Uzun bir süredir Türkiye ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Alman iç siyasetinin önemli tartışma konularından biri haline geldiler. Alman medyası neredeyse her gün Erdoğan ve Türkiye'yi konu eden yazılar yayınlıyor; en popüler tartışma programlarında Erdoğan ve Türkiye'yi tartışıyor.
Daha önce de Türkiye ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında Alman basınında Türkiye/Almanya ilişkilerini etkileyecek önemde haberler yer almıştı; ancak Alman ARD televizyonu üzerinden kamuoyuna duyurulan “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetin islamcı örgütlere destek verdiği iddiası” bunlar arasında en önemlisi olmaya aday gibi gözüküyor.
Basına yansıyan bilgilere göre Alman İçişleri Bakanlığı Sol Parti’nin (Die Linke) soru önergesine verdiği yanıtta, “Ankara özellikle 2011 yılından itibaren adım adım islamileşen iç ve dış politikasının sonucu olarak Türkiye, Ortadoğu ve Yakındoğu bölgesindeki islamcı örgütlerin merkezi eylem platformu haline gelmiştir” tespitine bulunuyor.
Bu iddia aslına yeni değil; daha önce Rusya'da benzer iddialarda bulunmuş; hatta bu ilişkiyi uydu görüntülerinden aldığı fotoğraflarla BM Güvenlik konseyine götürmüştü. Ancak o zaman NATO müttefikliği üzerinden oluşan tipik soğuk savaş refleksiyle; başta Almanya ve ABD olmak üzere NATO ülkeleri “ellerinde Rusya'nın iddialarını kantılayacak bir bilgi ve belge olmadığını” söylediler.
Halbuki daha bir süre önce ABD Başkan Yardımcısı John Biden de bir sohbetinde, “Türkiye/IŞİD arasındaki ilişkinin Suriye barışının önündeki en büyük engel olduğunu” söylemişti.
Türkiye bu durumda kafasını kuma gömen devekuşu misali davranmaya çalışıyor; kendisi suçluluk telaşı ile kimseyi görmediği için, kimsenin de kendisini görmediğini sanıyor.
2014 yılının Ağustos ayında Der Spiegel dergisi Almanya'nın 2009 yılından beri Türkiye'yi dinlediğini haber yapmıştı. Der Spiegel'e açıklamada bulunan bir Alman yetkilisi ise “Türkiye'nin hem Almanya'da yaşayan yoğun Türkiyeli Nüfus hem de artık endişe verici hale gelen islamileşme nedeniyle Alman İstihbaratı için en önemli ülkelerden biri haline geldiğini” söylüyordu.
Almanya ve mevcut Türkiye yönetimi arasında görüş ayrılıkları uzun bir süredir artarak devam ediyor. Gelişmelerin seyrine bakarsanız iki tarafında elindeki kozları oyuna sürerek karşı tarafı kendi pozisyonuna gelmeye zorladığını görüyorsunuz.
Uzun yıllar sonra Almanya Ermeni Soykırımı konusundaki suskunluğunu bozarak, “Ermeni Soykırımı Tasarısını” meclis gündemine getirip kabul etti. Hemen sonra Almanya Büyükelçisi Can Dündar ve Erdem Gül'ün yargılandığı “MİT TIRları” davasına diğer Büyükelçilerle birlikte katılarak Almanya'nın davaya ilişkin tutumunu ortaya koydu.
Mülteci krizi nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkiler sanki biraz olsun yumuşama eğilimine girmişken; bütün uluslararası ve iç politika gündemini kendileri ve aileleri için bir tür hukuki güvenceye dönüştürmeye çalışan; yolsuzluğa ve savaş suçlarına bulaşmış 14 yıllık AKP yönetimi süreci bir tür “At Pazarlığına” dönüştürdü. Bunun üzerine görüşmeler çıkmaza girmekle kalmadı; aynı zamanda Alman kamuoyunda da büyük bir tepkiye de yol açtı.
Almanya'nın bu hamlelerine karşılık AKP Hükümeti de Avrupa ve Almanya'nın mülteci korkusunu bir tür politik şantaja dönüştürüyor. Almanya yabancıları özellikle de Türkiye'den gelenleri entegre edememenin sorunları ile uğraşırken; Türkiye uyguladığı politikalarla entegrasyonu büsbütün imkansız hale getiriyor.
Yıllarca Türkiye'de gericiliğe yatırım yapan Almanya aslında kendiyle de yüzleşiyor; Kürtleri ve demokratları Türk hükümetleri ile birlikte terörize eden Almanya şimdi bu yanlış siyasetinin bedelini ödüyor.
Bırakın entegrasyonu Türkiye eliyle Almaya'da yaşayan Türkler yaşadıkları ülkeye karşı bir tür şantaj unsuruna dönüştürülmüş durumdalar. Bu noktada Almanya artık bir tercih yapmak zorundadır; ya eski yanlış siyasetini sürdürecek; ya da Kürtleri ve Türkiyeli demokratları tutuklama, kurumlarını terörize etme siyasetinden vazgeçecektir.