Ç.T.A. avukatı aracılığıyla verdiği boşanma dilekçesinde, eşinin evliliğin başından beri alkol kullandığını, aldığı alkolün tesiriyle kendisine işkence yaptığını, cinsel ve duygusal şiddet uyguladığını, hakaret ve tehdit ettiğini kaydetti. Ayrıca Ç.T.A, eşi B.A’nın başka kadınlarla ilişkisinin olduğunu da belirtti.

 Mahkemenin kararı

Mahkemeye avukatı aracılığıyla yazılı savunma gönderen B.A. ise, alkol kullandığını ancak bağımlısı olmadığını ileri sürerek, eşi Ç.T.A’nın kendisiyle ilgili iddialarının asılsız olduğunu öne sürdü. B.A. eşi Ç.T.A’dan boşanmak istediğini belirterek, kendisinden davacı olan eşinin istediği nafaka ve tazminatın yüksek olduğunu ve tüm taleplerinin reddedilmesini talep etti. Mahkeme, Ç.T.A ile B.A’nın boşanmalarına karar verdi. Ayrıca, iki çocuğun velayetini annelerine verilmesine hükmederek, B.A’nın boşandığı Ç.T.A’ya aylık bin 250 TL yoksulluk nafakası, çocuklarına ise 2 bin 250 ‘şer TL nafaka ödemesine karar verdi. Mahkeme ayrıca, davalı B.A’nın Ç.T.A’ya 250 bin TL maddi tazminat  50 bin TL de manevi tazminat ödemesine karar verdi.

Yargının cinsiyetçi bakışı

Mahkemenin bu kararını değerlendiren Ç.T.A’nın avukatı Canan Uçar, yargının bugüne kadar, evlilik birliği ile ilgili tarafların sorumluluklarının ihlali ve ihmali konularında erkekler için farklı kriterler kadınlar için farklı kriterler uyguladığını hatırlatarak, kararlardaki bu farklılığın yargıdaki cinsiyetçi bakış açısının bir sonucu olduğunu söyledi. Uçar, yargının bu bakış açısı ile ilgili şu çarpıcı örneği verdi: “Yargıtay, bir kararında, kendisini aldatan ve ihanet eden eşine kalabalık bir ortamda ‘şerefsiz’ diyen bir kadının sözlerini ‘eşit kusur’ olarak gördü. Şimdi aldatma gibi kocaman bir vaka ve ihlal karşısında aldatılmanın verdiği sıkıntıyla eşine ‘şerefsiz’ diyen bir kadını, kendisini aldatan erkekle ‘eşit kusurlu’ görmek tipik bir eril hakim zihniyetidir” dedi. 

  DİHA/İZMİR