20 yıl önce halkların Önderi Abdullah Öcalan uluslararası bir komplo ile esir alındı ve Türk devletinin gardiyanlığında İmralı Ada Zindanına konuldu.

Kürt halkı Önder Öcalan’ın esaret altına alınmasını kabullenmedi. Esaretin ilk gününden başlayarak her yerde, koşulların zorluğuna bakmadan, her şart altında büyük direndi. Halkın bu direnişi sonuç verdi. Türk devleti Önder Öcalan’ı esaret altına alırken idam etmek için adeta gün sayıyordu. Kürt halkının topyekûn geliştirdiği büyük ve görkemli direniş karşısında geri adım atmak zorunda kalmış, idam cezasını kaldırmışlardı.

Kapitalist modernite güçleri neden Önder Öcalan’ı esir ederek faşist Türk rejimine teslim etmişlerdi? Bu soru yirmi yıl önce sorulduğunda birçok siyasi örgüt, kurum ve kişi cevap olamıyordu. Çünkü reel sosyalizmin çöküşünden sonra Önder Öcalan’ın kapitalist moderniteye karşı geliştirmek istediği paradigma geniş çevreler tarafından henüz anlaşılmamıştı.

Bugün, Önder Öcalan’ın paradigması Rojava’da yaşama geçmektedir ve buradan bütün dünyada ezilen ve sömürülen halk ve sınıfların direniş yolunu aydınlatmaktadır. Kapitalist modernist güçler bu etkinin daha fazla açığa çıkmasından, görünür olmasından korkmaktadırlar.

Bu nedenle Önder Öcalan üzerinde tarihte benzeri görülmemiş bir baskı sistemi geliştirmektedirler. Önder Öcalan, 20 yıl içerisinde kendisine karşı geliştirilen birçok komplo ve suikast girişimlerini boşa çıkartmış, örgütü ve halkı ile daha güçlü bağlar kurmuştur.

Tarihte, önemli bir olay olarak, Napolyon Bonapart’ın Waterloo Savaşı’nda İngiltere’ye esir düşmesi hep anlatılır. Kuşkusuz Napolyon’un esir edilmesi önemli bir olaydır. Napolyon Bonapart Helena Adası’na konulduğunda günlük gazeteleri aksatılmadan verilir, özel aşçıları/bakıcıları, kendisini ziyaret eden dostları vardı. Bir adaya hapsedilmişti, ancak, Önder Öcalan gibi özel bir “sansür ve izolasyonla karşı karşıya” değildi. Fransa devleti ve halkı Napolyon’a sahip çıkmadı. Napolyon bu Ada zindanında ancak dört yıl dayanabildi, 51 yaşında yaşamını yitirdi.

Önder Öcalan tam yirmi yıldır Uluslararası İmralı işkence sistemine karşı direniyor ve bu direniş O’nu ezilen halkların lideri durumuna getirdi.

Önder Öcalan bunu nasıl ve neyle başardı?

Önder Öcalan, kapitalist moderniteye karşı alternatif bir paradigma geliştirmiş, paradigmanın yaşamsal kılınması için örgüt kurmuştu ve kapitalist modernist zihniyetle şekillenen insanı değiştirmiş ve yeni insanı yaratmıştı. Yeni insanı zihniyet devrimi geliştirerek yaratır. Yarattığı yeni insanla “İsa’nın havarilerini” de aşan inanç, ruh ve azimle toplumu değiştirmeyi esas almıştı. Böylece yeni bir sistem inşa eder. Kanımca Önder Öcalan, ezilen halkların lideri konumuna getiren bu soluk kesen amansız bir mücadele ruhu geliştirerek gelir ve düşmanlarını korkutan da O’nun bu çıkışıdır.

Kapitalist modernistler O’nun çıkışının kendileri için yaratacağı tehlikeyi 20 yıl önce görmüşlerdi ve bu nedenle İmralı işkence sistemini yarattılar. Bu Ada Zindanında en azında etkisizleştirileceğini öngörmüşlerdi. Onların düşündüğünün aksine Önder Öcalan karanlığa mahkum edilen ezilen halkların ışığı, yol göstericisi oldu. Özgürlük Hareketi çığ gibi büyüdü. Bugün izolasyonu daha da derinleştirerek, halkı ve örgütü ile bağını kopararak sonuç almak istiyorlar.

Önder Öcalan 15 Şubat 1999 tarihinde esir edilince, Kürt halkı 15 Şubat’ı “Kara Gün” ilan etmişti. Her yıl 15 Şubat’ta kapitalist modernitenin önemli merkezi olan Strasbourg’ta, uluslararası komployu protesto eder. Her yıl dönümünde bir hafta önceden farklı ülkelerden yola çıkarak Strasbourg’ta buluşur ve görkemli bir yürüyüş ve mitingle Önderlerini sahiplenir, uluslararası komploya karşı meşru ve demokratik hakkını kullanırlar.

Türk devleti AB ülkelerinden bu yürüyüş ve mitingin yasaklanmasını istemektedir. Almanya ve bazen de Fransa Türk devletinin bu istemini dikkate alır ve Avrupa’da yaşayan Kürt halkı ve dostlarının demokratik hakkını kullanmasını çeşitli “gerekçeler” ileri sürerek engellemeye çalışır.

Mannheim Strasbourg yürüyüşçüleri üç gün süren provokatif girişimlerini boşa çıkararak eylemlerini sürdürdüler. Üçüncü günün sonunda Alman polisi saldırdı, onlarca eylemciyi darp ederek yaraladı ve yürüyüşü yasakladı. Ama eylemcilere geri adım attıramadı.

Alman devleti izinli bir eylem olmasına rağmen neden saldırdı ve yürüyüşü yasakladı?

Bu sorunun cevabı çok açık. Önümüzdeki hafta bir Türk hükümet heyeti Almanya’ya gelecek ve çeşitli temaslarda bulunacak. Alman devleti bunu hep yapmaktadır. Özgürlük Hareketine her saldırdığında Türkiye’den büyük tavizler aldığı artık sır değildir. Zira Alman devleti Kürt sorunu karşısında hep Türkiye’nin yanında olmuştur.

Bu tür saldırılar halkımızın ve dostlarının Önder Öcalan’ı sahiplenmekten vazgeçiremez, aksine etrafında daha fazla kenetlenmesine yol açacaktır. Bu direnişler uluslararası komployu boşa çıkaracak, izolasyonu kıracak, yeşil Türk faşizmini yıkacak, Önder’in özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasının yolunu açacaktır.