Dönemin PDS milletvekilleri Ulla Jelpke ve Heidi Lippmann tarafından PDS Meclis Grubu adına Federal Hükümet'e konuyla ilgili soru önergesi sunulmuştu. Ancak SPD ile Birlik 90/Yeşiller'den oluşan 14'üncü dönem hükümeti, Almanya'da üretildiği belirtilen silahların kullanıldığı katliamla ilgili üç maymunu oynadı.

Almanya'nın bilgisi yokmuş!
14/1104 No'lu soru önergesine Federal Hükümet tarafından 18 Haziran 1999'da yanıt verildi. "Federal Hükümeti'nin, NATO devleti olan Türkiye'nin kimyasal silah kullandığına dair bilgisi var mı? Hükümet, konuyla ilgili çıkan haberleri incelemeyi düşünüyor mu? Eğer düşünmüyorsa, nedenleri ne?" sorusuna hükümetin verdiği yanıt aynen şöyle: "Söz konusu haberle ilgili hükümetin bilgisi yok. Türkiye de Almanya Federal Cumhuriyeti gibi, 29 Nisan 1997'de yürürlüğe giren Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ne imza atmış bulunuyor. Sözleşmeye uyulmasını denetlemek amacıyla, Almanya'nın da başından beri Yürütme Konseyi'nde aktif yer aldığı Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) kuruldu. Türkiye sözleşme üyesi olarak bu örgütün denetim mekanizmalarına dahildir. Alman OPCW heyetinin elinde, Türk güvenlik güçlerinin kimyasal silah kullandığına dair ipucu bulunmuyor."

ARGK'nin delilleri incelenmedi
Hükümet, "Federal Hükümet, elindeki mevcut bilgiler doğrultusunda dış politikada harekete geçmeyi amaçlıyor mu? Eğer amaçlamıyorsa, harekete geçmesi için kimyasal silah kullanımı ile ilgili ne gibi delillerin sunulması gerekir?" ile "Federal Hükümet, Türkiye'nin geçmişte de Kürt sivil halkına veyahut Kürt gerillasına karşı kimyasal silah kullandığına dair bilgi sahibi mi?" sorularına ise yanıt verme gereğini duymamış. Aynı şekilde NATO ortağı Türkiye'nin kimyasal silah kullanımına dair iddiaları soruşturmaya gerek duymadığını ortaya koyan Alman hükümeti, 1925 Cenevre Protokolü ve 1972 Cenevre Sözleşmesi'nin mekanizmalarını işletmeyi ve ARGK tarafından sunulan delilleri de incelemeleyi gerekli görmemiş.

Silahlar Almanya'dan mı?
Alman devleti vaktiyle bu şekilde Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Yürütme Konseyi'ndeki görevini de açık ihlal ederken, Alman devlet televizyonu ZDF ise konuyu görmezlikten gelmemişti. 1971-2001 yılları arasında kanalda yayınlanan siyasi bir program olan 'Kennzeichen D'de, 1999 yılında Bilika'daki olayı Alman kamuoyuna duyurmuştu. Programda, redaksiyonun elinde "Türkiye'nin Alman kimyasal silahları kullanarak Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ni ihlal ettiğine dair ciddiye alınması gereken bilgilerin bulunduğu" belirtildi. Kennzeichen D, Mayıs 1999'da Almanya'da üretilen kimyasal gaz fişeklerinin Türk ordusu tarafından Kürtlere karşı kullanıldığı yöndeki haberleri aktarmıştı.
Almanya'nın devreye girmesi aynı zamanda 'Hannover Çağrısı' isimli inisiyatif tarafından da istenmişti. İnisiyatif, dönemin Dışişleri Bakanlığı Hümaniter İşler Sorumlusu Gerd Poppe'ye gönderdiği mektupta, katliam yerinde tespit edilen gaz tüpleri ile gerilla cesetlerinin uluslararası kurumların araştırmasına açık olduğunu vurguladı ve vazife gereği "konu ile en azından 'hümaniter bir mesele olarak' ilgilenmenizi rica" etmişti.

Kalp krizine yol açan kimyasal
ARGK, Türk ordusunun 11 Mayıs'ta Bilika'da kullandığı kimyasal silahların başlıklarını inceleyip, konuyla ilgili açıklama yapmıştı. 28 Mayıs 1999'da Özgür Politika'da yayınlanan habere göre, olayda biri roket biçiminde, diğeri ise bomba atar şeklinde olmak üzere iki adet silah kullanıldığını açıklamıştı. Katliam yerinde bulunan gaz tüpleri üzerindeki yazılar arasında, "Bu silahların taşınması askeri yasalarca yasaklanmıştır, taşınması 5 yıla kadar hapis ile cezalandırılır" ibaresi yer alıyor.
İçerdiği maddelere ilişkin açıklama ise tüyler ürpertici. Buna göre 20 gerillanın bulunduğu mağaraya atılan kimyasal madde, kloropikrin. Perstoff ve Trichlor-nitromethan olarak da bilinen bu kimyasal, 'akciğer silahları' kategorisine giriyor. 1848 yılında İngiliz kimyacı John Stenhouse tarafından keşfedilen bu kimyasal, ilk olarak Birinci Dünya Savaşı'nda Alman ve Rus orduları tarafından bombalarda kullanıldı.
'Çok zehirli' kategorisindeki bu kimyasal madde, solunum yoluyla vücuda giriyor. Yüksek dozajda madde, kanda hemaglobinin oksijen dolaşımını tek yönlü durdurup aküt kalp yetmezliğine yol açıyor. Bu ise akciğer ödemine neden olup, atardamar tıkanması ve kalp krizi sonucu ölümü beraberinde getiriyor.


MERAL ÇİÇEK