Almanya Gündemi

İşim gereği düzenli olarak takip ettiğim bağımsız iletişim ağı bianet’in kadına yönelik şiddet çetelesi bu alan için oldukça önemli. Çetelede düzenli olarak aylık, yıllık oranlar toplanıyor. Kadına şiddetin gerekçelerinden tutun, mekanlarına kadar bir çok veri sıralanıyor. Mesela 2013 Erkek Şiddeti Çetelesi’nde geçen bazı verileri kısaca aktarıyorum: Erkekler 2013’te 167 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti/tecavüz girişiminde bulundu. Kadınların yüzde 52’si tanıdıkları erkeklerce tecavüze uğradı: 22 kadına arkadaşları, 17 kadına akrabaları, 10 kadına iş dolayısıyla tanıdıkları erkekler, yedisine eski kocaları, yedisine eski sevgilileri, yedisine komşuları... Liste daha da devam ediyor. Hemen hemen her hafta birden fazla kadın cinayeti, şiddete maruziyet haberleri yapıyoruz. Her geçen gün bu sayı giderek artıyor. Kadın örgütleri her defasında uyarıyor, medya 3. sayfa haberleri olarak vermeye devam ediyor. Artan sayıdan feyz alıyor olsalar gerek ki, erkekler kadın cinayetleri işlemeye devam ediyor.
Geçen hafta bir haber okudum. Haber aslında yukarıda sıralanan veriler gibi, tanıdık öğeler içeriyordu. Fakat kadınlara yönelik şiddetin adresi bu defa Almanya. Aşağı Saksonya Eyaleti'ndeki Kriminoloji Araştırmaları Enstitüsü'nün yaptığı bir araştırmaya göre, Almanya’da tecavüz davalarında faillerin sadece yüzde 8’i cezalandırıldı. Yine araştırmaya göre, 20 yıl önce, tecavüze uğrayan kadınların şikayetleri üzerine açılan davalarda, bugüne kadar 21.6’sının şikayeti, davalıların mahkumiyetiyle sonuçlandı. 2012 yılı itibarı ile ise bu rakam yüzde 8 oranında.
Oysa günümüzde yeni kriminal tekniklerinin gelişmesi ile birlikte, faillerin yakalanması daha kolayken, bu tür davalarda sonuca ulaşılamaması düşündürücü. Öyleki artık olay yeri incelemelerinde, elde kocaman bir delil olması gerekmiyor. Küçük bir doku parçasından, bir kıldan dahi hemen DNA testi yapılabiliyor. Şimdi durum böyleyken, faillerin cezalandırılması neden bu kadar güç?
Öte taraftan, son dönemlerde Almanya’da da kadınlara yönelik cinsel şiddet oranlarında gözle görülür bir şekilde artış var. Fakat ironik olarak cinsel şiddet uygulayan 'yabancı‘ faillerin sayısında ise azalma var. Buna şöyle bir örnek de veriliyor; Mesela ormanda tek başına yürüyüşe çıkan bir kadını, aniden çalılıklara çeken‚ ‘tanınmayan‘ faillerin oranı günümüzde daha az. Bu sonuç sevindirici gelmesin. Çünkü sayıları artan cinsel şiddet uygulayan failler maalesef tanıdıklar. Bu eş, eski partner ya da bir tanıdıkları olabiliyor. (Tıpkı bianet’in verilerinde olduğu gibi) İşte bu gibi durumlarda şöyle güç bir sonuç ortaya çıkıyor. Failler, kadınların kendileri ile gönüllü şekilde ilişkiye girdiklerini iddia ediyor. Bu iddia karşısında bütün kanıtlar anlamını yitirebiliyor. Çünkü sonuçta davacı olunan kişiler birinci derece tanıdık erkekler.
İstatistiklere göre cinsel şiddet davalarındaki artışın bir diğer nedeni, Federal Almanya Parlamentosu tarafından, 1997 tarihinden itibaren tecavüz suçunun belirlenmesi maddesinde yapılan değişiklik. Zira bu tarihten önce eşlerin uyguladığı cinsel şiddet şuç olarak görülmüyordu. Fakat bu kanun değişikliği ile zorla oral yapılan saldırılar kapsamına eş ve partnerlerde eklendi. Şikayet rakamlarının artması ise kadınların, aslında partnerleri tarafından ne kadar şiddete uğradığı gerçeğini gösteriyor. Bunun yanında birçok kadın böyle bir durumda şikayetten kaçınıyor. Çünkü bunu kimse ile paylaşmak istemiyor.
Almanya’da kadına yönelik şiddet rakamlarını ortaya koyan başka bir veri ise 'Kadına yönelik şiddetle mücadele' hattı verileri. Geçen yıl hizmete giren hattı, şu ana kadar 12 bin kadın aramış. Çok dilli ve 24 saat boyunca kesintisiz verilen telefon hattını arayanlar arasında çok sayıda Türkiyeli kadın da bulunuyor. Fakat bu Almanya’da şiddete uğrayanların büyük bir çoğunluğunun göçmen kadınlar olduğunu göstermiyor. Pekala Alman kadınlarda azımsanmayacak oranda şiddet mağduru.
Yine geçen aylarda Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı, AB’de her üç kadından birinin gençlik yaşlarından itibaren cinsel ya da fiziksel şiddete mağdur kaldığını açıkladı. Oranlarda kabaca bir matematik hesapla bu 62 milyon kadına denk geliyor. Bu Avrupa ülkeleri için oldukça ciddi bir rakam. Yine verilere göre en çok şiddetin yaşandığı ülke yüzde 52’lik oranla Danimarka, daha sonra yüzde 47’lik oranla Finlandiya geliyor ve yüzde 46 oranla üçüncü sırayı İsveç alıyor. Almanya’da ise bu oran yüzde 35 dolaylarında.
Aslında bu karşılaştırmayı vermenin amacı, işte bakın, Avrupa’da bile kadınlar şiddete maruz kalıyor, deyip kadına yönelik şiddet olaylarını bir nevi meşrulaştırmak değil. Artık şunun görülmesi gerekiyor; kadın sorunu, kadına yönelik şiddet sorunu, bir ülkenin birinci gündemine girecek kadar önemli. Zira gerek Türkiye, gerek Kürdistan, gerekse 'modern ülkeler' olarak tabir ettiğimiz Avrupa ülkelerinde dahi rakamların bu denli artması, artık bu soruna duyarsız kalınamayacağı, geçici çözümleri kabul etmediği gerçeğinin bir ıspatı.