Çocuklarımızı da kendimiz gibi yetiştiriyoruz. Bu devran başka türlü dönmez diyorlar. Çünkü onlar da büyüklerinden aynısını görmüş.

Her sene Mersin'de mevsimlik tarım işçiliği yapan kadınların sorunu ise bitmek tükenmek bilmiyor. Gündüzleri tarlada 12–13 saat çalıştıktan sonra akşam evlerine yani çadırlarına dönüyorlar. Servis aracı olarak kullanılan traktör ya da bir kamyonetin üstünde.
En az 9–10 çocuk sahibi olan kadınlar elektrik, su, tuvalet, banyo sorunlarıyla karşılaşıyorlar. Tuvalet olarak kullanılan derme çatma barakalarda zor anlar yaşadıklarını söylüyorlar.
Ne yazık ki banyo ihtiyaçlarını da derme çatma barakalarda gidermek zorundalar. Senelerdir Mersin'e gelip çalıştıklarını söyleyen kadınlar, şehir merkezine hiç gitmemişler.
Elektrik, su, telefon, internet, tuvalet, banyo yatacak bir ev yok. Çocuklar için temiz hava temiz bir oyun parkı yok. Evim diye sahiplendikleri kendi imkanlarıyla yaptıkları çadırlar dışında. Mevsimlik tarım işçilerinin yaşam alanlarında çamur, çöp, pislik, kötü koku da eksik olmuyor.
Çocukların ayaklarında ayakkabı, terlik yok. Yalın ayak, çamurlu ayaklarla geziyorlar arazinin ortasında. Belediyenin ya da çevre köylerdeki insanların döktüğü moloz ve çöplerle oynayıp eğleniyorlar. Görseniz o kadar mutlular. Ne dünyada olup bitenlerden ne de ülkemizde olup bitenlerden haberdarlar.
Onların kaderi belirlenmiş ataları ne yaptıysa onu yapacaklar. On beş on altısında evlenip bir sürü çocuk yapacak… O memleket benim bu memleket senin gezecekler. Ataları ne yaptıysa onlar da aynısını yapacak (!)  
Yaşlı bir teyzeye sohbet ediyorum.
- Gün içerisinde neler yapıyorsun?
- Vallah oğul sabah saat beşte kalkıyoruz. Kahvaltı yapıyoruz, tarlada yiyeceğimiz azığımızı hazırlıyoruz, beş buçukta bizi gelip alıyorlar. Akşam beş buçuk-altıda geliyoruz. Bütün gün güneşin altında çalışmışız. Dinlenmek istiyoruz ama olmuyor; akşam yemeği var ekmek yapmak gerekiyor.
Yemeği, ekmeği yapıyoruz. Çocuklara yediriyoruz. Keşke iş bitse; bulaşık çıkıyor, çeşmeden su taşıyıp yıkıyoruz. Çamaşır çıkıyor, ateş yakıp çeşmeden su taşıyıp leğeni önümüze alıp çamaşır yıkıyoruz.
Bir bakıyoruz ki saate on iki olmuş. Yatağa giriyoruz işte ne kadar yatabilirsek yılanın sıçanın içinde.
Ve burası bir Cumhuriyet…