Ali İsmail Korkmaz Eskişehir’de Gezi eylemleri sırasında eli kanlı polisler tarafından vahşice dövülerek öldürüldü. Direndi Ali, o kocaman yüreği ile hayata tutunmaya çalıştı. Tam 38 gün mücadele etti ama olmadı.
Ali’nin ölümü gibi, ölümüyle ilgili açılan mahkeme de utançtan ve rezaletten başka bir şey değildi. Mahkeme baştan sona bir o kadar ciddiyetsiz, bir o kadar lakayttı.
Defalarca silinen kayıtlar, bir takım görüntüler avukatlar tarafından tek tek toplanmıştı. Bunun üzerine "avukatlar provokasyon yapabilir" iddiasıyla dava Eskişehir’den Kayseri’ye taşındı. Ama Eskişehir valisinin polisleri aklayan açıklaması ve çekilen görüntülerin polisler ve devlet yetkilileri tarafından silinmeye çalışılması provokasyon olarak görülmedi.
İddianamede tanıkların anlatımlarına göre, Ali’yi döven polisler, 'oh be stres attık’ demiş. Sanık polisler ise ellerinde cop olduğunu ama kimseye vurmadıklarını iddia etmişler. Sanık polisler, avukatın "elinizde sopayla göstericilere vuruyor musunuz?" sorusuna verdiği "talimat olursa gereğini yaparım" yanıtı, Erdoğan’ın Diyarbakır olaylarında, "Kadın da olsa, çocuk da olsa gereği yapılacaktır" sözlerini hatırlatıyor.
Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, duruşmanın seyrini ve aslında polislerden yana taraf olduğunu, Korkmaz ailesinin dışındaki tüm müdahillik taleplerini "olaydan sadece direk zarar görenler müdahil olabilir" diyerek, ret ederek gösterdi. Çünkü Ankara’da polisin silahından çıkan kurşunla ölen Ethem Sarısülük’ün ağabeyi Mustafa Sarısülük ile Gezi protestoları sırasında hayatını kaybeden ilk isim Abdullah Cömert’in ağabeyi Zafer Cömert, Mehmet Ayvalıtaş’ın ağabeyi Muharrem Ayvalıtaş da şikayetçi olduklarını ve müdahil olmak istediklerini söylüyorlar. Mahkemenin ret etme nedeni, sanıkların aile dışındaki müdahillik talepleri için "tanımıyorum, kabul etmiyorum" demeleriydi. Merak ettim, bu katil polisler Ali İsmail Korkmaz’ı tanıyorlar mıydı acaba!
Sanık polislerin pişkinliği…
İlk sorguları yapılan sanıklardan polis Şaban Gökpınar, olay akşamı izinli olduğunu, yazılı değil sözlü talimat üzerine olay yerine gittiğini, elinde cop bulunduğunu, Ali İsmail’i hatırlamadığını söyledi. Başka sanık polis Hüseyin Engin ise Ali İsmail’i tanımadığını, kimseye vurmadığını öne sürdü. Sanık polis Mevlüt Saldoğan ise duruşmadaki ifadesinde "hafifçe ayağımla dürttüm, şahıs arkamdan küfür etti. ‘Küfretme ayıp, erkek insana küfür etmek yakışmaz’ dedim" dedi. Çıldırmamak elde değil; "Küfür etmek erkek insana yakışmaz" diyen bu erkek müsveddesine tekmeyle gencecik bir çocuğu öldürmek yakışıyor ama!
Avukatın, yine sanıklardan Ebubekir Harlar’ın öldürücü darbeleri Mevlüt Saldoğan’ın attığını söylediğini hatırlatması üzerine, Saldoğan’ın verdiği "Ebubekir’in düşüncesidir, saygı duyarım" yanıtı aslında "ben ne büyük bir adamım, oysa hafifçe ayağımla dürtmüştüm, hafif bir ayak dürtmesiyle bir insan öldürebiliyorum" demenin gururudur.
Mahkemenin seyri ne olur bilmiyorum, bugüne kadar bu tür mahkemelerin akıbetini bildiğimden bir tahminim var ama baştan tam bir yüz karası olan davanın zaten Kayseri’ye taşınarak olay yerinde davanın görülmediği yere hukuk devleti denilemez, buradaki amaç, katilleri korumak, mağdurları da yıldırmaktır.
Yüce adalet adına karar veren dava hakimleri, sizin çocuğunuz var mı? Varsa eğer çocuklarınızın yüzüne utanç içinde bakmamak için vicdanlı davranın, dürüst olun, hukukun gereklerini yapın. Katillerin değil, Ali İsmail’in yanında olun.
Ali İsmail’i öldüren polislerin pişkinliği
Gencecik bir delikanlı, aslında daha çocuk. Dalgalı saçları, kara gözleri ile henüz 19’unda hayatının baharındayken, devletin polisleri tarafından hunharca katledildi. Hepimiz görüntülerden izledik saldırganları ve Ali İsmail’in nasıl katledildiğini. Nasıl acımasızca bir çocuğa saldırdıklarını, nasıl canice kin kustuklarını… Çünkü onların gücü bu kadardı, onların insanlığı bu kadardı, onların erkekliği de bu kadardı.