Almanya’nın Kürt politikası

Meral ÇİÇEK yazdı —

13 Temmuz 2021 Salı - 23:00

  • Alman devletinin ‘Kürdistan’ı Savun’ heyeti üyelerine karşı saldırgan tutumu, son süreçte yapılan ev baskınları ve son olarak KCDK-E’nin kongresinin yasaklanması bu çerçevede okunmalı.

 

KCDK-E’nin geçtiğimiz Pazar günü yapılması planlanan kongresi, iki gün kala Alman makamları tarafından yasaklandı. Resmi bir kuruluş olan Avrupa Kürt Demokratik Toplum Kongresi’nin toplanmasının engellenmesi, PKK yasağı ile gerekçelendirildi. Almanya’nın 1993’de ilk Batı devleti olarak ilan ettiği PKK yasağı zaten yaklaşık 30 yıldır çok yönlü bir kriminalizasyon aracı olarak işlev görüyor. Bu yasak ile sadece Kürtlerin de bütün diğer halklar gibi sahip olduğu örgütleme, siyaset yapma ve direnme hakkı inkar edilmiyor, aynı zamanda çeşitli özel savaş yöntemleri ile toplumda, Alman devletinin bu düşmanca politikasını destekleyecek ya da en azından karşı çıkmayacak bir algı oluşturulup yeniden üretilmeye çalışılıyor.

 

Kongreyi yasaklama kararının KCDK-E Eşbaşkanlarına bildirildiği saatte, haftalık Focus dergisinin internet sayfasında konuyla ilgili bir ‘haber’ yayımlandı. “1993’ten beri bir ilk: Yasaklı, sol aşırı grup PKK Pazar günü Almanya’da buluşmak istiyor” başlığını taşıyan sözde haber, yukarıda sözü edilen özel savaş yöntemlerine örnek sayılabilir. İnsanın okurken Yeni Şafak ya da Anadolu Ajansı’ndan tercüme edilmiş bir sözde haber okuduğu hissine kapıldığı yazı yalanlarla dolu. Tamamen manipülasyon ve algı oluşturma amacını taşıyan, en hafif deyimle mide bulandırıcı bir yazı. Ve olduğu gibi Alman devletinin politikasını yansıtıyor.

NATO içerisindeki iş bölümünde Almanya’ya Kürt güçlerini kontrol etme görevinin verildiği hususu uzun zamandır söyleniyor, biliniyor. İmralı sürecinin sona erdirilmesiyle birlikte devreye sokulan ve 15 Şubat komplosunun güncellenmiş hali olan devletlerarası konsept, son NATO toplantısında belli ki tasdik edilmiştir. Alman devletinin ‘Kürdistan’ı Savun’ heyeti üyelerine karşı saldırgan tutumu, son süreçte yapılan ev baskınları ve son olarak KCDK-E’nin kongresinin yasaklanması bu çerçevede okunmalı.

Bu tarz kriminalizasyon saldırıları geliştiğinde sık sık söylenen bir şey Alman devletinin Erdoğan’ı mutlu etmek istediğidir. Bana göre bu yanlış veya eksik bir okuma. Alman devletinin Kürt özgürlük mücadelesine karşı bu düşmanca tutumu Erdoğan ile başlamadı. 40 yılı aşkın bir zamandır sürdürülen bir politikadır. Hatta eğer daha da geriye gideceksek, TC’nin kuruluşundan da önce Kürt isyanlarının nasıl ezileceğinin aklının da bizzat Helmuth von Moltke tarafından Osmanlı’ya verildiğini biliyoruz. Sonradan Alman Ordusu Genelkurmay Başkanı olarak 1. Dünya Savaşı’na katılacak olan von Moltke, ‘Kürdistan Dağlarından’ adıyla Türkçeye çevrilen kitabı aslında söz konusu politikanın kökenlerinin anlaşılması bakımından önemli bir kaynak. Prusyalı general burada, Osmanlı ile birlikte Kürdistan’daki isyanları nasıl bastırdıklarını anlatıyor. Örneğin 1838 Haziranında günlüğüne, “Sait’in düşürülmesiyle birlikte Kürtlerin direnişi umut ettiğimiz şekilde ortadan kaldırılamadı” yazıp, Karzan Dağı’ndaki direnişinin nasıl bir katliam ile kırıldığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Dolayısıyla Alman devletinin tarihsel olarak sorunlu ve aşılması gereken bir Kürt politikası olduğu unutulmamalı.

Bununla birlikte son NATO toplantısından sonra daha net bir şekilde görülüyor ki Batı, özellikle de ABD ve Almanya AKP-MHP faşist rejimini ayakta tutma kararını yenilemiştir. Faşist rejimin açığa çıkan bütün pislikleri karşısında tavırsız kalıp diktatörlüğe karşı mücadele yürüten güçlerin üzerine pislik atma çabası bu bağlamda okunmalı.

Alman devleti Kürt sorununun bir parçasıdır. Bununla birlikte geçmişine rağmen bugün faşist bir rejimi yaşatma politikası izliyor. Esasen bu politikanın gündemleştirilip ifşa edilmesi gerekiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.