımız olmak üzere biyerlerimiz kaşınmaya başlıyor. Bildiğiniz gibi, yine geçen hafta kimi Alevi evlerinin kapılarına kırmızı çarpı işareti kondu. Zamanlama olarak neden yapıldığını biz bilmiyoruz, büyük olasılıkla yine bikaç ölümden sonra öğreniriz.

Böyle durumlarda demokratlar hemen sosyal medyayı kullanıyorlar. Biliyorsunuz, eşim Hilal de Alevi ama ben onun bu yanından çok “İNSAN” olma özelliğini seviyorum.

Bu tümcede “AMA” dedim diye kızabilir belki, sabah kalktığımda onun bir paylaşımını okuyunca onu bu nedenle sevdiğimi düşündüm, umarım kızmaz. Bunu neden yazdım, çünkü böyle günlerde kapılara konan çarpı işaretlerine tepki gösteren bizler daha çok “Alevi değilim ama fena halde kızıyorum” diye benzeri tepkiler gösteririz. Hilal de buna kızmış ve bence haklı. İnsanlık dışı bir olaya tepki gösteriyorsan neden dinini, etnisiteni bildirme zorunluluğu duyuyorsun, insan olmak yetmez mi, diye soruyor… Bu tavır o kadar çok şeyi değiştiriyor ki, insanlıktan çıkmışların deprem olduğunda “Kürt ama…….” diye başlamanın başka versiyonu esasında. Tek farkı, biz bunu yaparken onlarla aynı mantıkla yapmıyoruz, biz gerçekten destek vermek adına yapıyoruz ama bence bu desteği sadece birey olarak, demokrat olarak protesto etmeliyiz.

Çarpı işaretleri konduktan sonra hükümetten de tepki bekledim, neyse ki 5 gün sonra açıklama geldi. Niye 5 gün sonra, bence bu da bir plan dahilinde yapılıyor. Önce bu olayı protesto etmek için Aleviler ve devrimciler bir araya gelsin, sonra biz onlara gösteri yasasına ve OHAL’e karşı tavır aldıkları için saldıralım, bikaçını dövelim, belki biri kaza kurşunundan gider, sonra da kapılara konan işaretin yanlış olduğunu söyleriz, diye bir tavır içindeler mi acaba? Ya da Alevi sorunu 5 gün sonra gündeme gelse ne olacak, tavrı mı?

Açıklamayı başbakan yardımcısı Recep Akdağ yapmış. Akdağ açıklamasında “Bu hangi ahlaksızlık veya provokatif yaklaşım neticesinde yapılıyor bence bu bilgi yok. Emniyetimiz, savcılarımız bu meselenin üstüne gidecektir. Allah’a binlerce defa şükürler olsun, Kürt ile Türk’ün arasında, Sünni ile Alevi arasında halk olarak hiçbir sorun yok“ demiş.

Evet, tam da beklediğim gibi, hükümetin elinde bir bilgi yok, MİT’in de haberi yok, emniyetin de. Canlı bombayı patlama sonrası ele geçiren bir hükümet var karşımızda ve bomba patlamadan kimseyi suçlayamayan başbakanlar yönetiyor bu ülkeyi. Peki sayın Akdağ, madem elinizde bilgi yok, emniyet ve savcılarınız bu işin üstüne nasıl gidecektir? Bu mantıkla bilinen sadece o evlerde kimlerin oturduğu, yani Aleviler.

Hilal gönderdiği mesajında bu tip mesaj yazanlarda korku olup olmadığını da sorgulamış. Haklı, çünkü Türkiye’de ciddi bir korku var ve bu uygulansan faşizme karşı çok insani bir duygudur ve esasında çok kızmamak gerekiyor. İşte burada tek bilgi o evlerde oturan Aleviler olunca, bu işaretlerin onları da korkutmak amaçlı yapıldığı çok net. Yani Alevi olarak yaşamasalar bu işaret konmayacak, asimile olsalar bu sorun ortadan kalkacak.

Bakan açıklamasında “Allah’a binlerce defa şükürler olsun, Kürt ile Türk’ün arasında, Sünni ile Alevi arasında halk olarak hiçbir sorun yok” derken esasında bu özlemini söylemek istiyor. Olaya kara mizah olarak yaklaşırsak, sanki bu ülkede Kürtlerle Aleviler delirdi ve devamlı olmayan bir sorunu ortaya sürüyormuş gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Böyle olunca hükümetin de delirmiş olması gerekiyor ki olmayan bir sorun için Kürt Açılım diye başladı ve Alevi Sorununu Çözme girişimlerinde bulundu.

Yine Hilal’in eleştirisine geleceğim, çünkü aynı sorunu benim gibi olanlar da yaşıyor. Alevi değilim ama o sorun benim başat sorunlarımdan birisi, Kürt değilim ama barış için 40 yıldır savaşım içindeyim. Oysa ben Filistin için de aynı konumdayım ya da İrlanda halkının yanındaydım. Önümdeki hedef İNSANLIK, daha insanca yaşamak için bütün mücadelem ve o yüzden de haftada bir benim için demokrat gazete olan ama kimilerinin “Ahmet iyi ama Kürt Gazetesi’nde yazıyor” diye serzenişte bulunduğu YENİ ÖZGÜR POLİTİKA’da yazıyorum. Yani insanlığımıza şükür ki Hilal’le elimizden geldiği kadar demokrasi ve barış diyoruz sonuna kadar.