DEVLET DIŞI ALEVİLİK - 4

Türkiye’nin en temel demokratikleşme sorunu esas olarak Kürt sorunudur. Türk devletinin birinci amacı Kürtleri Türkleştirmek, ikincisi ise Alevileri Sünnileştirmektir. Bu nedenle antidemokratik karaktere bürünmüştür. Cumhuriyetin baştaki çoğulcu yaklaşımdan çıkıp inkarcı ve faşizan karaktere bürünmesinde Kürt inkarcılığının, Kürtlerin haklarının tanınmaması belirleyicidir. Türkiye’nin antidemokratik olmasının temelinde Kürtler üzerinde uygulanan politikalar yatmaktadır. Bunun da net anlaşılması gerekir. Gerçek demokratikleşme olmadığı müddetçe de Aleviler üzerindeki asimilasyon, inkar, baskı sürecektir. Ne zaman Kürtler üzerindeki baskı tümden biterse o zaman Aleviler için de tam özgürleşme ve demokratikleşme imkanları ortaya çıkacaktır. Alevilerin inanç özgürlüğünü savunmadan da Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanamaz. Kürtler çok önemli bir müttefikten, ittifaktan yoksun olmuş olurlar. Bu açıdan Kürtlerin de Alevilerin özgürlüğünü, özgün örgütlenmesini kararlılıkla savunmaları gerekmektedir.
Kuşkusuz farklı Alevi örgütleri vardır. Dolayısıyla örgütlenme sorunları Alevilerin gündeminde önemle yer almalıdır. Doğru bir örgütlenme anlayışının gelişmesi açısından derinlikli tartışmalara ihtiyaç vardır. İzzettin Doğan’ın Cumhuriyet Eğitim –Cem-Vakfı, Dünya Ehlibeyt Vakfı gibi devlet politikasını güden kesimlere ve yanılgılı tüm yaklaşımlara Aleviler ancak böyle yanıt verebilir ve karşı durabilir. Aleviler özlerine uygun olarak demokratik bir tartışma kültürüyle kendilerine dönük saldırıları ancak böyle kırabilirler, yanlış anlayışları ancak böyle düzeltebilirler. Yanlışlıklara karşı mücadelesiz kalmak doğru değildir.
Örneğin Aleviler içinde “Biz demokratiğiz” diyerek her şeyi İslam dogmatizmine tepki içinde boğma yaklaşımları gelişkindir. Ancak bu yaklaşım sorunludur. İktidarcı İslam’ın dogmatizmine, gericiliğine tepki duyarak demokratlık adı altında kapitalist moderniteyi benimseme ve bunu ilericilik olarak görme yaklaşımları sağlıklı değildir ve mutlaka mahkum edilmesi gerekir. Kapitalist modernite bir kültürel soykırım sistemidir. Kültürleri tamamen kapitalist sistemin hizmetine koyan bir toplum kırımdır, kültürel soykırım düzenidir. Kapitalizm bireycidir, toplumculuğu öldürür. Alevilik ise toplumculuktur. Aleviliğin içinden toplumculuğu çıkardığımızda geriye ne kalır? Aleviliğin demokratik karakteri toplumculuğuyla anlam bulur. Bireyci her şey Alevi karşıtlığıdır. Toplumculuğu savunmadan, dolayısıyla kapitalist modernitenin zihniyetine ve yaşam biçimine karşı koymadan Alevilik savunulamaz, Alevilik korunamaz.

Aslını inkar intihara götürür...

Kapitalist modernite Aleviler üzerinde etkilidir. Özellikle Avrupa’da üçüncü kuşak denen genç kuşaklar giderek tümden kendi değerlerinden kopup kapitalist modernizmin değerleriyle yaşar hale gelmektedirler. Bu, aslında Aleviliğin bitmesidir. Kapitalist modernist değerlerin hakim olduğu yerlerde Alevilik kalmaz. Olsa olsa diğer kimi dinlerde olduğu gibi devlet ve sistem dini haline gelir. Aleviliğin güzelliği ve özelliğiyse devlet ve sistem dini değil, toplum inancı olmasıdır. Toplumculuğu ayakta tutan, bu temelde de demokratik değerleri taşıyan bir inanç olmasıdır. Üçüncü kuşakta bu değerler bitmektedir. Bu açıdan Avrupa’daki üçüncü kuşağın ve alevi gençliğin üzerindeki kapitalist modernist etkileri ve bunların yarattığı sonuçları iyi görmeliyiz.
Alevi toplumunda kadına verilen değer, Alevi toplumunda kadının yeri ve günümüzde kapitalist modernitenin Alevi kadınlarda yarattığı etkiler iyi görülmelidir. Çünkü kapitalist modernizmi ileri gören, özgürlük gören, buna koşan, en kötüsü de bunu Alevilerde kadının ilericiliği ve demokratlığı olarak ifade eden yaklaşımlar söz konusudur. Kapitalizmin olumsuzluğuyla Alevilikte kadına verilen değer ve olumluluğu birmiş gibi göstermek aslında Aleviliğin kadına verdiği değeri ve olumlu yanı tersyüz etmek, hatta yanlış yansıtmak anlamına gelmektedir. Aleviliğin karakterinde olan kadın özünü doğru anlamak ve yansıtmak bu temelde kapitalist moderniteye karşı doğru duruş gösteren bir kadın gerçeği ortaya çıkarmak Alevi inancının ve kültürünün korunması açısından hayatidir.
Alevilik tarihte büyük katliamlara uğramıştır. Büyük katliamlar karşısında büyük direnişler göstermiştir. Direnişleri bazen düşmana karşı mücadele biçiminde olmuştur. Çoğu zaman da kendi yaşam sistemini koruma temelinde öz savunma temelinde olmuştur. Bu her iki direniş biçimi de günümüz açısından değerlidir. Hep şu söylenir: “Alevilikte hep ezilme var. Kültürü acılıdır, hep çileyi yansıtır.” Doğru, bu onun tarihinin bir parçasıdır, ama tarihi sadece bu değildir. Bir de direniş tarihi vardır. Pir Sultan, Baba İshak, Şeyh Bedrettin birer direniş efsanesidir. Tarihte bu yönlü çok örnekler vardır. Yine yakın tarihte Alevi gençler Türkiye’de sol, sosyalist güçler içinde yer almışlar, mücadele etmişler, kahramanlıklar sergilemişlerdir.

Aleviler içindeki inkarcılık önemli bir sorundur

Aleviler, Kürt Özgürlük Hareketi içinde yoğun yer almışlardır, mücadele etmişlerdir. Bugün hala mücadele içinde yer almaktadırlar. Dersim’de, Amed’de, Garzan’da, Botan’da, Zap’ta, Erzurum’da, Serhat’ta, Kürdistan’ın bütün alanlarında zulme karşı direniş vardır. Bu direniş tarih içindeki bütün zulme karşı direniştir. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Bir taraftan tarihsel direnişi, o değerlerin varlığını korumak isteyenler varken, bir taraftan da bugün “Stockholm sendromu” dedikleri, kendi celladına aşık olma, “Biz Türk’üz” deme, “Biz Zazayız Kürt değiliz” deme, “Aleviyiz, Kürt değiliz” deme, Türklüğe koşma, Kirmanckî, Zazakî dilini unutma, Türkçeye özenme, kendi dillerini sanki geçmişte kalmış geri bir dil gibi görme, artık bu dille konuşmaya gerek yok gibi bir yaklaşım içine girme söz konusudur.
Aleviler açısından en ciddi sorunlardan biri, giderek kendi değerlerinden kopmadır. Özellikle de Kürtlüğünden kopma, Kürtlüğünden koparken topraklarından da kopma, bir bütün olarak Türk devletinin sömürgeci, özel savaş politikasının giderek doğal savunucusu haline gelme vardır. Kürtlüklerini inkar ettikleri gibi, Kürt halkının Özgürlük Mücadelesine karşı aynı Türk devletinin yaklaşımlarıyla bakan eğilimler vardır. Bu temelde Aleviler içindeki bu inkarcı, kültürel soykırımın sonuç aldığı kişilikler giderek işbirlikçi olmuş, uşak olmuş, kimliğini ve kişiliğini tümden yitirmiş, kendi toplumunu inkar eder ve sömürgeci güçlerin ajanlığını yapar hale gelmiştir. Bunların da teşhir edilmesi ve doğru yola davet edilmesi gerekir.
Bu kişiliklerin özellikle nasıl tarih sahnesine çıktığının, nasıl ortaya çıktığının iyi anlaşılması gerekir. Bunlar kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bunların hepsi sömürgeci özel savaş politikalarının ürünüdür. Bu ihanetin, işbirlikçiliğin kötü olduğunu ortaya koymak gerekir ama yaptıklarının sadece kötü olduğunu kuru kuruya söylemek yetmez. Bu kişiliklerin, bu toplumsal ruh halinin, bu kişilik özelliklerinin hangi özel savaş politikalarıyla ortaya çıktığını çok iyi anlatmak gerekir. Bu konuda Şark Islahat Planı; Dersim Raporu vardır.
Bunlarda Alevi Kürtler üzerinde bu politikaların nasıl planlı biçimde işleneceği anlatılmaktadır. Bunlar sıradan olaylar değildir, ya da “gelmiş geçmiştir” denilerek bu politikaların sonuçları normal ve kabul edilir görülemez. Kesinlikle buna isyan etmek, buna tepki göstermek, bu politikaları deşifre etmek, toplumu bilinçlendirmek ve kendini inkar eden, Kürtlüğünden koparılan kesimleri de Kürtlüğüne sahip çıkar hale getirmek gerekir. Yani bu inkarcılık tarih içinde nasıl oluştu iyi görmeli ve iyi ortaya koymalıyız. Çünkü bu tür kişilikler sosyal alanda, kültürel alanda, ekonomik alanda, idari alanda, siyasi alanda, yargı alanında bütün alanlarda sistemli bir baskıyla insanlar kimliğinden koparıldı, kimliğinden utanır halde getirildi, Türklüğe koşturuldu. İnançlarından utanır hale getirildi.

Kürtlüğünden koparsan, inancını yaşayabilir misin?

İnançlar dirençlidir. Kendini gizleyerek de olsa ayakta tutar. Türk devleti Alevi Kürtler üzerinde izlediği politikada özelikle Kürtlüğünden vazgeçirmeyi hedeflemiştir. Devlet, inancından daha çok da Kürtlüğünü hedef aldığından ‘Kürtlükten vazgeçersek baskıdan kurtulabiliriz’ gibi bir eğilim de ortaya çıkmıştır. Böylece inancını koruyabileceğini düşünmüştür. Türk devleti de çeşitli biçimlerde ‘Kürtlüğünden koparsan, inkarcı olursan inancını yaşayabilirsin’ gibi bir izlenim vermiştir. Tabii ki Aleviler inancını yaşamalıdır. Bu, en doğal hakkıdır. İnancını korumak büyük bir değerdir. Biz, burada özel savaş politikalarıyla Alevi Kürtlerin Kürtlüğünden koparılması ve inkar ettirilmesinden söz ediyoruz. Bu da inancını kaybetmek ya da inanç değişimine zorlamak kadar kötü ve direnilmesi gereken bir durumdur.
Kuşkusuz benzer bir durum Türk Aleviler için de geçerlidir. Türk Alevileri de kendi kimliğini, kültürünü ortaya koyabilmelidir. Türk Aleviliği Türkmenliğin özüdür. Yani devlete bulaşmamış Türk boylarının toplumsal değerlerini en fazla korumuş kesimidir. Türkmenliğin kendini korumuş hali mevcut durumda Türk Alevilerde yaşamaktadır. Bu bakımdan Türk Alevileri Türk’ün devlete bulaşmamış, iktidara bulaşmamış kesimini temsil etmektedir. Bu yönüyle de demokratikleşme açısından çok önemli bir gücü ve değeri ifade etmektedirler. Tarihte hep devlet dışı kalmışlardır. Osmanlı’ya karşı çıkmak devlete karşı çıkmaktır. Osmanlı’nın zulmüne uğramışlar ama direnerek Türkmenliği devlete bulaştırmamış özlerini korumuşlardır. Gerçek Türklük aslında Alevi Türklerde yaşamaktadır. Sünni Türklük zaman içinde Osmanlıyla buluşmuş, devletle buluşmuş, hatta son on yıllar içinde MHP içine girmiş, yine iktidarcı İslam içine girmiştir. Bu yönüyle iktidara, devlete, kire bulaşmış ve kirlenmiştir. Alevi Türkler ise kirlenmeden Türklüğün temel karakterini, özünü korumuşlardır.  Türkmenler yoksulun sesi olanların, mazlumun yanında yer alanların, hak, adalet ve eşitlik değerlerine sahip çıkanların farkını iyi görmeliyiz. 


Alevilik Bektaşilikle devlet dini yapılmak istendi
Alevlik içinde önemli bir husus ise Bektaşilik ve üzerinde süren spekülasyonlardır. Hacı Bektaşi Veli Aleviler içinde bir pir olarak kabul edilir. Hacı Bektaşi Veli dönemiyle daha sonra ortaya çıkan Bektaşilik aynı değildir. Hacı Bektaşi Veli’den yüz yıl sonra ortaya çıkan Bektaşilik faklıdır. Balım Sultan ve ondan sonra gelenler tarafından Bektaşilik devlete ve iktidara bulaştırılmıştır. Bu yönüyle de Balım Sultan sonrası Bektaşilik Alevi kültürünün ve değerlerinin aşınmasında, yıpranmasında olumsuz rol oynamıştır. Osmanlı ordusu içinde Yeniçerilerde Alevilik bir devlet dini gibi benimsenmiştir. Osmanlı tarihinde gerçekleştirilen Alevi katliamları bu Bektaşi yeniçeri ordusunca yapılmıştır. Bir kısım Bektaşi ocağı bu süreçte devletle işbirliğine girmiş, devletten uzak duran, devletleşmeyi reddeden, özünü korumak isteyen Alevileri devletleştirmek için katliam, asimilasyon, işbirlikçilik dahil her türlü dayatma politikasına alet olmuştur.
Alevi inancı bir anlamda Bektaşilik üzerinden devletleştirilmek istenmiştir. Nasıl ki Hıristiyanlık devletleştikten sonra özünden kopmuş, İslamiyet Emevilerle tam bir iktidar dini olarak her türlü hak, adalet, eşitlik karşıtı bir konuma düşmüşse, Bektaşilik de devlete bulaştığı düzeyde özünden kopmuştur, Aleviliğin değerleriyle karşıt konuma düşmüştür. Bu açıdan Bektaşilik tarih içinde Aleviliği devlete çekme, devletin destekçisi yapma yaklaşımının sahibi olmuştur. Kuşkusuz tüm Bektaşiler bu hale gelmiştir demiyoruz. Bektaşiliğin etkisinde olan Alevilerin çoğunluğu yine de değerlerini korumuştur. Zaten Osmanlının son yüzyıllarında Bektaşiler de ağır baskı altına alınmıştır. Ancak bir dönem Bektaşi ocaklarıyla Aleviliği sistem içileştirme ve özünden koparma pratiği yaşanmıştır. Bu Hacı Bektaşi Veli’nin kişiliği ve öğretisiyle de terstir. Hacı Bektaşi Veli büyük bir inanç insanıdır, hak, adalet, eşitlik gibi felsefi değerleri olan bir kişiliktir. Anadolu Selçuklularının yıkılış sürecinde yaşamıştır. Ne öncesinde ne sonrasında devletle alakası olmuştur. Bektaşiliğin bir devlet kurumu haline getirilmesi ve devlete yaklaştırılması sonradır. Bu açıdan ikisi arasındaki ayırımı iyi görmeliyiz.
Cumhuriyet Diyaneti devletin bir kurumu yapmış, Sünniliği devletin resmi dini olarak benimsemiştir.
Kuşkusuz diğer bir konu da cumhuriyet dönemindeki Aleviliktir. Cumhuriyet döneminde laikliğin geliştiği, Alevilerin korunduğu gibi bir yanılgı sözkonusudur. Bu açıdan Atatürk’e ve CHP’ye eğilim vardır. Tabii CHP’ye yönelik eğilimi değerlendirirken de 1969 Ecevit sonrası süreci farklı değerlendirmek gerekir. Çünkü Ecevit öncesinde Alevilerin bir kısmı Demokrat Parti’ye oy vermişlerdir. Adalet Partisine de oy vermişlerdir. Bunların sayısı da küçümsenmeyecek düzeydedir. Bunu olumlamak için söylemiyoruz. Ecevit’in bir dönem demokratik söylemlerde bulunması karşısında Alevilerin CHP’ye yönelmesi anlaşılır bir durumdur. Ancak bir bütün olarak Alevilerin CHP’ye yaklaşımını bir yanılgı ve bir manipülasyon olarak ele almak ve doğru değerlendirmek önemlidir.

CHP ve ordu Alevileri niçin korumadı?

Cumhuriyet Alevilik için özgürlük getirmiş gibi yaklaşımlar doğru değildir. Cumhuriyet de diyaneti devletin bir kurumu yapmış, aslında Sünniliği devletin resmi dini olarak benimsemiştir. Bunu bir kere böyle bilmek gerekir. Tarikatlar, tekkeler ve zaviyelerin kapatılması, yasaklanması Alevilerin örgütlenmelerini yasaklayan, onları yasadışı konuma sokan bir amacı da içermiştir. Alevilik Osmanlı döneminde baskı altına alınmıştır ama o günkü siyasal ortamda varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyetle birlikte Alevilerin gördüğü baskı Osmanlı dönemindekinden az değildir, hatta daha derin ve yoğundur.
Aleviler, Osmanlı döneminde baskı ve zulüm görmüştür, zaman zaman katliamlara da uğramıştır, ama Cumhuriyet döneminde Aleviler rahat etmiş, kimliklerini, inançlarını özgürce yaşamış değildir. Aleviler açısından Cumhuriyet politikalarını bugün kimi kesimlerce iddia edildiği gibi olumlu değerlendirmek yanlıştır. Yeni cumhuriyet oluşurken Batı değerlerini benimsediği için iktidarın bizzat dini söylemi kullanmaması, dini meşruiyetinin temeli olarak koymaması, Alevileri kafir, zındık vb. ilan etmemesini getirmiş, kimi konularda kısmi bazı yumuşamalar sergilenmiş olabilir. Ama Alevilere sahiplenildiği, cumhuriyet döneminde Aleviler üzerinde baskı kurulmadığı gibi bir yaklaşım doğru değildir. Bu çerçevede de en fazla devlet dışı yaşayan, toplumsal karakteri olan, özerk, kendi yerellerinde kendi inançlarını yürüten Aleviler önemli zarar görmüşlerdir. Kaldı ki Dersim Katliamı CHP döneminde yaşanmıştır. Daha sonra da birçok katliamlar olmuştur.
Cumhuriyet döneminde ordu güçlü değil miydi, ordu esas güç değil miydi? CHP demek, Atatürk demek ordu demek değil miydi? Ama hiçbir Alevi katliamı önlenememiştir. Sivas’ta da önlenememiştir. Geçmişte Elbistan’da, Sivas’ta, Çorum’da, Tokat’ta, Malatya’da, Maraş’ta da Alevilere yönelik saldırılar ve katliamlar yapılmıştır ve devlet bunların hepsinin içinde yer almıştır. Eğer bir kısım Alevilerin CHP ve Atatürk için söyledikleri gerçek olsaydı, ordu Alevileri korurdu. Ama böyle bir şey yaşanmamıştır. Bu açıdan Alevi toplumu içindeki CHP, Ordu, Atatürk güzellemeleri devletle ilişkili bir kesimin bilinçli çabaları sonucu ortaya çıkmıştır. Bununla Alevileri devletle buluşturmak, cumhuriyetin yedek lastiği haline getirmek istenmiştir.
Cumhuriyet tarihinde birçok defa Sünni Müslümanlar kışkırtılarak Alevi düşmanlığı yaptırılmıştır. Bu tür oyunlarla Aleviler devletin kucağına itilmek istenmiştir. Tam da burada perde arkasındaki devleti görmeyip tepkisel bir yaklaşımla Sünni Müslümanlara karşı sağlıklı olmayan tutum ve düşünceler içerisine girilmiştir. Bu yönüyle de bir sapma vardır. Bu sapmanın giderilmesi ve Sünni ve Alevi inananlar arasında devletin oynadığı oyunlar, iki kesimi birbirine vuruşturup her ikisini de kendisine bağlama politikaları iyi görülmelidir. Kuşkusuz Alevilere karşı katliamlarda Alevi düşmanlığının yaratılmasında araç olan bir kısım Sünni din adamı ya da Sünniliği siyasal iktidar aracı gören kesimler de suçludurlar.
Bu çerçevede Sivas, Maraş, Malatya, Adıyaman, Elbistan’da Kürtlere yönelik saldırılar çok yoğun geliştirilmiştir. Bunun nedeni, buralarda hem Alevi hem de Kürtlerin yoğun olmasıdır. Dikkat edilirse daha çok Alevi Kürtlerin olduğu yerlerde Alevilere saldırılar olmuştur. Kuşkusuz Tokat’ta, Çorum’da da Alevilere saldırılar olmuştur, ama ağır saldırılar Alevi Kürtlerin olduğu yerlerde yaşanmıştır. Yine Yavuz döneminde katledilen Alevilerin çoğu Kürt Alevilerdir. Özcesi Alevi Kürtler üzerinde devlet eliyle yürütülen özel savaş, psikolojik savaş ve kültürel soykırım politikaları mutlaka görülmelidir. BİTTİ

MUSTAFA KARASU