
Antik çağlardan beri insan topluluklarının inandıkları Mabut‘a karşı gösterdikleri saygı ve belli inanç sunumlarını, topluca yaptıkları ibadet mekanları olmuştur. Bu mekanlara genel anlamda daha çok “mabet” denilmektedir. Örneğin Yahudilerin havraları, Hıristiyanların kiliseleri, Müslümanların camileri/mescitleri, Budistlerin pagodaları vardır. Bu ibadet mekanları, her din mensubu için kutsal ve dokunulmazdır. Batıni Alevilerin ibadet yaptıkları mekanları ise doğa-evren ekseninde dizayn edilmiş doğal mekanlardan oluşmaktadır. Onlar için ibadet yapılan yer, insanın temiz kalbidir. Asıl olan insandır! Aleviler için görece olan mekan, zahiridir! Mühim olan, yolu bilmeyenler tarafından görünmeyen batındır. Dolayısıyla Alevilerin topluca ibadet yaptıkları kutsal mekanlar; ocak banilerinin ilk kurduğu mekanlar olmak üzere, bir kıyı kenarı, dağ başları, kutsal ağaçların bulunduğu doğal ortamlardır.
Son yıllarda kentleşme süreciyle birlikte, büyük kentlere taşınan Aleviler, farklı sosyal gelişmelerin güncel yaşama dayattığı bazı olgularla birlikte, toplu ibadet yerleri oluşturdular. Bu tür yerlere, İran ve Irak’taki kardeş Ehl-i Haq mensuplarının Kurmanci diliyle “cemxané” dedikleri toplu ibadet mekanlarına, Aleviler; bunun Türkçe karşılığı olan “cemevi” tabirini kullandılar. İlk başlarda, kendileri için 1925’de yürürlüğe giren “Tekke ve Zaviye Kanunu”na muhalefet olmaması babında, “cemevi” adı yerine “dernek, vakıf vb.” isimleri seçtiler. Bu süreci daha fazla uzatmadan, şimdi asıl konumuza dönebiliriz!
Erdoğan 1994 yılında İstanbul belediye başkanı olduğu andan itibaren, Alevilere karşı olan Osmanlı kinini; İstanbul’daki Karacaahmet Mezarlığı yanında yeni yapılan cemevini, ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkarak, göstermişti. Yıllar sonra başbakanlığı döneminde konu hakkında yaptığı açıklamasında ise “O cemevi bir ucube olarak yapıldı orada. Hala kaçaktır. Ruhsatı yoktur. (Oysa kendi yaptırdığı saray, kaçak ve ruhsatsızdır!) Karacaahmet Türbesi’nin yanında ucube olarak durur!” diye konuştu. (6 Ağustos 2012, bütün gazeteler.) Arapça’da “u’cube, a‘cube” kelimesi, “aceb” tanımından türetilmiştir. Türkçe‘de “Pek acayip garip şey! Şaşılacak kadar olan çirkin şey!” manalarına gelmektedir. Bu davranışlarıyla Erdoğan, Batıni Alevilerin ibadet yaptığı mekanları “çirkin şey” olarak gören Emevi-Osmanlı zihniyetinin son temsilcisi olduğunu, bizlere göstermişdir. Aynı Erdoğan, Gezi sürecinde, yaşanmadığı halde camiye ayakkabılarıyla giren gençlere(!) en ağır hakaretleri yapmıştı. Öte yandan İsrail askerlerinin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya yaptıkları saldırıları kınamıştı.
Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan, 19.11.2014 tarihindeki açıklamasında, “O saldırı Türkiye’ye yapılmış saldırıdır. Çünkü Mescid-i Aksa Filistinlilerin değil, hepimizin ortak mescididir” derken, kendi yerine tayin ettiği Başbakanı Davutoğlu ise İsrail’in Mescid-i Aksa baskınını kınayarak “Uluslararası toplumun en aktif cevabı vermesi için” gerekli çalışmaların başlatıldığını beyan ediyordu.(05.11.2014)
Aynı tarihli Türk medyası ise bu olayı şöyle veriyordu: “İsrail askerlerinin 1967’den bu yana ilk kez Mescid-i Aksa’nın mihrabını postallarıyla çiğnediği ortaya çıktı. Bir süredir Mescid-i Aksa’daki uygulamalarıyla Filistinlileri isyan ettiren İsrail askerlerinden İslam dünyasını ayağa kaldıracak saldırı. İsrail güvenlik güçlerinin, İslam dünyasını ayağa kaldıran küstah saldırıları sonrası ilk cuma yaşanırken Mescid-i Aksa’ya girdi. İsrail’in Mescid-i Aksa saldırıları Adana’da protesto edildi. Mescid-i Aksa saldırıları kınandı. Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılar Adana’da okunan Kuran’ı Kerim ve dualarla kınandı…”
Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırı gibi...
Suruç Katliamı’ndan hemen sonra, kamuoyunda; İŞİD hücrelerine yapılması beklenen operasyonlar, aksine başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere devrimcilere karşı gerçekleştirildi. Değişik bölgelerde yüzlerce insan gözaltına alındı ve bu insanlar, 12 Eylül’ü aratacak insanlık dışı işkencelerden geçirildi. 23 Temmuz 2015 tarihinde polis tarafından Gazi Mahallesi’nde ve Bağcılar’da düzenlenen silahlı operasyonlarda öldürülen Günay Özarslan‘ın cenazesi, polisler tarafından Gazi Cemevi’nde tutuldu, cenaze erkânı yaptırılmadı. Gelen bilgilere göre Polisler, cemevinde toplananlara; “Sanki inandığınız Tanrınız var da, bir de cenaze kaldırıyorsunuz!” türünden hakaeretler yaptı.
Özarslan’ın cenazesi için toplananlara polis müdahale etti. Polisin yoğun bir biçimde cemevinin bulunduğu sokağa ve cemevi avlusuna gaz bombası atması nedeniyle çoğunluğu kadın ve çocuk, yüzlerce savunmasız kişi, Gazi Cemevi’nde mahsur kaldı. Cemevi’nde birçok kişi baygınlık geçirdi. Polisin attığı gaz fişeği, kafasına isabet eden bir kişi hastaneye kaldırıldı. Polis, insanların cemevi dışına çıkmasına izin vermedi. Gazi sokakları, Filistin sokaklarını andıran görüntülere sahne oldu. Cemevine yapılan silahlı, gazlı saldırılar tıpkı, Yahudi askerlerinin Mescid-i Aksa’ya yaptıkları saldırılarla aynı zihniyeti ve hedefi gözetmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Emevi-Osmanlıdan devraldığı ve en son olarak da AKP zihniyetinin temel argümanı kısaca şudur: “Aleviler Müslümansa, cemxanelerini kapatsınlar ve camilere gelsinler! Katlettiğimiz insanlarının cenazelerini de camilerden kaldırsınlar!” Bu karşı teze, Alevi kurumlarının ortak cevabı anlamlı olmalıdır! Ama nasıl?