Hervé, mektubunda kadınlar ve çocuklar için eşitlik sağlamayan resmi politikalara, Almanya ordusunun “insani müdahaleleri”ne, Almanya’nın silah ticaretine, hesabı verilmeyen katliamlara ve Nazilerden geri alınmayan liyakat nişanlarına değinirken şunlara vurgu yaptı:


Resmi politika 'süper kadınlar' için yapılıyor
"Hükümetleri ayrımcılığın, sosyal eşitsizliğin bertaraf edilmesine, kalıcı silahsızlanma, barışın teşvik edilmesine, başka ülkelerle eşit koşullarda ilişki sürdürmeğe yönelik nadir hatta hiç çaba harca(ma)yan bir devletin en yüksek nişanını almayacağım. Örneğin şimdilerde kadınlar arasında yoksulluk giderek artıyor, çocuk bakımı ve çocuk bakımıyla ilgili kurumlara ayrılan parada kısıtlamaya gidiliyor, bakım hizmetleri çoğunlukla kadınlar tarafından sigortasız işlerle ve düşük ücretle yerine getiriliyor. Çocuklar yoksulluk riski, yaşlılar problem olarak görülüyor. Resmi politika kadınların çoğunluğu için değil 'süper kadınlar' için yapılıyor. Eğer bir takım haklar elde edildiyse vatandaş inisiyatifleri, taban hareketleri ve sendikalar sayesinde elde edildi."
"Şimdilerde kadınlar da eşitlik demagojisiyle askerlik yapabiliyor. 80'li yıllarda benim de dahil olduğum çoğunluk bunu reddetmekteydi. Bugün kadınlar asker olarak savaş bölgelerine gönderiliyor. Alman ordusunu kadınsı ve aile dostu göstermek adına... Savaşın aile dostu olmakla, kadınların özgürleşmesi, kurtuluşuyla ne alakası var? Biz savaşları 'yumuşatmak' değil engellemek istiyoruz. Okullarda ister kadın ister erkek olsun asker istemiyoruz. İstediğimiz kararlı bir barış eğitimi..."

'İnsani müdahaleler'le katliamlar yapıldı

"Alman ordusunun da katıldığı sözüm ona 'insani müdahaleler’in ne denli insanlık dışı olduğu çoktan ortaya çıktı. Sadece Kunduz (Afganistan, 2001) ve Kosova Savaşı'na bakmak bile yeterli. Bu 'insani müdahaleler'de savaşla hiç ilgisi olmayan siviller, kadınlar ve çocuklar katledildi. Silah ihracatındaki artış ve gerekirse askeri müdahalelerle güçlenme politikası barış politikasına tamamen karşıt. Avusturyalı barış sevdalısı Bertha von Stuttner da 125 yıl önce 'silahları bırakın!' çağrısı yapmıştı...
Almanya'nın çoğunlukla çatışmaların olduğu bölgelere yönelik silah ihracatı halkların barış içinde yaşamasına katkı sunmuyor. NATO üyesi Türkiye'ye yapılan silah ihracatı Kürtlere karşı savaşta kullanıldı. Şimdi de Golf- Körfez diktatörleri Katar ve Suudi Arabistan'a silah satılıyor. İsraile'e satılan atom silahı kullanılabilen deniz altılar da barışı değil savaşı arkalıyor."

Nazilere verilen nişanlar geri alınmadı

"Nazi geçmişinin yetersiz açıklığa kavuşturulması, Neonazizm ve ırkçılıkla kararlı olmayan bir mücadele, antifaşist mücadelenin 20 Temmuz 1944 ve Beyaz Gül'ü aşacak şekilde saygınlaştırılmamış olması Federal Almanya'nın tarih anlayışının ne olduğunu göstermekte. Eğer bu nişanı alacak olsam kendimi bu nişanın verildiği Naziler veya suç ortaklarıyla aynı sırada göreceğim. Bildiğim kadarıyla birkaç istisna dışında Nazilere verilen liyakat nişanları geri alınmadı. Aslında bunu yaparak çok kolay şekilde tarihin yeniden ve doğru olarak yazılması sağlanabilirdi.
Kısacası; sürdürülen bu politikayla barışmadığımı, barışmayacağımı göstermek için Almanya Liyakat Nişanı'nı reddediyorum."
Feminist yazar Florence Hervé'ye layık görülen Almanya Liyakat Nişanı, Almanya'nın en yüksek nişanıydı. Almanya, yıllar boyu kadın hakları, Almanya-Fransa ve uluslararası politikada sürdürdüğü çabalar nedeniyle, 2 Temmuz'da yapılacak bir törenle kendisini onurlandırmayı düşünmüştü.

BİANET