
Almanya'da herkesin neredeyse kanıksadığı bir şey var: Hizmet sektöründe yabancılar çalışır. Temizlik, yaşlılara bakım, inşaat ve taşımacılık sektörü gibi… İlk bakışta, dil ve eğitim yetersizliği nedeniyle kalifiye işlerde yer almadıkları izlenimi oluşsa da üçüncü kuşağın da aynı sorunları yaşıyor olması nedeniyle işin renginin çok farklı olduğu rahatlıkla görülebilir.
Almanya Federal Eğitim Bakanlığı'nın 2015 Eğitim Raporu, bazı şeyleri açıklar nitelikte. Rapora göre 2015'te göçmen olmayan geçlerin üniversiteye yazılma oranı yüzde 57 iken, göçmen olanlarda bu oran yüzde 32'dir.
Fark neden kaynaklanıyor?
"Okulda başarılı ya da başarılı olmamak sadece öğrencinin performansı ile ilgili değil. Aynı zamanda okuldaki kurumsal ve örgütsel yapıca kabul gören karar vericilere de bağlı- (1)"
Göçmenlerin eğitimde yaşadığı ayrımcılık üzerine bilimsel araştırmaları kapsayan kitaplar yazan Karim Fareidooni'ye göre Alman eğitim sisteminde göçmenler karşı kurumsal bir ırkçılık var. Kurumsal ırkçılık sistemli ve ayrımcılığa dayalıdır. Fareidooni, İlkokuldan başlamak üzere göçmenlere karşı kurumsal bir ırkçılığın yapıldığını, yapısı itibariyle karmaşık olmasından dolayı da onunla mücadele edilmesinin zor olduğunu belirtiyor. Kurumsal ırkçılık, direkt ırkçılık gibi sadece belli görevlerdeki bireylerden değil, kurumsal ağların ve onların eğitim, ticaret, sendika gibi bir çok alandaki ayakları ile oluşan bir bütünün oluşturduğu kompleks yapının sebep olduğu bir ayrımcılık olduğu için çoğu zaman fark edilmediğini ve gizli kaldığını dile getiriyor. Avrupa Komisyonu raporlarında da sertçe eleştirilen Almanya'nın eğitim sistemindeki kurumsal ırkçılık, yetmişli yıllara göre azalmış olsa da büyük oranda varlığını devam ettiriyor. Göçmenlere karşı uygulanan eğitim politikası, 1970'lere giden bir tarihçeye sahip.
1970'ler:Nasyonal sınıf uygulaması
1970'li yıllarda Almanya 'Misafir İşçi' diye adlandırdığı göçmenlerin çocuklarını, yürüttüğü dış politika ile eğitim sistemine dahil etti. Bu politikaya göre göçmenlerin ülkelerine geri döneceğini hesaplayan devlet aynı öğrencileri aynı sınıflara toplayarak o ülkenin resmi dili ve egemen kültürü ile eğitmeye başladı. Alman öğrencilerden tamamen izole edilen, çoğunluğu Türkiyeli ve Yunan göçmen çocuklarından oluşan sınıflarda Türkçe ve Yunanca eğitim başladı. 1974'te Almanya'da yaşayan nüfüsun yüzde 6.7'si Alman olmayanlardan oluşurken bu yüzdelik yeni doğan çocuklarda yüzde 17.3'tü.
1973 ile 1979 yılları arasında geri dönülecek gözüyle bakılan çalışan göçmen sayısı 2.3 milyondan, 1.8 milyona düşmesine rağmen göçmen sayısında bir değişiklik olmayınca Alman devleti geri dönme üzerine kurduğu politikasını değiştirmek zorunda kaldı. Buna göre çok sayıda eyalette 'nasyonal' ya da 'geçiş' denilen sınıflar kısa sürede kaldırılıp daha uzun süreli eğitim planları yapılmaya başlandı. Bu yıllarda uygulanan ana sınıftan dışlanma politikası sonucu, göçmen öğrenciler daha uzun süreli eğitim, özel okula (öğrenmede biraz daha yavaş olanlar için) ihtimalinin yüksekliği ve Almanca dil bilgisi yetersizliği gibi sonuçlara yol açtı.
1980'ler asimilasyon politika: Yabancılar pedagojisi
1970'lerin sonuna gelindiğinde Alman eğitim sistemi araştırmacıları göçmen öğrencilerin eğitim sistemine daha olabilmesi için sahip oldukları kültürel ve dinsel heterojenliğin çeşitli telafi edici eğitim yaptırımları ile ortadan kaldırılması gerektiğini öne sürdüler. 80'lerde ortaya çıkan göçmen çocuklarına karşı açık şekilde ayrımcılık yapan 'yabancı pedagojisi' uygulaması ile göçmen çocukların sahip oldukları dinsel ve kültürel özellikler, Alman çocuklara göre daha çekingen ve muğlak oluyordu. Bu aynı zamanda uyumsuzluğu da getiriyordu.
1973'te okuyan göçmen kökenlilerin sayısı 300 bin civarında iken 1985'te Alman okullarında okuyan göçmen çocuklarının sayısı 667 bindi. Bu yıllarda sınıflar karma olmasına rağmen Alman eğitim sisteminde homojen bir Almanca dil konsepti uygulamaya konuldu. Ne var ki bu uygulama göçmen kökenli öğrencilerin başarısında çok da pozitif sayılacak sonuçlara yol açmadı.
Araştırmalara göre 1985'ten 1991 yılına kadar iki katına çıkan yabancı göümen sayısının yüzde 20.9'u herhangi bir okuldan diploma almadan okulu terk etti. Aynı zamanda okulu herhangi bir bitirme belgesi almadan terk eden Alman çocukların oranı ise 6.7'dir.
Araştırmacı Dr. Heike Diefenbach'a göre o dönemde ortaya çıkanın, göçmen kökenli öğrencilerin dezavatajlı durum çözmek yerine sorunsuz bir ders işlemeyi amaç edinen 'yabancılar pedagojisi' uygulamasının doğal bir sonucuydu.
Yabancı öğrencilere uygulanan yeni politika başarı oranında pek bir değişiklik yapmadığından bir çok eyalette eğitim sisteminde değişikliğe gidildi. Ancak bazı araştırmacılar da yabancılar pedagojisinin 90'lı yılların ortalarına kadar uygulandığını iddia ediyor.
Ayrıcı eğitim politikalarının nedenlerine ilişkin şunlar belirtilebilir: 80'li yıllara gelindiğinde eğitim sistemindeki göçmen çocukların çoğunluğunu Almanya'da doğmuş olanlar oluşturuyordu. İşçilerin yüzde 10'u da göçmenlerden oluşuyordu. Göçmenlerin çoğunluğu 10-15 yıldan beri Almanya'da ikamet ediyordu. Alman devleti bütün bu verilere rağmen halen göçmenleri, göçmen olarak tanımıyor. 'Misafir İşçi' olarak tanımlayıp ailelere geri gönderme primleri dağıtıyor, göçmen nüfusunu azaltmaya çalışıyordu. Bu göçmen öğrencilerde başarısızlığı beraberinde getiriyordu. Sınıflar karma olmasına rağmen, homojen bir eğitim sistemi başarısızlığın diğer bir nedeniydi. Almanya dış politikasını eğitim politikasına da uyguluyordu. Göçmenler hem dış politikada hem de eğitim politikasında bir yük olarak ele alınıyordu. Ayrıca, göçmen çocukların dil, kültür ve dini özellikleri yok sayılarak, Almanca öğretilmeye çalışıldı.
Göçmen realitesi tanınıyor
Ve 80'lerin ortasında göçmen realitesi tanınıyor. 'Interkültürel Pedagoji' göreceli de olsa bir paradigma değişikliğini ortaya çıkardı. Yabancılar Pedagojisi, İnterkulturel Pedagoji ile yer değiştirdi. Buna göre interkültürel özellikler, eğitim sisteminde ek görevler olarak değil, tam tersine eğitim sisteminde öznel yapılar olarak ele alınacak. Buna göre eğitim sisteminin kurumsal ve içerik değişim süreci, öğrencilerin dillerini, onların artı kaynakları olarak algılayıp gerekli adımları atacak. Yani en azında teoride farklılıklar zenginlik olarak görülüyor. Ancak söylenenlerin hiçbiri eğitim sistemine yansımadı. 1990'larda eğitim sisteminde değişiklikler düşünüldü ama 1970'lerde beri Alman çocuklarının giderek artan başarısı nedeniyle değişikliğe gerek görülmedi.
OECD'nin değerlendirmeleri
Alman eğitim sistemin her yıl Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) raporlarına yansıyor. Bu raporlarda Almanya'daki öğrencilerin performansı ile diğer ülkelerdeki öğrencilerin performansları karşılaştırılıyor. Raporlarda Almanya'da göçmen çocukları ile Alman öğrenciler arasında büyük uçurum olduğu belirtiliyor. Özellikle 2000'li yıllardan beri göçmen öğrencilerin ayrımcılığa maruz kaldığı belirtiliyor.
Geçen yıllarda bütün araştırmalar eğitim sisteminin eleme mantığında kurumsal ayrımcılık uygulandığına işaret etti. Kurumsal ayrımcılık iki şekilde yapılıyordu: Sosyal sınıflara göre ve göçmen olup olmamaya göre.
Yapılan araştırmalarda aynı bitirme notuna sahip olan öğrencilerin sosyal sınıflara göre veya göçmen olup olmamalarına bağlı olarak öğretmenlerden referans mektupları aldığı ortaya çıktı. Mesela, 2.00 notu olan bir göçmen öğrenci yüzde 76'lık bir şans ile Gymnasium'a giderken bir Alman'da bu şans oranı yüzde 97'dir. Aynı şekilde orta ve üst sınıf ailelerine mensup öğrencilerin, işçi çocuklarına göre Gymnasium'a yazılma oranı daha yüksek.
1970'lerde geri gönderme üzerine kurulu eğitim politikası 2015'lere geldiğinde göreceli olarak değişiyor gibi görünse de "Bu ülkede bazılarının işçi olması gerekiyor" anlayışı henüz aşılmadı.
Eğer devlet şimdilerde göçmen geçlere daha kapsayıcı politikalardan bahsediyorsa, bunu beyaz üst ve orta sınıf istem ve ihtiyaçları doğrultusunda oluşan politikalardan vazgeçtiği için değil, artan yaşlı nüfus ve azalan beyaz genç nüfus karşısında genç göçmen nüfusuna olan ihtiyaçtan dolayı yapıyor. Ancak tüm gelişmeler ortada bir kast sisteminde olduğu gösteriyor ve mesaj: "Geldiğin köken ve sosyal yapıya göre de bir geleceğin olacak. İşçisin işçi kal."
FEHMİ KATAR/BERLİN
Kaynaklar:
Karim Freeidooni (Schule-Migration-Diskriminierung)
1:Ratke Gomolla- http://www.bildungsbericht.de/