Belki insanların tümü akar suların ne kadar önemli olduğunun farkına değildi. Ama egemenler her zaman onun farkında olmuşlardı. Yereldeki doğal varlıkların karar hakkı orada yaşayanlara ait olsa da, bu hakkı egemen yönetim gasp ederek kendi istediği gibi kullandı. Bugüne geldiğimizde ise akarsuların öneminin farkına varılmasıyla birlikte egemenler, yerel halkın fazla farkındalığı artmadan tüm talanını gerçekleştirmek istiyor. Dünyanın bir çok yerinde akarsuların önemini anlayan yereldeki halk, bu konuda daha aktif mücadele yöntemini seçmeye başlamış durumda. Bu durum Türkiye ve Kürdistan açısından da geçerli.

Barajlar da savaşın bir parçası!

Kürdistan’daki tüm akarsular üzerine barajlar yapan Türk devleti; bir yandan sermaye çevrelerini güçlendirirken, diğer yandan da yerel halkı yoksulluğa itiyor. Böylece halk göçe zorlanıyor, ülkenin demografik yapısı değiştirilerek, farklı bir yöntemle halklar, kültürler asimilasyona tabi tutuluyor. Kültürel ve tarihsel mirasın barajlar altında bırakılmasıyla da, halkın kendi köklerinden koparılması amaçlanıyor. Amaçlanan bunlarla sınırlı değil. Halkla birlikte Kürt Özgürlük Mücadelesi veren Kürdistan İşçi Partisi (PKK)’ne yönelik planlar da var. Barajlarla faaliyet alanı daraltılmaya çalışılan PKK’nin halktan koparılması amaçlanıyor. Zira Türk devleti kurumları da zaman zaman bu gerçeği itiraf etmiştir. Örneğin DSİ Genel Müdürlüğü’nün, ‘Hakkari Çukurca’dan Şırnak Uludere’ye kadar PKK’ya karşı güvenlik barajı olacak’ sözleri, Türk medyasında da geniş yer bulmuştu. En son iki gün önce “PKK’nin lojistiği kesilecek” şeklinde medyada geçen haber de bunun bir kanıtı. Haberde, Hakkari-Şırnak güzergahında yapımı tamamlanan ve su tutmaya başlayan üç barajın asıl amacının gerillanın geçiş yollarının kesileceği açıkça belirtiliyor.

Özgür Köylü Hareketi

Ancak politik amaçların yanı sıra Bingöl, Şırnak, Hakkari, Batman, Mardin ve Dêrsim’de yapımı süren ve yapılmak istenen barajlarla hem bölgedeki tarihi yerler, hem yerleşim alanları hem de endemik bitki ve hayvan türleri direk etkilenecek. 1990’lı yıllarda yakılarak boşlatılan köyler, şimdi de söz konusu barajların oluşturacağı göl alanları nedeniyle boşaltılacak ve barajlar yüz bini aşkın insanın göçüne neden olacak. 
Ancak dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye ve Kürdistan’da da akarsuların önemini anlayan yereldeki halk, bu konuda daha aktif mücadele yöntemini seçmeye başlamış durumda. Bu mücadelelerden biri de Peri suyu üzerinde kurulmak istenen Pembelik Barajı’na karşı verilen mücadeledir. “Peri Suyu Özgür Köylü Hareketi” adı altında örgütlenen köylüler, çadır direnişinin yanında hukuk mücadelesini de sürdürüyor. Dêrsim, Elazığ ve Bingöl’de 12 köyü sular altında bırakacak Pembelik Barajı’na direnen köylüler 1.5 yıldır barajın gövdesi olacak arazide nöbet tutuyor.

Devletin acelesi var!

Barajın yapılacağı arazilerin acele kamulaştırılmasına karşı açtıkları davada Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararı direnişçileri umutlandırmıştı. Aralık 2011’de verdiği kararla Danıştay, baraj için arazilere el koyulmasını engellemiş, ayrıca “Bakanlar kurulu, acele kamulaştırma yetkisini Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’na (EPDK) devredemez” diyerek, Türkiye’nin dört bir yanında barajlara karşı mücadele veren çevreciler için önemli bir karara imza atmıştı. Fakat kararı ‘usulen’ yorumlayan bakanlar kurulu, köylülerin arazilerinin ‘acele kamulaştırılmasına’ karar verdi. Resmi Gazete’de 3 Temmuz’da yayımlanan kararla baraj yapılınca sular altında kalacak 10 köyde 57 parsel kamulaştırıldı.
Davayı yürüten Avukat Mehmet Horuş, “Danıştay’ın gerekçeli kararında bu kamulaştırmaların açıkça hukuka aykırı olduğu çok net. Bakanlar kurulu yangından mal kaçırır gibi hareket ediyor, yargı kararının arkasından dolanıyor” dedi. Bakanlar kurulunun bu kararı için de Danıştay’a yeni bir dava açtıklarını dile getiren Horuş, davaya Akkuş Köyü tüzel kişiliğinin yanında 100 köylünün de müdahil olduğunu belirtti.
4 gün sonra, bir kaç hafta önce kaymakamlık emriyle gelen Darenhes Elektrik’in özel güvenlik görevlileri ve jandarma, ‘hazine arazisi üzerinde’ olduğunu iddia ettikleri direniş çadırını dozerlerle yıktı. Köylülerden Hasan Arslan ise 1975’ten beri tapulu arazinin ailesine ait olduğunu belirtiyor. Arazi, köylülerin hayvanlarını otlattıkları, ektikleri bölgenin tam ortasında.

7 köylü tutuklandı
Baraj karşıtı 7 köylü bir protesto sırasında çıkan olaylar gerekçe gösterilerek tutuklandı. Munzur Kültür ve Doğa Festivali için Avrupa ve ülkenin dört bir yanından gelen çevreciler, köylülere destek vermek için çadıra gitmiş ve daha sonra şantiyenin özel güvenlik görevlileri ile aralarında çatışma çıkmıştı. Çevreciler de şantiyenin tellerini keserek içeri girmiş, baraj barakalarını ateş vermişti.
Bu olaylar gerekçe gösterilerek yapılan ev baskıları sonrasında önce Özkan Arslan ardından Aşağı Doluca Köyü’nden Deniz Gül, Zülfü Artak, Mustafa Artak, Zülfikar Çiçek, Mustafa Akça ve Murat Altay isimli 6 köylü ‘kasten yaralama, mala zarar verme, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması’ gerekçeleriyle tutuklandı.
Avukat Uğur Yeşiltepe “Dosyadaki tek delil CD görüntüleri ve özel güvenlik görevlilerinin ifadeleri. Görüntülerdeki şahısları tespit olanağı yok. 5 suç iddiasının hiçbiri somutlaşmamıştır. LİMAK’ta çalışan özel güvenlik görevlileri de yetkilerini aşarak silah kullanmış, rastgele ateş açmışlardır” diye konuştu. 


Düzgün Baba ziyareti sular altında kalacak
Dêrsim Belediye Başkanı Edibe Şahin de, “Dêrsim’e baraj istemiyoruz, köylülerin yanındayız” derken aralarında Karadeniz İsyandadır Platformu’nun da bulunduğu dernekler, direnişçilere destek verdi. Şahin, “Halkı mutsuz eden hiçbir yatırımın anlamı yok. Baraj yapılırsa güzel vadimizdeki inanç merkezlerimiz su altında kalacak. Talebimiz enerji yatırımı politikalarından vazgeçilmesi” dedi.
Baraj yapılırsa, Karakoçan’a bağlı Pamuklu, Aşağı Doluca, Akarbaşı, Okçular, Surçay, Akkuş, Akarbaşı, Okçular, Çalıkaya, Alabal ve Özlüce köylerinin büyük kısmı, hastalar ve çocuğu olmayanların derman aradığı Düzgün Baba Ziyareti, Golê Xizirî (Hızır Gölü) gibi Alevilerin kutsal mekânları suya gömülecek. Direniş barakasını tekrar inşa eden köylüler, “Burası bize dedelerimizden, nenelerimizden kaldı. Öleceğimizi bilsek de vermeyiz” diyor.