İlticacı ya da Kürtçe'siyle "penaber"... Bu kavramlar birçoğumuzun içini yakar, değil mi? Avrupa'ya gelen yabancı göçmenlerin, özellikle de Kürdistan'dan gelenlerin büyük kısmı, illegal yollarla gelmiştir, dersek yanlış olmaz heralde. Söyleşiyi okuyanlar arasında da çok kişi, kendi illegal yol hikayesini hatırlayıp, "Neydi o günler" diye iç çekecek belki de.

Son günlerde mülteciler, gündemin yeniden başat konusu haline geldi. Yine çok kısa sürede yüzlerce kişinin umut yolunda can verdiğine tanık oluyoruz. Avrupa ülkeleriyse, ölümleri engelleyecek önlemler almak yerine iltica yasalarını sertleştiriyor, utanç duvarları çekiyor ve insanları ölüme terk ediyor.

Almanya'da göçmenlere ilişkin çalışmalar yürüten Sığınmacı Çalışma Grubu (Arbeistkreis Asyl-AK Asyl) gönüllüsü ve avukat Özkan Aksoy ile Almanya'nın mülteci politikasını konuştuk.


Son aylarda özellikle Suriye, Irak ve Balkanlardan büyük bir göç dalgası var. Bunu nasıl açıklamak gerekiyor? Ne oldu da insanlar yerinden yurdundan çıkmaya başladı? Sorun nedir?

Nedenler değişik tabii. Eğer Balkanlar’dan bahsedersek, aslında sorun, Avrupa’nın Balkan ülkeleriyle yaptığı belirli anlaşmalara bağlıdır. Avrupa, Sırbistan’la 2009 yılında, Arnavutluk’la 2010 yılında vizeleri kolaylaştıran anlaşmalar yaptı. Bu anlaşmalar gereği ne oldu? Diyelim ki Arnavutluk’tan Almanya’ya gelmek isteyen birinin sadece biometrik bir pasaporta ihtiyacı vardır. Bu pasaportla Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde bu kişi, 3 ay kalabilir. Bu bir nedendir ve Sırbistan, Bosna Hersek, Bontenego için de geçerlidir. 

Bunun yanında, Balkanlar’dan gelenlerin önemli kısmı, Roman olduğunu söyleyerek geliyor. Yani bu ülkelerdeki ötekileştirilmiş insanlardan bahsediyoruz. Bir sürü çile çekiyorlar.


Peki Suriye ve Irak...

Şu anda güncel olarak, Birleşmiş Milletler’in verdiği resmi verilere göre, Irak ve Suriye’deki çatışmalardan dolayı 11 milyon insan göç etmiş ya da göç yolunda bulunuyor. Bu dalga, önce iç savaşla başladı, DAİŞ‘le birlikte daha da büyüdü. Rakamlar azımsanacak gibi değil.


Üstelik bu insanların önemli kısmı yollarda can veriyor... Bu, bir ihmalden mi kaynaklanıyor?

İnsan hakları kuruluşları da söylüyor: Bu ölümleri kabul etme durumu var. Yani ölümleri doğal karşılayan bir sistem kurulmuştur.

Suriye’den gelen bir sığınmacıyı örnek verelim... Alman devleti, Suriye’den gelen insanların mülteci olduğunu kabul ediyor. Yani oradan Almanya’ya ulaşan kişilere, ülkelerinde savaş olduğu ve geri döndüğünde zarar görme ihtimali bulunduğu için iltica hakkı tanıyor. Tamam, peki bu insan buraya nasıl gelecek? Bunun yolu yok. Ne imkan, ne güzergah var. Yani kişi gidip resmi bir kuruma başvuru yapıp resmi yollarla gelemiyor. Tek çare, illegal yollardan gelmek.

Peki, illegal yollara bakalım. Sınırlar, “Frontex” dediğimiz, Avrupa ülkelerinin ortak kurduğu ve merkezi Varşova’da bulunan sınır güvenlik sistemiyle korunuyor. Frontex ile insanlar, sınırlarda geriye doğru itiliyor. Yani nerede yakalanırsa, geri gönderiliyor. Denizde yakalanan botların yönleri değiştiriliyor. Bu işi de Frontex elemanları yapıyor. Sınırları korumak için milyarlarca para harcıyorlar.

İlginç bir şey daha var: Türkiye sınırlarına yüksek ve uzun duvarlar yapıyorlar. Şu an Bulgaristan da yapıyor. Aynısını Yunanistan çekti bile. Yani insanların geliş yolları zorlaştırılıyor. Dolayısıyla ne yapıyor insanlar? Üçüncü şahıslar aracılığıyla bulunabilen illegal yollara teşvik ediliyorlar. Bu yollar da çok tehlikeli yollardır. Ölüm yollarına dönüşüyor. Öyle bir sistem kurulmuş ki, ya şahsen gelip burada başvuru yapacaksın ya da yollarda öleceksin.


Son birkaç yılda kaç kişi öldü şimdiye kadar?

Avrupa’ya geliş için farklı yollar var. Bu yollarda meydana gelen ölümler sadece 2015 yılında 4 bine yaklaştı.


Peki Almanya’da durum nedir? Göçmen politikası en çok tartışılan ülkelerden biri de Almanya...

Şu an göçmen hukuku, iltica hukuku çok tartışılıyor. Yeni paketler, kanunlar çıkıyor. Fakat tartışmalar devlet kanadı tarafından biraz polemiğe dönüştürülüyor. Mesela Alman Dişişleri Bakanı, bu açıdan tartışma yapıyor. Bugün resmi makamlara göre gelen ve başvuru yapan ilticacı sayısı 200 bin. Fakat İçişleri Bakanı, 800 binlerden bahsediyor. Çok meçhul. Yani 600 bin insanı nereden getirecekler, bilmiyorum. Bu rakamları yeni kurdukları sistemle saydıklarını söyleyerek savunuyor. Fakat buradaki amaç nedir? Neden rakamı bu kadar fazla gösteriliyor? Amaç bana göre şu: “İşte bu kadar göçmen gelmiş. Felaket bir durum var. Biz ne yapacağız?” imajı vermek... 

Bu yetmiyormuş gibi diyor ki, “Balkan ülkelerinden gelen insanların parasını keselim. Onlar para için geliyor.” 

Bunları İçişleri Bakanı söylüyor. Aslında belirli kesimleri provoke ediyor, başka da bir şey yapmıyor. Politik durum bu. Geri göndermeye gelince: Geçen yıl 20 bin ilticacı geri gönderildi. Bu rakamların içine kendiliğinden geri gidenler dahil değil. Sadece Balkan ülkelerinden 12 bin insan kendiliğinden geri döndü. Bu insanlar, buradaki iltica hukukunun çok dar olduğunu gördüler ve geri gittiler.


Esas olarak Bielefeld kentinde faaliyet yürütüyorsunuz. Burada durumlar nasıl? Mesela kamplarda...

Bielefeld’in şu özelliği var: Hem federal bakanlığın hem de eyaletin iltica başvuru kurumları var. Bielefeld, adeta bir geçiş güzergahı olduğu için bu eyaletin iltica başvuruları buradan geçmektedir. Mesela geçen yıl, sadece 18 bin kişi Bielefeld üzerinden geçti. Buraya gelenlerin bir kısmı burada kalıyor. Dolayısıyla sıkıntılar da beraberinde geldi. Kamplar yetersiz olduğu için okulların spor salonları, bazı kullanılmayan oteller tutuldu. İnsanlar buralarda kurulan kamplara yerleştirildi. Ayrıca bu eyaletin (Nordrhein Westfalen) resmi olarak transfer ettiği ilticacılar da Bielefeld’e geliyor. Bunların dışında ek olarak bin kişi daha verilecek. Burada şehir diyor ki, “Biz yer bulamıyoruz.” Kentte insanların yerleştirilebileceği evler ya da ona benzer yerler yok. Ne yapılıyor? Artık kiralanamayacak, çok kötü koşullardaki evler, ilticacı insanlara veriliyor. Şu an bir sürü aile, çocuklarıyla birlikte bu tür kötü evlerde kalıyor. Mesela şehrin dışında, dağın tepesindeki otellere yerleştiriyorlar. Bu otellerde insanlar yemek yiyemez, çünkü pahalı. Yemek yapmak için mutfak da yok. Ne yapıyor insanlar dışarıda? Küçük restoranlarda, orada burada yemek ihtiyacını gideriyor. Peki bu insanlar nasıl şehre gelecek? Nasıl yemek yapacak? Bunların hepsi sorundur.


Kentin belediyesi bu çalışmalara hiç yardım etmiyor mu?

Aslında Bielefeld’de ve diğer birçok yerde, şehirlerde sosyal yapı kalmadı. Belediye, kurumlarla anlaşıp sosyal yapılar kurulmasını sağlamalı. Buna yönelik binalar açılmalı, bu tür projeler desteklenmeli. Biliyoruz ki, bu göç durmayacak. 

Bielefeld Belediyesi’nin sığınmacılara yönelik politikasını da değiştirmesi gerekiyor. Buraya kadar gelen insanlara, daha fazla imkan sunulmalı. Birçok ihtiyacı şu anda insan hakları örgütleri ya da yardımsever kişiler karşılıyor. Hadi Federal Hükümet yapmıyor, bari belediyemiz bir şeyler yapsın!

Yine önemli bir sorun olarak sağlık sorunu var. 1993 yılında çıkarılan özel bir kanuna göre sığınmacının sağlık tedavisi görmesi için belediyenin bir personelinin onay vermesi gerekiyor. Aksi takdirde tedavi olamıyor. Burada bir sıkıntı var.


Peki bu sıkıntıları yaratan sizce bir devlet politikası mı?

Mutlaka. Göçmen hukuku aslında devletin bir dış politikasıyla bağlantılıdır, birlikte yürütülüyor. Verilen bütün kararlar politiktir. Yani aslında, “devleti koruma hukukundan” bahsediyoruz. Düşünün, şimdi Rojava’dan biri gelip ben “YPG ile birlikte hareket ediyorum” diyecek! İnanın bana, o kişi gözetim altında kalıyor. Dosyası hemen fişleniyor. Dediğim gibi devleti koruma hukuku var ya, işte bu işler oradan kaynaklı yapılıyor.


Biraz da sizin kurumunuzdan, yani Sığınmacı Çalışma Grubu’ndan (Arbeitskreis Asyl, AK Asyl) bahsedelim. Siz neler yaptınız bu süreçte? Neler yapacaksınız? Bir gönüllü ordusuyla çalışıyorsunuz...

Evet, doğru, gönüllü ordusu... Bir sürü destekleyenimiz var. AK Asyl olarak amacımız, kaldığımız bölgede insanların doğal insan haklarına sahip olması ve bu kurallar içinde yaşayabilmesine yardımcı olmaktır. Görüldüğü gibi büyük sıkıntılar var. Göçmenlerin verilmeyen haklarını biz alıp onlara vermek için uğraşıyoruz. Burada hukuki, sosyal ve tıbbi konularda danışmanlık yapıyoruz, destek veriyoruz. Yine 18 yaşından küçük olanlar için özel bölümümüz var. Onlarla ayrıca ilgileniyoruz. Terapi ihtiyacı olanlar için ayrı bir bölümümüz var. Gelip başvuru yapanlara yasal hakları hakkında bilgi veriyoruz. Yine de yetmiyoruz. Yetmiyor. Elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyoruz.


Peki Almanya’ya gelen bir ilticacı devlet kurumlarına resmi iltica başvurusu yapmadan dahi gelip sizden yardım talep edebilir mi? Yoksa ilkin resmi başvuru yapması mı gerekiyor?

Hayır, başvuru yapması gerekmiyor. Biz sonuçta bize verilen bilgileri başka bir yerle paylaşmıyoruz. Bilgiler bizde kalıyor. Danışmanlık yapıyoruz. Bizim için legal ya da illegal kavramları yoktur. Biz bu kavramları kabul etmiyoruz zaten. Bu kavramlar, devlete ait kavramlardır. Bizim için hiçbir insan illegal değildir. Bu nedenle bizim öyle bir prosedürümüz ya da normumuz yok. Kapımız herkese açıktır. Sıkıntısı olan herkese yardım ediyoruz. İster resmi başvuru yapsın, ister yapmasın, fark etmez. Herkes bize gelebilir.


Göçmenlere dair çalışmalar yapan başka pek çok kurum da var. Bunların önemli kısmı resmi yardımlar da alıyor. Onların da yapabileceği bir şeyler yok mu?

Mutlaka olmalı tabi. Göçmen kurumlarıyla da, Kilise ve Caritas gibi kurumlarla da birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Onlarla toplantılar yapmamız gerekiyor. Neler yapacağımızı tartışmamız faydalı olur. Mutlaka iletişim sıkıntısı var. Bunun şundan kaynaklandığını düşünüyorum: Birçok kurum, kendini sorumlu görmüyor. Mesela göçmen ofisleri var Bielefeld’de. Bu ofisler diyor ki, “Bizim ilticacılara yardım edebilmemiz için önce oturum hakkı almış olması gerekiyor. Ondan önce yardım edemeyiz.” İşte bu bakış açısı değişmelidir. Bu ofislerin yapabileceği çok şey var. Yani sonuçta buraya gelen insanlar her şeye sıfırdan başlıyor.


Peki kamplara rahat girilebilir mi?

Bielefeld’deki iltica evlerine girilebilir. Burada sıkıntı yok. Ziyaret edip merhaba denilebilir. Orada destek sunulabilir.


Son günlerde kamplara yönelik ırkçı saldırılar da gündeme geldi. Nedne oluyor bunlar? 

İçişleri Bakanı, mülteci ve göçmenler konusunda hep polemik yapan bir ağızla konuşuyor. Sonuçta şu an Almanya, muhafazakar bir hükümetle yönetiliyor. Her ne kadar içinde sosyalistler de olsa böyle bir durum var. CDU’nun ortağı olan CSU, çok radikal bir şekilde, daha ırkçı bir ağızla politika yapıyor. Bu bir neden. 

Almanya’da faşist gruplar, her zaman varlıklarını sürdürürler. Bugün Almanya’nın belli bölgelerinde bu tür olayların olması da, bu faşist grupların varlığına işarettir. Belli yerlere sinyal veriyorlar. Son rakamlara göre 2015 yılında 170’e yakın mülteci evi veya barınaklar, kamplar saldırıya uğramıştır. En son Dresden’de yapılan saldırı var. Bizim bu çevrede dahi Essenkamp denilen kampa yakma girişimi oldu. Bazı tehdit mektupları yollanıyor. Faşist güçler, ana tema olarak göçmenleri işliyor, bu konu üzerinden faşizm yapıyorlar. Ne diyorlar? “ülkemizin Alman yapısı yok oluyor. Yabancılar ülkemize doluyor. Kültürümüz yok oluyor.” Bu üç argümanla hareket ediyorlar. Biz bunların daha da çoğalacağından ve 92-93’lerdeki olayların tekrarlanmasından korkuyoruz. Bunlara karşı anti-faşistlerin, solcuların ayağa kalması gerekiyor.


Birçok Balkan ülkesinin güvenli ülke statüsüne alındığını söylediniz... Türkiye’yle ilgili yaklaşım nasıl? Türkiye de mi artık “güvenli ülke” sayılıyor?

Yok, Türkiye içinde değil bu listenin ama son yıllardaki statüsü öyleydi. Türkiye ile Avrupa arasında bu konuda büyük bir anlaşma var. Anlaşma imzalandı, 2016’da devreye girecek. Bu anlaşmaya göre Türkiye, bir nevi güvenli ülke olacak. 

Bu anlaşma, Türkiye üzerinden gelen göçmenlerin Türkiye’ye geri gönderilmesinin yolunu açacak. Yine bu anlaşmaya göre Türkiye, Avrupa’ya gelişler için vizelerde kolaylaştırma getirecek. Zaten şimdiden Türkiye’de bu anlaşma gereği kamplar kuruluyor. Ama şu an yaşanan savaştan dolayı gelenler ne olacak, belli değil; çünkü henüz ulaşmadılar. Yine Almanya İçişleri Bakanlığı’nın son siyasal gelişmelere ilişkin kararları bize henüz ulaşmadı. Fakat bağımsız kuruluşlar, Türkiye’nin hiç de iç açıcı bir durumda olmadığını söylüyor. Bu kuruluşlar, Türkiye’nin bombalarla siyaset yaptığını, birçok kişinin içeri alındığını söylüyorlar. Sonuçta insanlar, tutuklanmamak için kaçıp buralara gelecek. İlk seçilecek ülkeler arasında da Almanya var.


MURAT MANG/BIELEFELD