Aleviliğin özünü ve devrimci biçimlenmesine ilişkin tarihi ve güncel örnekleri gösterdim. İbrahim Kaypakkaya’yı, Zeynep Kınacı’yı anlatım. Bunlar, kutsal değerlerdir, anılarına saygıyla bağlı kalmak gerekir. Kesinlikle bunlar büyük, tarihi örneklerdir. Her zaman ben de bunlara büyük saygı duyuyorum. Biz, PKK eylemini de dediğimiz gibi hem bunları ortaya çıkaranlar olarak, hem de anılarına en çok sahip çıkanlar olarak değerlendiriyoruz. Ve kimsenin kem gözlerle veya sahtekarca tavırlarla, ne Alevilik adına, ne Türklük adına, ne de Kürtlük adına bunu zedelemeye ne hakkı vardır, ne de buna fırsat veririz. Büyük değerlere sadece büyük bağlı kalmak görevi onların ardıllarına düşer.

Bir defa devletin Aleviliğe el atışı iyi görülüp değerlendirilmelidir.
İkincisi, Alevilere, Aleviliğin sorunları doğru götürülmemiştir. Dediğim gibi, Kaypakkaya’nın çalışmaları gittikçe daha çok yozlaştırıldı. Ulusal soruna en güçlü yaklaşımı o gösterdi ama daha ardılları Kaypakkaya’nın tezlerini hiç geliştirmediği gibi, uygulamadı da. Ardılları bunu yapmamıştır. Belirttiğim gibi, Alevilik bir kültürel olay oldu sanki ve Avrupa’da onun en yozlaşmış ifadesi yaşandı.
Alevilere, Aleviliğin sorunları doğru götürülmemiştir. Bana göre, Türk Aleviciliğindeki sorun bilimsel olarak tanımlanmıştır. Eskiden Kürtçülük nasıl ki dar ilkel milliyetçilerin işiyse, devrimcilerin bu sorunla ilgisi olmayacaksa ki 1970’lerde iyi biliyorsunuz “Kürt meselesi eşittir, Kürtçülerin meselesi” “sosyalizm meselesi de eşittir, sosyalistlerin meselesi” olarak ifade ediliyordu. Türk faşistleri, Türk milliyetçiliğini aldılar, götürdüler solculara fazla bir şey kalmadı. Kürtlerde de Kürt meselesine ilkel milliyetçiler sahip çıktılar. İkisi de yurtsever olamazlar, doğru bir yurtseverliğe ulaşamazlar. Dar bir şovenizmi gerçekleştireceklerdi, nitekim günümüzde bunlar gerçekleşti. Ama sol, ne Kürt sorununa beklenen bir yaklaşımı gösterdi, ne de Türkiye’de de bu Türk milliyetçiliğine karşı doğru yaklaşımı, Türk yurtseverliğini geliştirebildi.
Türk Milliyetçiliğine MHP daha fazla sahip çıktı. Kürtlerde de ilkel milliyetçilik; “Kürt meselesi benimdir” dedi. Bunu bozan yalnız biziz. Ben açıkça söyleyeyim, ben bu tehlikeyi o zaman da sezdim, hatta Kemal Pir’lerin bir sözü de vardı; “Bizim solu da hizaya getirmek için, Kürt ulusal kurtuluşçuluğunu geliştirmemiz gerekir” diyordu. Zaten Kemal Pir’lerin katılımlarının temel nedeni buydu ve bu doğru bir yaklaşım. Nitekim günümüzde ürünlerini verdiği çok açık. Kürt yurtseverliği, bizim Önderliğimizde muazzam bir gelişme kaydetmiştir.
Din ve mezheple ilgili birçok sloganı alıp tekrar işlemek gerekir.  Demek ki, Kürt ulusal kurtuluşçuluğu; devrimcilerin hatta sosyalistlerin en temel meselesidir. Bu, tartışma götürmez bir biçimde kanıtlandı. Önemli olan, şimdi bunu Türkiye’de kanıtlamak. Aslında devletin de, MHP’nin de elinden Türklükle ilgili birçok slogan alınır. Din ve mezheple ilgili birçok sloganı alıp tekrar işlemek gerekir. Türk solcusunun, aslında din sorununu yeniden ele alıp tartışmaya ihtiyacı vardır. Yine ulusal sorunu, kendi tarih sorunlarını ve kendi kimlik sorunlarını yeniden ele almaya şimdi ihtiyaçları var, bu çok açık.
Kesin çok büyük devrimcilerdi. Maalesef sağlam bir tarih ve teorik temelleri ortaya konulmadığı için birçok siyasi hata yaptılar. Bu hatalar gerçekten onları hak etmedikleri birçok kayıplara da götürdü. Günümüzde işte bunların aşılması için, bizim açtığımız bu kanalları iyi değerlendirmek gerekiyor. Belirttiğim gibi Toroslar’da, Karadeniz’de, Ege’de yaşayan Türkmen kesimle ilişkilenmek gerekir, bunlar bana göre çok uygun. Ben gelenlerin durumundan bunu çok iyi ortaya çıkarıyorum. Zaten işçi ve diğer yoksullaşan kesimler üzerinde çalışılır. Alevilik, bir yerde Türkmenlik; Anadolu Aleviliği, Türkmen Aleviliğidir. İbrahim Kaypakkaya, bu anlamda Anadolu Aleviliğinin de bir temsilcisidir ve öyle birçok devrimci vardır. Bunlar, Türk meselesine en çok ilgi duyan kesimlerdi. Bunlara biz yabancı değiliz. Eğer Avrupa’da böyle bir yabancılaşma varsa, devlet eli çok güçlü olduğu ve devrimcilerin anısına doğru sahip çıkılmadığı içindir. O gruplarda maalesef, TİKKO, hatta THKO geleneğinden gelen birçok örgüt bunu biraz yozlaştırdıkları için durum bu hale gelmiştir. Bunun da giderilmesinin yolu; kesinlikle sorunu doğru ortaya koymak ve birbirimize muazzam güç vermektir.
Direnişçi Alevi geleneği canlanabilir.
Ben şimdi burada bir milli meseleyi fazla açma durumunda değilim. Nerden bakılırsa bakılsın şu anda MHP’nin elindeki Türk ulusçuluğu, sermayenin en eli kanlı, halka ve emekçi sınıflara en karşı kesimi, aslında normal bir faşist de değil, en tehlikeli bir cinayet şebekesidir! Bunun milliyetçiliği veya Türkçülüğü olamaz! Klasik anlamda Türkçülük de değil, dikkate edilirse bu, günlük caniler örgütüdür. Bunlara, faili meçhul cinayetleri işleme görevi verilmiştir.
Keşke Bektaşiler, Türkmenler ve muazzam bir kesim olan Tahtacılar içine girilse, yine Karadeniz’de yaşayan halk, devrimin çok doğal bir müttefiki durumundadır. Bunlar içinde çalışma olmadı, ancak çalışılabilir. (...)
Kaldı ki biz yalnız bununla da yetinmiyoruz, bugün hareketimiz Koçgiri’ye ulaştı, oradan Karadeniz’e ulaşıyor ki buralar tarihte de Aleviliğin yoğunlaştığı alanlardır. Geçen gün bir gazetede; “PKK, Sivas’ta Alevi timi kurdu” diye yazıyordu. Çok ilginç, önemli oranda bundan korkuyorlar ve Sivas Aleviliğine sahip çıkıyor, “Bu da, müthiş bir ayırıma yol açacaktır” diyorlar. Yani bayağı titremeye başlamışlar. Bu, bence çok önemli bir gelişme. PKK’nin Koçgiri’de gerillayı oturtmasının, Alevilik gelişimine de önemli etkileri olacaktır. Bu bir başlangıçtır, düzen orada bizden çok daha fazla tedbir almıştır, onu da belirtmek gerekir. Özellikle MHP, Toroslarda fazlasıyla tedbir almıştır. Son dönemde özellikle Karadeniz’de de, 12 Eylül’den sonra düzen, tedbiri nasıl aldı? Yarısını, iktidara bakan yaptı.
Karadeniz, 12 Eylül faşizminin en çok dikkat ettiği bölgedir, hatta Ordu geleneği vardı, onu söndürmek için çok özel bir Karadeniz planını hazırladılar. Tabii bu ciddi bir engeldir, bunu aşmayı bilmek gerekiyor. Karadeniz’e ve Toroslara yönelik, Türkmeni yeniden kazanmanın inatçı çabalarını sürdürmek gerekiyor. Bana göre iç Anadolu bile MHP’yi bu yönüyle fazla taşıyamaz. Kısaca Türkmen üzerindeki faşist oyun bitebilir. Dolayısıyla; Alevi sorununun giderek devrime daha yatkın bir aşamaya getirilmesi, bundan sonra da yabana atılamaz bir ihtimal, bir eğilim ve bir güç alma durumuna doğru hızla geliyor.
Tabii ki devrimci, sadece bir eğilimle uğraşmaz, buna dikkat ederiz ve dar yaklaşmayız. Genel devrimci akımın, ideolojinin gerekleriyle çelişemeyiz. Genel siyasi hareketin eğilimleri ile çelişmemek ve dar yaklaşmamak gerekir. Şimdi bunlar olmazsa, her grup nasıl ki, “Ben, ben” diye bir parçalanmaya yol açtıysa, her dar mezhepsel yaklaşım ve dar milli, sınıfsal yaklaşım kesinlikle devrimci hareketi böler. Türkiye’de çoğunlukla bu böyle olmuştur. Bunun için PKK’yi çok geniş yelpazede ideolojik öze kavuşturduk, yine siyasi olarak aynı esnekliği gösterdik. Ve bu, olumlu bir örnektir.


17 Eylül 1996