Alibaba Mahallesi nasıl muhafazakarlaştı?

Kültür/Sanat Haberleri —

27 Ekim 2021 Çarşamba - 19:30

Kelime Ata / foto: PİRHA

Kelime Ata / foto: PİRHA

  • Yazar Kelime Ata, ‘Kızıldan Yeşile: Sol, Aleviler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset’ isimli kitabında, bir dönem solun kalesi olan Alibaba Mahallesi'nin nasıl Sünnileşip muhafazakarlaştığına odaklaniyor. 

 

Yazar Kelime Ata’nın ‘Kızıldan Yeşile: Sol, Aleviler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset’ isimli kitabı Tekin Yayınevi’nden çıktı.

Kitapta, Sivas’taki Alibaba Mahallesi’nin devrimci mücadele içerisindeki konumu, mahalle portreleri ve Sivas’ın yüzyıllık siyasal hayatı hep birlikte ele alınıyor. Kitabın ana temasında, sol muhalefetin bastırılması ve Alevi nüfusun seyreltilmesiyle giderek Sünnileşen Alibaba Mahallesi ve muhafazakarlaşan şehir iklimi var. Kitapta, Sivas’ın yüz yıllık siyasal mücadeleler seyri, belge ve anlatılara dayanarak işleniyor.

PİRHA'dan Melis Ciddioğlu'nun konuştuğu Kelime Ata, Madımak Katliamı’nın çok güçlü bir Alevi uyanışına yol açtığını ve bugün, Alevilerin 1960’lı yıllarda ilk denemelerini gerçekleştirdiği örgütlenme ve bilinçlenme tarihinde önemli bir kırılma noktası olduğunu da vurguladı.

80’den sonra kızıl renk kayboldu

Kitabında bir şehrin siyasal tarihini ve kırılma noktalarıyla birlikte o şehrin yaşadığı dönüşümü ele aldığını ifade eden Ata şunları dile getirdi:

“‘Kızıldan Yeşile: Sol, Aleviler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset’ başlıklı çalışmam, bir şehrin siyasal tarihine odaklanmaktadır. Öncelikle belirtmem gerekirse, yüzyılın başına kadar Ermeni, Rum, Kürt, Türk, Alevi-Sünni, Çerkez gibi bütün etnik, dinsel, kültürel grupların bir arada yaşadığı şehrin farklı kesimler açısından taşıdığı anlam dünyasını belirlemeye çalıştım. Çünkü jeostratejik konumundan dolayı etnik ve dinsel farklılıklarıyla bütün kesimlerin, sahiplendiği egemen olmak istediği bir coğrafyadan söz ediyoruz. Sivas bir Sünni şehri ama aynı zamanda Alevilerin de merkezi… Kürtlerin batıya açılan kapısı, solun Celali yurdu, Cumhuriyet’in mefkuresi, BBP tarafından temsil edilen Türk-İslamcı gelenek için hareketin Söğüt’ü, Ermenilerin küçük başkenti, Çerkezlerin diyarı. Dolayısıyla politik hayatı da bir o kadar renkli, aynı zamanda sert ve çatışmalı… Anlatılan şey şehrin siyaseti, siyasetin de şehri. Ancak, kitabın ana eksenini Alibaba Mahallesi’nin oluşturduğunu söylemeliyim.

.

Solun merkezi Alibaba Mahallesi

1950’li yıllarda köyden kente göçle birlikte bir Alevi mahallesi olarak şekillenen Alibaba Mahallesi üzerinden Aleviler ile sosyalistler arasındaki kitlesel buluşmanın dinamiklerini inceliyorum. Çünkü Sivas’ta ilk sol örgütlenmeleri her ne kadar CHP’li yerli ailelerin üniversiteli sosyalist çocukları örgütlemişse de devrimci mücadele, 1970’lerde, kitlesel karşılığını ancak Alibaba Mahallesi’nde buldu. Sol ana gövdesini Alevi mahallelerinden oluşturup tabanını genişletirken mahallenin öğrenci ve işçi gençliği, yoksulları, inançlarından dolayı dışlanmış insanları da, solun eşitlikçi, paylaşımcı mesajlarını sahiplendi. Faşist grupların, 3-4 Eylül 1978 tarihinde mahalleye yönelik saldırıları, devrimci mücadeleyi örgütleyen gençlerin çabasıyla püskürtüldü. Dolayısıyla, Alibaba Mahallesi, yaklaşık iki ay sonra eşine az rastlanır bir katliam yaşayan Maraş gibi olmadı. Bu Kurtuluş, Halkın Kurtuluşu ama özellikle Devrimci Yol örgütlenmesinin başarısıdır. Alevi-Sünni, Türk-Kürt farklılıklarını sınıf kardeşliği temelinde bir araya getirmiş olmanın kazancıdır bu. Öyle ki, faşist şiddetten dolayı buradaki can kayıpları, başka Alevi mahallerine göre hayli düşüktür. Bu yönüyle Sivas deneyimi, kıymetli ve gelecek için de yol gösterici niteliktedir.

Madımak katliamı sonrasında bölgenin demografisi çok büyük bir değişime uğradı. Yüzyılın başında kimi kaynaklara göre yüzde 27’lik Alevi nüfusu izlenen politikalarla seyreldi ve yüzde 9-10’lara kadar düştü. Böylece hem solu hem de Aleviliği temsil eden kızıl renk kayboldu, yerini dinselliğin sembolü yeşil renk aldı.”

O seslerin tamamı kesildi

Neden böyle bir kitabı kaleme alma ihtiyacı duyduğuna da değinen Ata, şunları kaydetti:

“2000’li yılların başına gelinceye kadar, Alibaba Mahallesi’ndeki avlulu evlerden, kooperatif sitelerinden farklı müzik sesleri duyardım. Ahmet Kaya’dan Grup Yorum’a, Ali Asker’den Muhlis Akarsu’ya kadar… Bir evde Alevi deyişleri çalardı, bir diğerinde politik ezgiler… Bugün o seslerin tamamı kesildi. Zira hem bu müzikleri dinleyenler çekip gitti hem de kalan nüfus, bölgenin demografisinin Sünnileşmesine bağlı olarak ideolojik ve dinsel bir kimliğin ifadesi anlamına gelebilecek bu müzikleri pencere kapatarak dinliyor. Aslında, Anadolu’daki Alevi mahallelerinin hemen hepsinde o ses kısılması var. Maraş’ta Yörük Selim Mahallesi, Çorum’un Milönü semti, Malatya’nın Çavuşoğlu Mahallesi de aynı kaderi paylaşıyor. 70’li yıllardan başlayarak Türkiye’nin Alevi coğrafyası son derece bilinçli şekilde parçalanmış, dağıtılmış, etnik ve dinsel arındırmaya maruz bırakılmıştır. Bunun adı kırımdır. Uzun yıllara yayılan kırımlar, ancak sistemli devlet politikalarıyla gerçekleştirilebilir.

Tutunma/tutunamama öyküsü

Büyüdüğüm, Ankara’da olduğum zamanlarda dahi bağlarımı hiç koparmadığım halen evimizin olduğu mahallede tanıklık ettiğim bu kırım süreçlerini,  aklım ve bilgim yettiği ölçüde ortaya çıkarmanın çabası içinde oldum. Alibaba Mahallesi, Aleviler açısından aynı zamanda şehre tutunma/tutunamama öyküsünü de içerir. Anadolu’daki Alevi-devrimci mahallelerin geçirdiği sosyo-ekonomik dönüşümün bugüne kadar hiç çalışılmamış olması da beni motive eden bir boyuttu. Çünkü politik mahallelere ilişkin çalışmalar daha çok İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde, kapitalizmin ucuz işgücü olarak köyden kente göç eden işçilerin, emekçilerin, yoksulların barınma sorununu çözmek amacıyla sol örgütlerce kurulan 1 Mayıs Mahallesi, Armutlu, Nurtepe gibi mahalleler üzerinde yoğunlaşıyor.”

Katliam bir kırılma anıdır

Madımak Katliamı’nın en büyük etkisinin, Aleviler açısından Sivas’ın yaşanabilir ve güvenilir bir şehir olmaktan tamamen çıktığını göstermesi olduğunu belirten Ata, “Aleviler, şehirle olan tüm duygusal bağlarını Madımak’la birlikte kopardılar. Sivas’ta kalanlar ise kendi kabuğuna çekildi. Ancak bu katliam, çok güçlü bir Alevi uyanışına yol açtı. Bugün, Alevilerin 1960’lı yıllarda ilk denemelerini gerçekleştirdiği örgütlenme ve bilinçlenme tarihinde Madımak, önemli bir kırılma anıdır. Onun bir öncesi vardır bir de sonrası” dedi.

Ata, “Birbirinden farklı adlarla birçok Alevi derneği kurulurken, her bir dernek/vakfın var olan şube ve temsilcilik sayılarını artırmaları, 2 Temmuz sonrasına ait bir gerçekliktir” diyerek, şunları dile getirdi: “Bu, Alevilere kimliklerini öyle güçlü şekilde hatırlatmıştır ki, ideolojik mücadele içinde yer alan politik aktörler bile Alevi kimlik siyaseti alanına geçiş yapmış hatta bu mücadelenin öncüsü olmuşlardır. Hepsinden önemlisi, geleneksel Alevilikte Kerbela’nın kuruculuğu ne ise modern Aleviliğin şekillenmesinde de 2 Temmuz odur. Şöyle ki, Alevilik, zamandan ve mekandan münezzeh bir inanç iken, yani ibadet için özel bir mekana ihtiyaç duymazken 2 Temmuz sonrasında yükselen Alevi kimlik mücadelesi, cemevleri realitesini ortaya çıkardı. Zaten şehirli bir topluma dönüşmüş olan Aleviler, cemevlerini sahiplendi, yapımına katkıda bulundu. Yani, Alevilik bir mekana kavuştu. Mekandaki bağımsızlaşma düşüncesi Alevilik düşüncesindeki bağımsızlaşma arayış ve eğilimlerini de güçlendirdi. Aleviliğin İslam içi ve dışı meselesine dair tartışma 2 Temmuz’la birlikte daha da derinleşti ve daha çok taraftar bulmaya başladı. 2 Temmuz’un siyasal açıdan sonucu ise Demokratik Barış Hareketi- Barış Partisi örneklerinde olduğu gibi partileşme girişimlerine yol açması olmuştur.”

ANKARA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.