Bielefeld Ak-Asyl yöneticilerinden Avukat Özkan Aksoy, bu kentte yaşayan ilticacıların hem tıbbi yardım hem de farklı konularda büyük zorluklar yaşadığını söyledi. İlticacılara hakları konusunda herhangi bir bilgi verilmediğini dile getiren Aksoy, bunun bir devlet politikası olarak görevliler tarafından pratiğe geçirildiğini vurguladı. Aksoy, Almanya'da Kasım ayında İltica Yasası'nda yapılan değişiklikler hakkında da şunları söylüyor: "Bir çok Balkan ülkesi artık 'emniyetli' yer olarak kabul edildi. Bundan dolayı bu ülkelerden gelen ilticacıların başvuruları kabul görmeyecek. Bu durum, bilhassa Roman halkına verilmiş bir kısıtlamadır. Sözde çalışma izni üzerinde yapılan değişiklikler ise içi boş düzenlemelerdir. Yasaklayıcı ve sınırlayıcı hukuki yöntem, halen geçerliliğini sürdürmektedir."

Kavalleriestrasse 26, 33602 Bielefeld adresinde hizmet veren Ak-Asyl e.V., yöneticilerinden Avukat Özkan Aksoy ile göçmenlerle ilgili yaşanan sorunlar üzerine görüştük.


Bielefeld'e gelen ilticacı sayısı ne durumdadır? Genel olarak ihtiyaçları nelerdir? Başlıca sorunlar nelerdir? İlticacılar ne gibi zorluklarla karşılaşıyorlar? 

NRW Eyaleti'nde iki başvuru kabul merkezi var. Bunlardan birisi de Bielefeld'de bulunmaktadır. Bu yüzden Bielefeld'de kısa süreli de olsa büyük bir ilticacı sayısı mevcuttur. Buradaki  ilticacılar kısa bir süre içinde bütün Almanya'ya transfer edilmektedir. Bielefeld'in bu sistemdeki kotası 450 kişidir. Bu sayının dışında, istisnalar dışında yıllık olarak fazla ilticacı kabul edilmemektedir. İlticacıların yaşadığı çok fazla sorun mevcut. Bunlardan birisi tıbbi yardımdır. İlticacıların ilk süreç içinde barındıkları kamplarda tıbbi yardım personeli bulunmamaktadır. İlticacılar kendi başlarına tibbi yardıma başvurma zorunluluğuna tabi tutuluyor ve yardımı geciktirme politikası uygulanıyor. Bir çok ilticacıya yeterli olarak kendi hakları konusunda bilgi verilmemektedir. Bu politika bilhassa görevli personeller tarafından uygulanmaktadır.


Peki siz Ak-Asyl olarak bu olumsuzluğa karşı neler yaptınız? Ne gibi çalışmalara imza attınız? Size gelen başvurular hakkında bilgi verebilir misiniz? 

AK-Asyl olarak şu an Bielefeld ve çevresinde yaşayan ilticacılar ve oturum hakkı zayıf olan mülteciler için hukuki ve sosyal destek vermekteyiz. Ofisimizin dışında Bielefeld'de bulunan ilticacı kampında direkt hukuki destek sunmaktayız. Haziran 2014'den itibaren travma mağdurları için bir psiko-sosyal konsültasyon merkezini yönetmekteyiz. Konsültasyon çalışmalarımızla binin üzerinde insana destek veriyoruz. Bize başvuruda bulunan ilticacı ve mülteciler, değişik ülkelerden geliyor. Ancak şu an iç savaştan dolayı en yoğun göç Suriye'den gelmekte. Bu mülteciler arasında çok sayıda Kürt de bulunuyor. Konsültasyon çalışmalarımızdan hariç, politik alanda da eylem ve kampanyalarla ilticacıların durumunu gündeme getiriyoruz. Politik alanda bir çok vatandaşın desteğine ihtiyacımız var. Onun için politik alandaki eylemlere lütfen duyarlı olalım.


DAİŞ çetelerinin saldırısı yine Irak ve Suriye'deki iç savaştan dolayı milyonlarca insan mağdur durumda. Bu mülteci akını karşısında AB ülkelerinin tutumunu nasıl değerlendiyorsunuz? 

Şu an Suriye ve Irak'tan kaçmak zorunda kalan milyonlarca insan komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. AB'nin bu konu üzerinde net bir politikası yok. Kaldı ki merkezi bir ilticacı kabul programı şu ana kadar deklare edilmedi. Bir kaç AB ülkesi Almanya dahil, belirli bir kontenjanla Suriyeli mültecileri kabul etti. Ancak 25 bini aşmayan bu sayı yetersizdir ve bunlardan da sadece yüzde 40'ı şu ana kadar AB'ye ulaşabilmiştir. 


Almanya'ya gelen ilticacı sayısı hakkında net rakamlar var mı? Son yapılan yasal değişikler buna cevap olabilecek mi? Almanya'da çıkarılan son iltica yasasıihtiyacı karşılıyor mu?

AB'ye sığınanların genel ilticacı sayısı ile karşılaştırırsak bu sayı çok düşük. 2013 yılında Birleşmiş Milletler Mülteci Komiserliği'nin verilerine göre 51 milyon insan kendi topraklarından göç etmek zorunda kalmış. AB'ye ise 2013 yılında 434 bin 160 kişi, sığınma ve iltica başvurusunda bulunuyor. Bu sayının bu kadar düşük olmasının bir büyük faktörü de AB'nin dışı sınır donanmasıdır.  Almanya'ya Eylül 2014'e kadar resmi verilere göre 135 bin 634 kişi iltica başvurusunda bulunmuş. Federal Mülteci ve Sığnmacı Bakanlığı'nın (BAMF) verdiği verileri ne yazık ki biraz çelişki uyandırıyor. Çünkü verilerde genel iltica sayısı deklare ediliyor. Bu sayı 160 bindir. Ancak bu sayının içinde ikinci başvuru veyahut temyiz davaları da mevcut. Yani Almanya'da uzun zamandır yaşayan bir ilticacının yeni bir iltica başvurusu da bu verilere dahil ediliyor. Böylece şeffaf olmayan bir durum ortaya çıkıyor.


Peki son değişiklikler bu sorunu ortadan kaldırmıyor mu?

Yapılan hukuki değişiklikler ne yazık ki kısıtlayıcı ve sınırlayıcı bir durum yaratmaktadır. Örnek verirsek Kasım ayındaki iltica paketinde bir çok Balkan ülkesi artık 'emniyetli' yer olarak kabul edildi. Bundan dolayı bu ülkelerden gelen ilticacıların başvuruları kabul görmeyecek. Bu durum, bilhassa Roman halkına verilmiş bir kısıtlamadır çünkü Balkan ülkelerinden ilticacı olarak gelen insanların büyük bir kısmı bu kesime mensuptur. Sözde çalışma izni üzerinde yapılan değişiklikler ise içi boş düzenlemelerdir. Yasaklayıcı ve sınırlayıcı hukuki yöntem, halen geçerliliğini sürdürmektedir.



BM objektiflerini Türkiye'ye çevirmeli 


DAİŞ'in saldırıları ile Suriye ve Irak'taki iç savaştan dolayı Türkiye'ye sığınan 1,6 milyonu aşkın savaş mağduru, ülkede yasal güvenceden muaf ve çok zor koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Suriyeli mültecilerin yaklaşık yüzde 85'i yani 1,3 milyonu kampların dışında yaşıyor. Yani çoğu çocuk, hasta, yaşlı ve kadınlardan oluşan yüzbinlerce mülteci bu karda kışta sokaklarda, derme çatma naylon çadırlarda ya da boş inşaatlarda kalmak zorunda. 


Kış hayatı daha da zorlaştırıyor

Suriye'deki savaşın şiddetlenmesindeki rolünü ve DAİŞ'e verdiği desteği unutan Türk devlet yetkilileri 'Yüzbinlerce insana kapımızı açtık onları barındırıyoruz' diyor. Fakat Kobanêliler için Suruç'ta sadece 5-6 bin kişiye hizmet sunan çadır kent dışında yaptıkları hiç bir yardım yok. Kürt halkı ve Suruç Belediyesi kendi kısıtlı imkanlarıyla DAİŞ'ten kaçanlara maddi ve insani yardım sunuyor. Ama kış da başladı. Savaştan kaçanların yaşam koşulları soğukların artmasıyla daha da zorlaşacak. 


Türkiye'nin mülteci yasası yok

Avukat Özkan Aksoy, muhabirimizin tüm bunları hatırlatarak, "Bu konuda size göre uluslararası kurum ve kuruluşlar neler yapmalı?" sorusunu şöyle yanıtladı: Rojava'dan göç etmek zorunda kalan on binlerce kişi, şu an Türk devletinden direkt bir yardım desteği almamaktadır. Ne yazık ki devlet kurumları Rojava'dan gelenlere maddi destek sunmamaktadır. Bu durum, Türk devletinin sığınma ve ilticacı hukuk sisteminin olmamasından da kaynaklanmaktadır. Zira, Türkiye taraf olduğu Uluslararası Cenevre İlticacı Antlaşması'na çekince koyduğu için Avrupa Birliği dışından herhangi bir ilticacı, Türkiye'ye sığınma başvurusunda bulunamıyor.  


Anti Kürt politikası yürürlükte

Bu gibi hukuki kısıtlamalar dışında, AKP Hükümeti tarafından sürdürülen anti Kürt politikası da Rojavalı mültecilere zarar veriyor. Uluslararası insani kurumlar, Türkiye’nin uyguladığı ilticacı politikasını sert bir şekilde eleştiriyor. Sadece ülkeye giriş izni vermekle mültecilerin sorunları çözülmemektedir. Savaştan kaçanlara uluslararası standartlara uygun barınma mevkileri ve sosyal yardım servisleri sunulmalıdır. 


Gerekirse yaptırım uygulanmalı

İlk etapta Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin bu konuda Türkiye'ye baskı yapması lazım. Eğer mültecilerin yaşam koşullarında herhangi bir düzeltme yapılmazsa, BM'nin Türkiye'ye belirli yaptırımlar uygulaması gerekir. Bu yüzden BM'nin objektiflerini, Türkiye'ye çevirmesi lazım. Bundan başka, AB'nin de Türkiye'yi büyük bir kontenjan sistemi içinde görmesi gerekiyor. 


MURAT MANG/BIELEFELD