
MUSTAFA MENGE / HABER MERKEZİ
Almanya sinemalarında düşünce özgürlüğü, kadın hakları, soykırım gibi konulara yer veren filmler dikkat çekiyor. Özellikle Till Schauder’in yönetmenliğini yaptığı İranlı sanatçı Shahin Najafi’nin yaşamını konu alan ‘Wenn Gott schläft’ filmi izlemeye değer bulunulabilir. Halihazırda gösterimde olan ve çok yakında sinemalara gelecek filmleri sizler için derledik.
Wenn Gott schläft
12 Ekim’de gösterime giren “Eğer Allah uyursa” isimli belgeselin yönetmen koltuğunda Till Schauder oturuyor. İranlı müzisyen Shahin Najafi’nin hayatını anlatan belgesel, New York Times, Guardian ve Spiegel gibi dünyaca tanınmış basın organlarının günlerce konu ettikleri bir olayı belgeliyor. Shahin Najafi 2012 yılında hicivli bir şarkı besteler ve yayınlar. Bu şarkı yüzünden idamı istenir. Çünkü iddialara göre o şarkıda, 12 imamlar arasında olan ve Şiiler tarafından kutsanan Ali al-Naghi’ye hakaret etmiştir. Binlerce insan ölümünü ister ve başına 100 bin dolar biçerler. Shahin Najafi kaçmak ve gizlenmek zorunda kalır. Almanya’ya kaçar ve yıllardır burada gizli yaşar. Ne zaman bir konser yapmak istese, büyük bir hayati riski vardır. Bu film, suçsuz bir insanın, toplumsal önyargılar nedeniyle hayatı boyunca gizlilik içinde yaşamaya zorlanan bir sanatçının gerçek hayatını anlatıyor.
Ich, Judas
Ben Becker ve Serdar Doğan’ın yönetmenliğini yaptıgı “Ben Judas” filmi 31 Ekim’den itibaren sinemalarda gösterilecek. Film, İsa’nın yandaşları arasında olan Yehuda’nın taptığı İsa’ya yaptığı ihaneti sorguluyor ve incelemeye çalışıyor. Yönetmen ‘Yehuda gerçekten ihanet etmiş midir yoksa tüm bunlar yanlış bir algı mıdır?’ diye sorguluyor.
Tom Of Finland
Yönetmen Done Karukoski’nin “Finlandiya’nın Tom’u” isimli film 5 Ekim’den itibaren sinemalarda. Film, 50’li yılların Finlandiyasında eşcinsel olan Touko Laaksonen’in hayatını konu alıyor. Touko ne istediği insanı sevebiliyor ne de kendisini yaşayabiliyor. Yasakların hakim olduğu bir ülkede kovuşturma riski altındaki Touko, homoseksüelliğini açıkça yaşayamadığı bu ortamda duygularını en azından sanatsal bir biçimde ifade etmek için homoerotik çizimler yapmaya başlar. Takma adı “Tom of Finland” olarak büyük başarılara imza atan sanatçı Touko, dünya çapında “Gay Devrimi” başlatıp, gay erkeklerin devriminin simgesi haline geliyor.
Die Unsichtbaren- Wir wollen leben
“Görünmezler-yaşamak istiyoruz” filmi, İkinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğrayan Yahudilerin hayatta kalma savaşını anlatıyor. Claus Räfle’nin yönetmenliğini yaptıgı film, 26 Ekim’de gösterime girecek. 1943 yılında Nazi rejimi, imparatorluğun başkenti Berlin’in Yahudilerden arındırıldığını beyan ediyor. Fakat bazı Yahudiler imkansızı başarıyor, kimliklerini gizleyerek, görünmez olmayı başarıyor. Sadece bir kaç yakın arkadaşları gerçek kimliklerini biliyor. Bazen şans eseri bazen de korkusuz ve boşvermiş tavırlarıyla Gestapo’dan kurtulmayı başarıyorlar. Cioma, sahte pasaportları hazırlar, kovuşturmada olanların hayatını kurtarmaya çalışır; Hanny Almanlara benzemek için saçlarını sarıya boyar; Eugen geceleri direnişin el ilanlarını dağıtır, gündüzleri ise Hitler gençliğinin üniforması içinde saklanır ve Alman bir ailenin çocuğu olarak yaşar. Hepsi özgür bir yaşam için, özgür olmadan mücadele ediyor.
Félicité
Alain Gomis’in yönetmenliğini yaptığı film 5 Ekim’den itibaren gösterimde. Félicité oğlu ile beraber Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da yaşıyor. Küçük oğlu ve kendisini geçindirmek için bir barda şarkıcı olarak çalışan Félicité, sadece para kazanmak için şarkı söylemiyor. Şarkıyı o kadar içten söylüyor ki, şarkı söylerken adeta ayrı bir dünyaya dalıyor. Bir gün oğlu ağır bir trafik kazası geçirir ve ameliyatı için büyük bir para gerekir. Félicité’nin tek düşüncesi oğlunu kurtarmaktır. Mücadeleci bir kadının yaşam hikayesini ve aynı zamanda yaşam savaşını anlatan bu film, bir annenin gerektiğinde ne kadar güçlü olabileceğini anlatıyor.