Bilimsel Hizmetler Dairesi uzmanlarının Merkel için kaleme aldığı raporda, Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırısıyla işgal bölgeleri oluşturduğu belirtildi.

Raporu değerlendiren Sol Parti Milletvekili Helin Evrim Sommer, Almanya’nın yardımda bulunmasının onu Türkiye’nin Kürtlere yönelik savaş suçlarına ortak haline getireceğini vurguladı.

Türk devletinin “Suriyeli göçmenleri yerleştirme bahanesiyle” 9 Ekim 2018’de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlattığı işgal ve soykırım saldırısı, Almanya Federal Hükümeti’nin önüne yeniden bir dosya olarak geldi.

DW Türkçe’den Değer Akal’ın haberine göre Alman Federal Parlamento üyesi milletvekillerinin talebi üzerine Federal Parlamento Bilimsel Hizmetler Dairesi uzmanları tarafından kaleme alınan ve geçtiğimiz günlerde tamamlanan raporda, Türkiye’nin Kuzey Suriye’de asker bulundurduğu bölgeler, “işgal bölgeleri” olarak tanımlandı.

Raporda kitlesel sınırdışılar ve fertleri veya kitleleri zorla yerlerinden etmenin uluslararası hukuk açısından yasak olduğuna dair uluslararası sözleşmelere atıfta bulunuldu.

İşgal tespiti yapıldı

AKP Genel Başkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın uluslararası alanda destek alabilmek için “Suriyeli mültecileri yerleştireceğiz” dediği ve ‘güvenli bölge’ diye adlandırdıkları işgal planını, uluslararası hukuk açısından inceleyen Federal Parlamento uzmanları, parlamenterlerin talebi doğrultusunda Almanya Federal Hükümeti Başbakanı için bir rapor hazırladı.

Federal Parlamento Bilimsel Hizmetler Dairesi, Federal Parlamento ve hükümet için tartışmalı konular hakkında bilimsel araştırmalar yapıyor ve bir nevi bilirkişi rolü üstleniyor.

Her devletin kendi vatandaşı olmayanların ne kadar süreyle ülkede bulunabileceğini belirleme hakkına sahip olduğuna dikkat çekilen 9 sayfalık raporda, bu egemenlik hakkının yine de devletlerin insan hakları alanındaki yükümlülükleriyle kısıtlanmış olduğunun altı çizildi.

Suriyelilerin gönderilmesi kitlesel sınırdışıdır

Raporda belirtilen esas nokta, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırısının bir “işgal” olarak nitelendirilmesi.  Türkiye’nin 1 milyona yakın Suriye vatandaşını, Suriye topraklarına geri göndermesi gibi bir adımın ise “kitlesel sınır dışı” anlamına gelebileceğine işaret edilirken, böyle bir adımın uluslararası hukuk açısından ancak istisnai olarak “Bir devletin güvenliği ve varlığının ciddi ölçüde tehdit altında olması” halinde mümkün olabileceği belirtildi.

Raporda, Türkiye’nin uluslararası hukuk bakımından planını ancak “Suriyelilerin Türkiye topraklarında kalmaya devam etmeleri halinde bunun Türkiye’nin hayati güvenlik çıkarlarına büyük tehdit oluşturacağı” argümanını kabul ettirmesi halinde mümkün olabileceği görüşüne yer verildi.

Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda dahi, Türkiye’nin uluslararası insan hakları düzenlemelerine riayet etmesi gerektiği vurgulandı. Raporda, kişilerin gidecekleri yerde ağır insan hakları ihlalleri,  işkence veya insani olmayan muamelelerle karşı karşıya kalmayacaklarının garanti edilmesi gerektiği belirtildi.

Mültecilere için hayati tehlike

Raporda, devletlerin himayesi altındaki kişileri, silahlı çatışmaların ve kişilerin can güvenliğine ciddi tehdit oluşturan koşulların sürdüğü bölgelere, kendi iradeleri dışında gönderemeyeceğinin altı çizilirken, Türkiye’nin ‘güvenli bölge’ olarak iddia ettiği işgal bölgeleri için şu tespitler yer aldı:  “Türkiye’nin işgali altındaki bölgelerdeki güvenlik durumu hakkındaki haberler, bölgeye gönderilecekler için somut hayati tehlikenin mevcudiyetinin dışlanamaz olduğu yönünde.”

Federal Parlamento Bilimsel Hizmetler Dairesi, hukuki çekincelere dikkat çekmekle birlikte, Türkiye’nin ‘güvenli bölge’ planlarının uluslararası hukuka uygunluğu hakkında nihai bir sonuç açıklamaktan kaçındı.

Kitlesel yerinden edilmeler ve nakiller yasak

Raporda, ‘Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi’nin 49’uncu maddesine atıf yapılarak, “İşgal hukuku bakımından, kişilerin, başka bir yere ferdi veya kitle halinde nakli yasak” denildi.

Sözleşmenin işgal altındaki bölgede bulunan sivillerin yerinden edilmesi ve işgalci ülkenin kendi vatandaşlarını bu bölgeye nakletmesini yasakladığına vurgu yapılırken, bugüne kadar Türkiye’nin planı bağlamında olduğu gibi “İşgal edilen ülkenin vatandaşlarının, işgal edilen ülkenin topraklarına gönderilmesi” gibi bir durumun hiç gündeme gelmediği, bir emsali olmadığı belirtildi.

Bununla birlikte uzmanlar raporda, hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin hem de Uluslararası Adalet Divanı’nın, işgal edilen bölgede “Demografik yapıyı değiştirmeyi hedefleyen” önlemleri uluslararası hukuka aykırı bulduğunu hatırlattı. Ancak Türk devletinin planının, bugüne kadar bu alanda yapılmış tartışmalardan farklı olduğuna işaret eden uzmanlar, “Bu nedenle bilirkişi raporunda insani hukuk bakımından nihai bir değerlendirmeye yer verilmemiştir” görüşünü kayda geçirdi.

Eski rapora atıf yapıldı

Bilimsel Hizmetler Dairesi bu raporunda, Türk işgali ile ilgili daha önceki raporunun şu bölümlerine de atıfta bulundu: "İşgal […] ve 30 kilometre derinliğinde 'güvenli bölge’ʼ - 6 haneli mülteci sayısı sebebiyle […], Suriye'nin Kürt bölgelerinde esasen bir çeşit 'nüfusun yer değiştirmesineʼ (daha doğrusu bir koridorda etnik temizliğe) sebep oluyor.  Ya da Suriyeli mültecilerin işgal edilmiş bir yere yerleştirmesini getiriyor- Bu savunmaya yönelik tedbirleri aşıyor. İşgal, insan hakları ve mülteci hukukuna göre, koruma altındaki insanların, işgal edilmiş topraklarda yerlerinin değiştirilmesi yasaktır. (Bkz 1949 Cenevre Sözleşmesi 4.Madde, 49. Bend)"

Sol Parti Milletvekili Sommer’den rapor açıklaması

Öte yandan Almanya Federal Parlamentosu’nda grubu bulunan Sol Parti (Die Linke) Milletvekili ve partisinin Kalkınma Politikası Sözcüsü Helin Evrim Sommer, Bilimsel Hizmetler Dairesi’nin rapor hakkında basın açıklaması yaptı

Açıklamada “Almanya Federal Meclisi’ne bağlı Bilimsel Hizmetler Dairesinin raporu, Erdoğan rejiminin Türkiye’ye sığınan Suriyelileri kuzeydoğu Suriye’ye taşıma planlarının, insan hakları, mülteci hakları ve işgal hukuku alanlarında, uluslararası kabul görmüş yasal normları ihlal ettiğini tescilliyor. İhlaller uluslararası teamül hukukunu ve hatta Jus Cogens olarak tanımlanan, uluslarası hukukta üstün nitelikli kabul görülen kuralları kapsıyor. Bilimsel Hizmetler Dairesi raporu, yalnızca uluslararası insancıl hukuk alanında benzer emsallerin bulunmaması nedeniyle nihai bir değerlendirmeden kaçınmaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında, Almanya Federal Hükümeti Suriye’nin kuzeydoğusundaki işgal altındaki bölgelerde nüfusun etno-demografik yapısını değiştirme konusunda işgalci Türkiye hükümetin’i destekleyebilecek herhangi bir eylemden kaçınmalıdır. Aksi takdirde Alman hükümeti,  Türkiye’nin savaş suçu teşkil eden Kürt nüfusunun yerinden etme politikalarına yardım ve yataklıktan suçlu konumuna düşecektir. Bu durum aynı zamanda, Afrin’den sonra Kuzeydoğu Suriye’de de İslamcı terörist mütefikleriyle işgal politikası uygulayan NATO ortağı Türkiye’ye yapılan tüm silah ihracatının derhal durdurulması gerektiğini gösteriyor.”

Merkel, BM’yi paravan olarak kullanmak istiyor

Şimdiye kadar AKP’li Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın bütün şantaj politikalarına boyun eğen ve onay veren Almanya Başbakanı Angela Merkel, Birleşmiş Milletler’in onaylaması durumunda işgali destekleyeceklerini belirtmişti.  Merkel, İstanbul ziyareti sırasında Türk devleti ve çetelerinin işgalindeki Kuzey Suriye’deki ‘güvenli bölge’ konusunda Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile görüşmelerin sürdüğünü söyleyerek, “Şayet UNCHR belirli bir grup sığınmacının, belki yine o bölgeden Türkiye’ye kaçmış olanların geri gönderilmesinin mümkün olabileceğini söylerse, o vakit bunu UNHCR ile birlikte destekleriz” demişti. 

 

 HABER MERKEZİ