DEVLET DIŞI ALEVİLİK - 3

“Diyanet İşleri Başkanlığı içinde bir Alevi kürsüsü olsun, Alevilere de bir yer verilsin” yaklaşımları yanlıştır ve bir tuzaktır. Bu, mevcut devletin asimilasyon, Alevileri Sünnileştirme ve dönme haline getirme politikasının ilk adımıdır. İyi niyetli bir yaklaşım değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı içinde böyle bir kürsünün varlığı şimdi kabul edilmiyor, ama ilerde sanki büyük bir lütuf gibi kabul edeceklerdir. Şimdi kabul etmemelerinin nedeni diyanetin içine nasıl koyalım, nasıl yerleştirelim konusunda netleşmemeleridir. Yoksa Alevileri diyanetin içine alma gibi bir politikaları vardır.
Tabii ki Aleviler devletle ilişkili olmayacak biçimde kendi inanç örgütlenmelerini geliştirebilirler. Kendi inanç kurumlarını örgütleyebilirler. Ama bunun Alevi inancının doğasına ve karakterine uygun olması gerekir. Alevi inancının bir gereği olarak geçmişte her Alevi bir dedeye bağlıdır, bir ocağa bağlıdır. Yani bir merkezden yönlendirilmez. Bu yönüyle ortak bir örgütlenme içine gidilebilir. Ama bunu katı bir merkezileştirmeye kavuşturmak Aleviliğin tarihi karakterine uygun değildir. Aleviliğin tarihinde böyle bir merkezileşme yoktur. Ama her bölgedeki Alevi toplumu bağlı olduğu ocak ve pir-dede etrafında inançlarını yürütebilirler. Doğrusu budur. Bu bakımdan bir merkezden imam -inanç önderi- göndermek, bir merkezden talimat göndermek, hutbe göndermek gibi şeyler kabul edilemez. Bu kadar merkeziyetçilik doğru değildir.
Alevi örgütlenmeleri tabii ki ortak kurumlara kavuşturulabilir. Ancak bu merkezi bir yaklaşımla olmaz. Tüm ocaklar, bir dede etrafında toplanan topluluklar, bir Pir’e bağlı olanlar olur. Bunlar yüzlerce olabilir. Bunlar kendi özgünlüklerini ve özerkliklerini koruyarak ortak platformlar oluşturabilirler. Bu ortak platformlar içinde birliği ve dayanışmayı sağlayan kurumlar oluşturulabilir. İnanç önderlerinden oluşturulabilecek bu kurumlar bir yönüyle Alevi toplulukları arasında koordineyi sağlayabilirler. Çeşitli toplantılarla ortak doğrultuyu ve ortak talepleri ortaya koyabilirler. Sorunları tartışıp karara bağlayarak çözebilirler. Böyle bir ortaklaşma ve demokratik kurumlaşma gerçekleştirilebilir. Ama belirttiğimiz gibi merkezi değil, tabandan gelen birimlerin özgünlüğünün ve özerkliğinin korunduğu konfederatif bir örgütlenme hem Aleviliğin özüne uygun olacaktır hem de demokratik bir nitelik taşıyacaktır.

‘Müsayip Örgütler’ tanımı yerindedir

Belirli ortak ilkeler ve talepler vardır. Cem evlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmesi, diyanete karşı çıkılması, okullarda mecburi din derslerinin olmaması, Alevilerin inançlarını olduğu gibi örgütlemeleri, inanç sistemlerini oluşturmaları konusunda ortak bir yaklaşım vardır. Kuşkusuz zalimlere karşı çıkmak, haksızlığa uğrayanların yanında olmak da temel ilkeleridir. Vergi konusunda Alevilerden Diyanet İşleriyle ilgili vergi alınamaz. Alevilerden çeşitli biçimlerde alınan vergilerden belirli bir bütçenin Alevi örgütlenmeleri arasında hiçbir ayırım gözetmeden, kayıt koşul öne sürmeden eşit bir biçimde dağıtılması da ortak bir talep olabilir. Zaten birçok konuda ortak öneriler söz konusudur.
Cem evlerinin nasıl değerlendirileceğine Alevilerin karar vermesi gerekir. Yılda ancak beş- altı cem yapılabilir. Cem evlerinin işlevi bu biçimde sınırlandırılamaz. Alevi toplumunun kendi inançlarını, kültürlerini öğrendikleri, aralarındaki sosyal ilişkileri geliştirdikleri kültürel ve sosyal düzeyde bir inanç ve inanç kültürü kurumu olarak ele alınması gerekir. Bazı Cem evlerinde neredeyse her hafta, her ay cem yapılması gibi yaklaşımlar da görülmektedir. Alevilerin tarihsel inancına ve cem kültürüne uygun düşmeyen bu yaklaşım bir yönüyle İslam’da bulunan beş vakit namaz kılma ya da her Cuma camilerde namaz kılıp, hutbe dinlemenin Aleviliğe uydurulması gibi bir yanlışlığı içermektedir. Bu açıdan Alevi örgütlenmelerini tek tipçi bir karaktere sokmamak gerekiyor. Farklı dernekler altında örgütlenebilirler ve her dernek kendi özgünlüğünü koruyabilir.
Alevi örgütlerine yaklaşım konusunda ise Cem Vakfı, Dünya Ehlibeyt Vakfı gibi devletle bütünleşen, devletin yedeğine düşen örgütler ve kurumlar dışında diğer tüm örgütlerle ilişki içinde olunabilir. Buna “Müsayip Örgütler” tanımı yapılıyor bu son derece yerinde bir tanımlamadır. Kardeş örgütler biçiminde kendilerini örgütleyebilirler. Bu açıdan farklı örgütlerin varlığı Aleviler açısından bir zaaf olarak görülmemelidir. Ama bu örgütlenmeler kesinlikle ekonomik ve siyasi çıkar yerlerine dönüştürülmemelidir; özenle bundan uzak durulmalıdır. Tam demokratik işleyiş içinde olması, demokratik işleyişin hakim kılınması esas ölçü olarak alınmalıdır. Alevilerin demokratik ve toplumsal karakteri vardır, özgürlükçü karakteri vardır. Buna da sol sosyalist, özgürlükçü, demokratik güçler uygun düşmektedir.

Devlet dışı kültür Aleviliğin en büyük değeridir

Alevilerin mevcut durumda kendi konumlarını iyi tanımaları gerekir. Aleviler tarih içinde devlet dışı kalmışlar, devlet dışı toplum olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bu durum geçmişte kendilerine acı ve katliamlar getirmiş olsa da aslında güzel ve değerli olmalarının nedeni devlet dışı toplum olmaları; devlet karşıtı olmalarıdır. Bu nedenle şimdi devlet karşıtı olmaları büyük bir değer kazanmıştır. Demokrasi çağında, insanların demokrasiyi yücelttiği çağda, Demokrasi; devlet dışı toplumun kendi örgütlenmesi, kendi yaşam biçimini sürdürmesi ve kendi kendini yönetmesi olarak tanımlanıyorsa o zaman hiçbir biçimde devlete bulaşmamak gerekir. Siyasal ve düşünsel karakterinin böyle olması gerekir.
Bugün Alevilerin devlet dışı toplum olması onların en büyük değeridir, onların en güzel özelliğidir. Bu açıdan Aleviliği devlete bulaştıran her şeyin kötü olarak görülmesi gerekir, ihanet olarak görülmesi gerekir. Gerçek Aleviler, Alevi önderleri, Alevi örgütleri Aleviliği devletten uzaklaştıran önderlerdir, örgütlerdir. Aleviliği devlete bulaştıranlar ise Aleviliğe ihanet edenlerdir. Aleviliğe ihanet edenler ve bozanlar geçmişte Hıristiyanlık nasıl devlet dini olmuş, İslamiyet nasıl devlet dini olmuş, giderek bozulmuşsa, Aleviliği de o hale getirmek isteyenlerdir. Tabii ki Aleviler buna açıkça karşı çıkmalıdırlar. Alevilerin temel ilkesi devlet dışı kalarak demokratik ve toplumcu karakterlerini korumak olmalıdır.

Gerçek Aleviler devlete karşı duruş sergileyenlerdir

Devlet dışı toplum olma karakteri Aleviliğin en temel ve Aleviliği Alevilik yapan en temel ilkesidir. Kürt Özgürlük Hareketi bugün Demokratik Konfederalizmi savunmaktadır. Ahlaki ve Politik Toplumu savunmakta, devlet dışı örgütlenmeyi esas almaktadır. Bunu “Devlet+Demokrasi” biçiminde formüle etmektedir. Kendisini devletten ayrı örgütlemek istemektedir. Kürt Özgürlük Hareketi açısından, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın felsefesi açısından Aleviler ahlaki ve politik toplumun özüdürler, bu özgürlük sisteminin temeli, doğal müttefikidirler. Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendi özgürlük ve demokratik sistemini kurmada dayanacağı en önemli toplumsal güçlerden biri Alevilerdir. Bu açıdan tabii ki Kürt Özgürlük Hareketinin ve Önder Apo’nun felsefesine, ideolojisine inananlar Aleviliğe bu değeri verirler. Aleviliği özgürlük sisteminin temel dayanağı haline getirirler.
Biz Alevilerin tüm değerlerini korumalarını, kendilerini inançlarının özüne uygun bir şekilde sürdürmelerini ve geliştirmelerini önemli görüyoruz. Demokratik özgürlükçü sistemin kurulmasında çok önemli bir rol atfediyoruz. Çok önemli bir kaynak, çok önemli bir güç olarak görüyoruz. Bu açıdan Aleviliği devletleştirmek isteyen, devlete yakınlaştırmak isteyen kesimlere karşı çıkmak gerekir. Özgürlükçü Aleviler, demokratik Aleviler, gerçek Aleviler devletten kopanlardır, devlete karşı duruş sergileyenlerdir. Bu yönüyle toplumcu olanlardır, sol ve demokrat olanlardır. “Kürt Özgürlük Hareketi’nin Aleviler içinde gerçek dostları kimler olacaktır?”, “Kürdistan Aleviler Birliği’nin ya da Önder Apo’nun felsefesini benimseyenler açısından müttefik olarak ilişkilenilecekler kimler olacaktır?” sorusunun cevabı burada yatmaktadır.
Devlete bulaşmayan, demokratik olan tüm güçlerle ilişkilenilebilir. Kimi düşünce farklılıkları olabilir, ama kim devlete yedeklenmiyorsa, devleti değil de demokrasi güçlerini esas alıyorsa, kim demokrasi cephesinden yanaysa ilişki kurulabilir, yan yana yürünebilir; ilke, esas budur.

‘Aslını inkar eden haramzadedir’

Kürt Aleviler iki kimliklidir. Hem ulusal demokratik ve kültürel değerlerini savunacak, Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yer alacak hem de Alevi kimliğini savunacaktır. İki kimlikli olmak durumundadır. Artık günümüz demokrasisinde tek kimlikli olmak bireyi ve toplumları ifade etmemektedir. Çok kimlikli olunabilir, farklı kimlikler sahiplenilebilir. Hem Kürt’tür, hem Alevidir hem de farklı bir kimliği olabilir. Özellikle Kürtlüğü inkar eden, “Alevisin, Kürtlüğüne gerek yok” diyen yaklaşımlar kesinlikle kabul edilebilir yaklaşımlar değildir. Bunlara karşı mücadele edilmelidir, bu yaklaşım sahipleri Alevi değillerdir. Hak, adalet, eşitlik inancımızın temelini oluşturuyorsa o zaman gerçek Aleviler ulusal kimliğini yani Kürtlüğünü kabul edecektir. Türk’se de Kürt Alevilerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini kabul edecektir. Bu bakımdan Alevi gençler, Aleviler hep sol sosyalist hareketler içinde yer almadı mı? Hep demokrasi mücadelesi içinde yer almadı mı? Neden? Bu karakterinden dolayıdır. Bugün Türkiye’de demokrasinin ölçütü nedir? Kürtlere yaklaşımdır. Kürt halkının özgürlüğünü ve demokratik yaşamını istemeyen birisi demokrat olabilir mi, Alevi olabilir mi? Alevi, komünal ve demokratiktir; toplumcudur. Ne başkasının kimliğini inkar eder ne de kendi aslını. Zaten bu nedenle denilmemiş midir “Aslını inkar eden haramzadedir”.
Kürt Aleviler ulusal örgütlenmeler içinde de yer almalıdırlar. “Biz Alevi örgütüyüz, Kürt değiliz, bize ne onların sorunlarından ve mücadelesinden” diyerek ulusal değerlerden, mücadeleden uzaklaştıran yaklaşımlar kesinlikle reddedilmelidir. Bunlara karşı mücadele edilmelidir. Bu tutum gericiliktir. Türk devletinin özel savaş politikalarına hizmet eden bir tutumdur. Sömürgeciliğin Kürtleri ulusal değerlerinden uzaklaştırmasının başka bir biçimidir.
Alevilerin hem Alevi örgütlenmeleri içinde inançları için mücadele etmeleri, hem de kendi ulusal ve kültürel sorunları temelinde özgürlük ve demokrasi için mücadele etmeleri gerekir. Alevi inancının özgürlüğü için, kendi kimliğini özüne uygun olarak yaşaması için, Aleviliğe ve Alevilere doğru yaklaşım için Kürt Özgürlük Hareketi doğru yaklaşım içinde olmaya büyük özen göstermiştir. Özelikle Önder Apo’nun şahsında bu hassasiyet en üst düzeyde gösterilmiştir. Bu nedenle daha ilk kuruluşundan itibaren hiçbir örgütün içinde olmadığı kadar Alevi genci bu harekete katılmıştır. Kürdistan’da ilk defa Alevi Kürtleri kitlesel düzeyde örgütleyen Kürt Özgürlük Hareketi olmuştur. Hareketimiz 1990’lardan itibaren Alevilerin özgün örgütlenmesinin geliştirilmesi çabası içinde olmuştur. Bu nedenle 1990’lı yılların başında Aleviler Birliği örgütlendirilmiş, 1993 ve 94’te geliştirilmesi için büyük emekler verilmiştir. 1994’te Zülfikar dergisi yayına başlamıştır. Zülfikar dergisi çıkartıldığında Serxwebûn’dan sonra en fazla satılan dergi olmuştur. On binin üzerinde bir tiraja ulaşmıştır. Kürdistan Aleviler Birliğinin özgün örgütlenmesine büyük katkılar sunmuştur.

Alevilik komünal ve demokratik toplum kültürüdür

Özgürlük Hareketi’nin Alevileri etkilemesi, Aleviler arasında gelişmesini hızlandırması sonucu Türk devleti yeni politikalara yönelmiştir. Alevilik konusunda, örgütlenme konusunda, Alevi kültürünün Türk basını üzerinden yansıtılması konusunda çeşitli çabalar içine girmiştir. Özellikle Cem Vakfı üzerinden devlete bağlı Alevilik geliştirilmeye çalışılmıştır. Maddi destek verilmiş ve teşvik edilmiştir. Bir taraftan Sivas’ta olduğu gibi katlederek, ürküterek, radikal İslamcıları tehlike göstererek Alevileri kendi yanına çekerken, diğer taraftan da bu ürkütmeyle Türk Alevilerin Kürt Alevilerle birleşmesinin önüne geçilmek istenmiştir. Türk devletinin bu süre içinde Aleviliğe ve Alevilere dönük çok yönlü politikaları gelişmiştir. Bunlar belirli düzeyde de etkili olmuştur. Belirli bir geri çekilme, sinme durumu ortaya çıkmıştır. Bunda Türk devletinin izlediği politikaların etkisi büyüktür. Özgürlük ve demokrasi güçlerinin devlet politikalarına cevap vermede yaşadığı yetersizlikler de bunu beslemiştir.
Belirli eksiklikler olsa da Özgürlük Hareketimizin Aleviliğe yaklaşımı hiçbir zaman yanlış olmamıştır. Aleviliğin hakları, hukuku konusunda, özgür ve demokratik yaşamı konusunda hareketimizin bir yanlış yaklaşımı, duruşu, tutumu olmamıştır. Ama bu doğru politikası pratikte etkili kılınamadığı için Türk devletinin politikaları görülüp bu politikaları engelleyecek duyarlı bir yaklaşım gösterilmediği için sonuçta devletin bu yönlü politikaları etkili olmuştur. Aleviler içindeki kimi işbirlikçileri ve ajanları vasıtasıyla devlet hem kendine bağlı örgütlenmeler geliştirmiş hem de Aleviler içinde hareketimize karşı olumsuz tutumların ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Alevilik bir taraftan demokrasi mücadelesinden ve hareketimizden uzak tutulmaya çalışılırken, diğer taraftan izlenen özel savaş politikaları ve ajan ilişkileri yoluyla özünden koparılıp tasfiye sürecine sokulmuştur. Bunların yanında yanlış Alevi tanımlaması, Aleviliği tarihsel köklerinden, gerçek felsefesinden, yaşam kültüründen, zihniyetinden uzaklaştırarak devlete bağlayan, başkalaşıma uğratan eğilimler güçlenmeye başlamıştır. Komünal demokratik karakteri olan ve son elli yılda sosyalist, ulusal demokratik, yani bir bütün olarak sol demokrat hareketler içinde yer alıp muhalif tutum gösteren Aleviliğin bu karakteri ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Bu durumu değiştirmek her bakımdan tarihsel sorumluluklarımız içindedir.
Diğer önemli bir husus Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Yeni Paradigma ile ortaya koyduğu ahlaki politik toplum hedefimizin konuyla ilişkisidir. Komünal demokratik bir toplumun doğal altyapısı, temeli konumunda olan Aleviliğin bu konumunun korunmasının bizim açımızdan anlamı ve değeri büyüktür. AKP, CHP ve çeşitli kesimler Alevileri etkileyerek sadece Kürt özgürlük ve demokrasi mücadelesinden değil, genel anlamda demokrasi ve özgürlük mücadelesinden koparmaya dönük bir politika izliyorlar. Tüm bunlar dikkate alındığında Aleviler üzerindeki bu politikalara ve yanlış eğilimlere karşı net ve keskin bir tutumumuzun olması gerekir.

Kürtlüğe sahip çıkan Aleviliğe de sahip çıkar

Kuşkusuz sömürgeci güçlerin politikaları sonucu Kürt Alevileri Kürtlüğünden koparmak, Kürtlerin parçası olmaktan çıkarmak, Aleviliği Kürtlüğü asimile etmenin bir aracı haline getirmeyi önlemek son derece önemlidir. Alevileri iki kimlikli, hem kendi ulusal kimliğine sahip çıkan hem de inanç kimliğine sahip çıkan bir duruş içine çekmek, böylelikle Alevi Kürtler üzerindeki ulusal ve inanç düzeyinde, iki boyutta yürütülen kültürel soykırımın önüne geçmek hedefimiz olmalıdır. Alevi Kürt kimliğinin Kürtlüğü inkar ettirilerek Türkleştirilmesi politikasına dur demek durumundayız. Alevilerin bu temelde Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine doğru sahip çıkan bir konuma gelmesi kendi inanç mücadelelerini de daha sağlıklı ve özüne uygun yürütmeleri anlamına gelecektir.
Alevilik komünal ve demokratik toplum kültürüdür. Bugün sınıflaşma oldu denilerek bu komünal değerlerden, bu demokratik değerlerden vazgeçilebilir mi? Geçilemez. İşte Aleviler içinde zenginler oldu, sınıflaşma yaşandı diye toplumsallıktan mı vazgeçilecek? Zenginler oldu, sınıflaşma oldu, şehirleşme oldu bu nedenle demokratik toplumcu karakterinden vazgeçmek gerek gibi bir yaklaşım olamaz. Bizim açımızdan Alevilik toplumsal değerleri olan ve bununla kendi kimliğini bulmuş, kendi içinde de belirli demokratik kurumlaşmayı ifade eden, kendi kendini yönetmeyi ifade eden, devlete bulaşmamayı ifade eden bir toplumsal gerçekliktir.
Şehirleşme sonucu ortaya çıkan sınıflaşma ve bireycileşme Aleviliğin özünün ve karakterinin reddedeceği şeylerdir. Alevilik sınıflaşmaya ve bireycileşmeye karşı olduğu gibi, şehirleşmesi demek temel değerlerinden vazgeçmesi anlamına gelmez. Bugün şehirleşme gerekçesiyle ileri sürülenler, meşrulaştırılan yanlış şeyler Alevilikten sapmayı ifade etmektedir. Bu tür gerekçelerle bu sapmalar Aleviliğe yamanamaz, Aleviliğe kabule ettirilemez. Dolayısıyla şehirleşme ve sınıflaşma argümanlarıyla kabul ettirilmek istenen bireyci, toplumsal olmayan, demokratik olmayan değerlere karşı çıkılmalıdır. Bugün Alevi Kürtler üzerinde çok yoğun bir kültürel soykırım vardır. Topraklarından koparılma yanlış ve yanılgılı eğilimlerin güçlenmesinin en önemli zeminidir. Her kültür kendi toprağında varlığını sürdürebilir. Kendi toprağından koparıldığı an savrulmaya açıktır. Bu açıdan bu tür eğilimlere karşı mücadeleyi ilkeli ve yoğun vermek, bu konuda tavizsiz olmak gerekir. DEVAM EDECEK

MUSTAFA KARASU