
HDP olarak şu anda Türkiye’nin en büyük toplumsal, demokratik ittifakı olduklarını söyleyen HDP Eşbaşkanı Demirtaş, bunu da hiç kimseyi eriterek, yok sayarak; ideolojik yaklaşımını, kimliğini hiçleştirerek yapmadıklarını ifade etti. Bunun ortaklaşma ve ittifaklarla daha büyütülmesini istediklerini kaydeden Demirtaş, yüzde 10 barajını rahatlıkla aşacaklarını belirtti.
Hafta sonu gazetemizin gecesine katılan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, seçim hazırlıkları, ittifak çabaları, AKP hükümeti ve devletin seçim öncesi ve sonrası hesaplarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Seçimler yaklaşıyor... HDP’nin üçüncü seçimi olacak bu. Nasıl bir seçim çalışması planlıyorsunuz? Temel sloganlar, hedefler ve söylemlerin ana çerçevesi ne olacak?
Doğrusu çok fazla seçim deneyimine sahip olan bir hareketiz. Şu anda HDP’yi oluşturan bileşenler, dinamikler ve hareketler, aslında Türkiye’nin en deneyimli hareketleridir. Fakat Türkiye’nin en yeni partisi de HDP’dir. Bu açıdan hem yeni ve iddialı bir siyasi çizgi hem de köklü, deneyimli bir miras HDP’de buluşmuş oldu. Dolayısıyla bizim açımızdan seçim hazırlık çalışmalarını yürütmek zorlayıcı değil. Geçmiş dönemlerdeki eksiklerimiz, hatalarımız, yetmezliklerimizden de ders çıkararak çok erken başlattık çalışmaları.
Aslında parti olarak seçime girme hazırlığımız da bir yıl öncesine dayanıyor. Yeni bir karar, aniden ortaya çıkmış bir fikir değil. BDP grubu olarak HDP’ye geçtiğimiz günden bu yana parti olarak seçime girme hazırlığı yapıyoruz. HDP’yi her yerde kongrelerle örgütledik ve Türkiye’nin neredeyse tamamında artık HDP’nin yönetimi veya temsilciliği oluştu. Bu ilk defa yakaladığımız bir örgütlülük düzeyi. Bu derece güçlü ve köklü bir erken hazırlığı daha önceki seçimlerde başaramıyorduk. Şimdi il/ilçe teşkilatları, merkezi seçim örgütleme koordinasyonu, merkezi seçim komisyonları; diğer kurum, parti ve sivil toplum örgütleriyle ortaklaşma ve işbirliği çabaları; seçim maliyesi hazırlığı; yurtdışı organizasyonu gibi tüm çalışmaları çok önceden başlattık ve belli bir noktaya geldik. Planlamamız herhangi bir aksamaya uğramadan devam ediyor. Birkaç gün içerisinde aday başvurularını almaya başlayacağız. 15-20 gün arası başvuruları aldıktan sonra bir eğilim yoklaması yapacağız; halktan, kurumlardan ve değer ailelerimizden de fikir ve öneriler alarak aday belirleme sürecine gireceğiz. Adaylarımızı ilan ettikten sonra da zaten merkezi, kapsamlı bir seçim kampanyasını seçim gününe kadar yürüteceğiz.
İttifak politikanız nasıl olacak peki? Mesela ittifak kurulacak bir odağı neye göre belirleyeceksiniz? Ya da şöyle soralım: HDP’nin herhangi bir güçle ittifak yapmasının koşulu nedir?
Bir defa bizim HDP olarak temel ilkelerimiz var. İşbirliği yapacağımız toplumsal kesimler veya siyasi güçlerle görüşürken ilkelerimizi referans alıyoruz. HDP’nin ilkelerini benimseyen, saygı duyan, bununla birlikte bizim ilkelerimizle çatışmayan kendi ilkelerine de sahip bütün birliklerle, toplumsal güçlerle görüşüyoruz. Fakat klasik bir partiler ittifakı arayışında değiliz. Birkaç parti bir araya gelelim de seçim çalışması yürütelim gibi bir yaklaşımımız yok. Daha çok toplumsal kesimlere gidiyoruz. İnanç kesimlerine, emek güçlerine, kadın hareketlerine, Kürdistani hareketlere, İslami hareketlere, Alevilere, Êzîdîlere, Süryanilere, Ermenilere... Hepsine gittik, görüşmelerimizi yaptık. Bununla birlikte ÖDP, Birleşik Haziran Hareketi, Halkevleri, TKP, EMEP ve HDK içinde bulunan başka güçler gibi çeşitli kesimlerle de görüşmeler yapıyoruz. Kürdistan’da da ÖSP’den KADEP’e Kürdistani İslami hareketlerden Azadî Hareketi’ne kadar bütün kesimlerle görüşmeler yaptık. Önümüzdeki günlerde bunların sonuçlarını kamuoyuyla da paylaşacağız. Büyük kısmıyla ortaklaşabileceğimizi düşünüyorum.
Bahsettiğiniz kesimlere de bakarak, kriterinizin “demokratikleşme” gibi temel istemlere dayandığını, katı ideolojik ilkelerle hareket etmediğinizi söyleyebilir miyiz?
Öyle tabii... Yani Türkiye’de acil ihtiyaçlar var, orta vadeli hedefler var, uzun vadeli hedefler var. Biz bu şekilde bir belirleme yapıyoruz. Acil ihtiyacımız, Türkiye’nin hızla demokratikleştirilmesi ihtiyacıdır. Sistemin, siyasal alanın ve devletin demokratikleşmesi gerekiyor. İktidarın demokratikleşmesi gerekiyor. Bunun için de AKP hükümetinin frenlenmesi, gücünün denetlenmesi, mümkünse iktidardan indirilip yerine alternatif bir halk iktidarı oluşturulması gerekiyor. Bu doğrultuda sadece mesela sosyalist güçlerle hareket etmek, toplumsal bütün muhalif güçleri, kesimleri kucaklamak konusunda yetersiz olabilir. Zaten sol hareketler veya sosyalist hareketler toplumda dönüşüme öncülük yapmak istiyorlarsa, bütün kesimlerle doğru ilkesel ilişkiler kurmak ve tamamına hem öncülük hem yoldaşlık yapmak durumundalar. Biz de buradan yola çıkarak Türkiye’nin acil demokrasi ihtiyacı, müzakere sürecinin halklar, ezilenler lehine avantaja dönüştürülmesi ve bu seçimden başlayarak alternatif bir iktidar gücünün ortaya çıkması için çabalıyoruz. Bu ilk hedeflerimizi yakalarsak, seçimde güçlü bir siyasi akım olarak ortaya çıktıktan sonra daha geniş toplumsal kesimlerle buluşup iktidara yürümek lazım ki bu da orta-uzun vadeli bir iştir. Fakat yine de bir muhalefet gücü olarak toplumun savunulması, emeğin savunulması, kimliklerin, inançların ve yaşam tarzlarının savunulması konusunda büyük bir ittifak gücü, toplumsal cephe ortaya çıkardığımızı düşünüyoruz. HDP olarak şu anda Türkiye’nin en büyük toplumsal, demokratik ittifakıyız aslında. Biz bunu yaparken de hiç kimseyi eriterek, yok sayarak, yok ederek, onun ideolojik yaklaşımını, kimliğini hiçleştirerek yapmıyoruz. Her birimiz geldiğimiz geleneğin rengini de taşıyarak HDP’ye güç katıyoruz. Bu yönüyle önemli bir deneyim olarak büyüyor HDP.
Seçim süreçle birlikte de ele alınıyor. Mesela geçenlerde Cumhurbaşkanı, “HDP barajı aşamazsa süreç muhataplığından düşer” minvalli bir açıklama yaptı. Ne düşünüyorsunuz?
Biz parti olarak gireceğimizi açıkladığımızdan beri üzerimizde bir basınç yaratmaya çalışıyorlar. Bizi bağımsız girmeye zorlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu da bu manevralardan biridir. Bizim baraj dışında kalmak gibi bir sorunumuz yoktur. Biz barajı aşacağız, parlamentoya gireceğiz. Dolayısıyla bu tartışmalar manipülatiftir, kafa karıştırıcıdır. Özellikle çözüm sürecini, barış sürecini destekleyen herkesin HDP’ye baskı yapması için bir taktik manevradır. Çok da bu tür şeyleri kafaya takmamak lazım.
Biz hareket olarak parlamenter sistem içinde doğup büyümedik. Tayyip Erdoğan da çok iyi biliyor ki, HDP parlamentoda olmayınca da muhataptır. Kiminle görüşecek? Kürt hareketiyle görüşecek sonuçta. Kürt hareketini dışlayarak çözüm arama girişimleri fiyaskoyla sonuçlandığı için hareketin önderliğiyle, partisiyle görüşmeler başlatmak durumunda kaldılar. Şimdi parlamentoya giremeyince muhatap olmaktan çıkar diyorsa, gidip kimle görüşecek? Kanarya Sevenler Derneği’yle mi görüşecek? Yine görüşeceği biziz. Yani kimse bunlara kafasını takmasın.
Erdoğan’ı bu kadar öfkelendiren şey ne? Özellikle sizin adınız geçen sorular sorulduğunda öfkeli, fevri cevaplar veriyor. Neye bağlıyorsunuz bunu?
Yaşlılığına veriyorum. Yaşlandığını düşünüyorum artık. Kaldıramıyor. Karşısında etkili bir muhalefet görmeye dayanamıyor. Çünkü çok güç biriktirdi, hem siyasi hem ekonomik hem de örgütsel olarak. Korkunç bir güce dönüştü. Cumhuriyet tarihi boyunca devleti Tayyip Erdoğan kadar ele geçiren hiçbir lider olmadı. Yargısından medyasına, ekonomik sahadan bürokrasiye, üniversitelere, sivil toplum örgütlerine kadar nereye bakarsanız bakın Tayyip Erdoğan’ın rengini, ağırlığını görürsünüz. Böyle bir güç, karşısında kendisine biat etmeyen, bırak biat etmeyi kafa tutan ve iktidarını gerçekten sarsabilecek, gücüne rağmen onu iktidardan alaşağı etme potansiyeli olan bir hareketi görmekten mutlu değil. Bu onu çok tedirgin, huzursuz ediyor. Bu kadar güçlü olacak ama karşısında gücünü küçümseyen, hatta hiçleştiren bir hareket olarak Kürt hareketi ve onun temsilcileri duracak; bu Tayyip Erdoğan’ı çıldırtıyor. Dediğim gibi yaşı olduğu için de artık bu saatten sonra kaldıramıyor. Siyasi tepki vermek yerine kişisel, fevri tepkiler vermeye yelteniyor. Bu da bence, Tayyip Erdoğan’ın kalibresini gösteriyor. Çok da güçlü bir lider olamadığını, aslında gücünün büyüdükçe zaafiyete dönüştüğünü gösteren önemli bir belirti.
Ama bu tavrı bir işaret olarak da yorumlayanlar var. Bir teze göre Türk devleti seçimlerden sonra, hele de HDP başarısız olursa eskisinden de daha sert, kapsamlı bir saldırı konseptine yönelecek. Bu kanıyı ne kadar paylaşıyorsunuz?
Bu ihtimal var tabii ki. Çünkü Tayyip Erdoğan hazırlığını seçim sonrası büyük bir demokrasi hamlesine göre yapmıyor. Hazırlığını daha çok başkanlık sistemine göre yapıyor. Tek adam olarak kendini anayasal yetkilerle donattığı otoriter bir liderliğe hazırlanıyor. Bunun sadece siyasi olarak hazırlığını yürütmüyor, hukuki hazırlığını da yapıyor. Güvenlik Paketi mesela bunun hukuki altyapısıdır. Nedir bu? İnsanlar Tayyip Erdoğan’ın hileyle, yalan dolanla tek başına iktidar olma gücünü ele geçirmesine ve anayasayı geçirip başkanlık sistemini dayatmayla gerçekleştirmesine doğacak büyük toplumsal tepkileri çok sert önlemek için bu Güvenlik Paketi’ni çıkarıyor. Bu paket, başkanlık sisteminin zırhı haline getiriliyor. Yasal müdahale zırhı. O nedenle evet, seçim sonrası bu ihtimal var ve herkesin buna göre de hazırlığını yapması lazım. Doğrusu bu, beni ürkütmüyor. Böyle bir durumla biz, Tayyip Erdoğan’ın diktatörlük ruhuyla toplumu bir kez daha teslim almaya çalışan bir hamleyle başarılı olacağını düşünmüyoruz. Bizler, HDP bileşenleri, Kürt Özgürlük Hareketi’nin bileşenleri, örgütlü bütün güçlerimiz buna demokratik düzeyde karşı koyabilecek, durdurabilecek güçteyiz. Tayyip Erdoğan geçici bir süre toplumu zorlayabilir ama Kobanê bir örnektir. 135 gün IŞİD bütün varlığıyla oraya yüklendi ama sağlam irade, kararlı duruş ve meşru çizgi olursa, biraz uzasa ve bedeli ağır olsa bile sonuç alınabilir, zafere ulaşılabilir. Evet, bu ihtimal var, hazırlığı buna göre yapmak lazım ama panikleyip korkup bir dağınıklığa da yol açmamak lazım. Kitleler üzerinde korku yaratacak psikolojiyi önlememiz lazım, böyle de bir görevimiz var.
Peki süreçte neredeyiz? Sürekli gel-gitler yaşıyoruz. Şu son dönemde de yine umutsuz söylemlerin yoğunlaştığı bir atmosfer var... En son KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok da, AKP’nin çözüm iradesi göstermediğini, Kürt halkının başka boyutlarda mücadeleye hazır olması gerektiğini belirtti. Ne düşünüyorsunuz?
Müzakere başlasın diye Kürt tarafı, büyük bir çaba sarf ediyor. Çağrılar, uyarılar, eleştiriler, tamamıyla bunun içindir. Bunlar, süreci bitirmek, umutsuzluğu derinleştirmek için değil, AKP’yi müzakereye zorlamak için yapılan siyasi hamlelerdir. Bunları böyle anlamak lazım.
AKP müzakereyi, seçim atmosferinde başlatıyormuş gibi yapıp bir kez daha zaman kazanmaya çalışacak, bu artık netleşmiştir. Çünkü Sayın Öcalan’ın müzakere taslağındaki takvimler başladı. Normalde müzakerenin Ocak ayında başlamış olması lazımdı. Şubat ayıyla birlikte esaslı konulara geçilecek, Mart’ta karşılıklı çağrılar yapılacak, Nisan’da da bu çağrıların karşılıklı olarak gereği yapılacaktı. Şu anda Ocak ayı, takvimin ilk ayı, hiçbir şey yapmadan bitti. Henüz müzakere başlamış değil. Bugün müzakere başlasa bile öngörülen takvim bir ay gecikmiş durumda. Bu da Mayıs’a denk geliyor. Mayıs zaten seçim kampanyasının en yoğun olduğu dönemdir; Haziran’ın ilk haftası da seçim yapılıyor. Dolayısıyla AKP, seçime endeksli bir sürece girmiş oldu.
Bizler, AKP seçim öncesi adım atacak mı, atmayacak mı tartışmasını bir kenara bırakmak durumundayız. Adım atmayacağı netleşmiştir. Bunu bir ihtimalmiş gibi tutmak, AKP’nin işine yarıyor. Adım atmayacak, kesin. Fakat müzakere masasını da dağıtmamak için temkinli yaklaşacak. Seçime kadar böyle götürmeye çalışacak. Barışın, müzakere masasının siyasi rantını seçim meydanlarında oya dönüştürmeye çalışacak. Bizim buna izin vermememiz lazım. Kürt hareketinin bu konuda tedbirini alması lazım. Biz HDP olarak da AKP’yi teşhir eden bir yaklaşımla hem seçim kampanyasında barışı ne kadar sabote ettiğini ve riske attığını anlatacağız halkımıza hem de gerçekten de seçim sonrası eğer AKP’yi zayıflatabilirsek gerçekçi bir müzakere, halklar, ezilenler lehine bir müzakere noktasında inisiyatifimizi güçlendirmiş olacağız. Asıl muhataplığı zayıflamış olan da AKP olacak, HDP olmayacak.
Avrupa’da da bu dönem seçim çalışmaları çok önemli olacak. Hedef 400 bin oy olarak belirlendi ki, oldukça iddialı bir hedef bu. İddialı bir çalışmayı gerektiriyor. Bu çalışmayı nasıl organize edeceksiniz?
Biz tabii ki Avrupa’da koordinasyonu sağlamak üzere HDP’li, Parti Meclisi üyesi bir grup arkadaşımızı burada konumlandırdık. Avrupa’da bulunan demokratik bütün kurumlarımızla Türkiye’deki çalışmayı koordineli hale getirmeye çalışıyoruz öncelikle.
Avrupa’da güçlü bir örgütsel yapı var. Hem Kürt hareketinin hem de diğer HDP bileşenlerinin... Onlar kendi aralarında zaten bir ön hazırlık çalışması yapmışlardı. Doğrusu Türkiye’den daha hızlı ve daha heyecanlı başladı buradaki seçim çalışmaları. Avrupa’daki kitle de, kadro da bence daha iyi motive olmuş durumda.
Avrupa’da şimdi ülke düzeyinde koordinasyonlar var, Avrupa düzeyinde koordinasyonlar var. Sandığa, seçim listelerine varıncaya kadar koordinasyon ve komisyonlar oluşturuluyor. Öncelikli çalışmamız, seçmen olarak yazılamamış herkesin seçmen olarak yazılmasının sağlanması. Oy verme işlemi başlayınca da bizatihi seçmenlerin takip edilerek ricayla, iknayla sandığa götürülmesi, sandığa gitmeye zaten hevesli olan kesimlerin de örgütlü, disiplinli şekilde, hatta mümkünse toplu biçimde gidip oy kullanmasını sağlamaya dönük hazırlıklar var.
Propaganda çalışmaları da büyük bir titizlikle hazırlanıyor. Seçim döneminde bazı büyük toplantılar ve mitingler düzenleyebiliriz. Yöre toplantıları yapabiliriz. Buradaki diplomasi çalışmalarla da HDP’ye siyasi desteği artırmaya çalışacağız.
Sandığa sahip çıkabilmek de önemli, o konuda da hazırlıklarımız var. Her sandıkta resmi görevlilerimiz olacak.
Yani buradaki hazırlıklarımız da hiçbir seçimde olmadığı kadar motive şekilde yürüyor. Doğrusu buradaki arkadaşlara da biz şükranlarımızı sunuyoruz. Halkımız ilk defa partisine oy verebilmenin heyecanını yaşıyor. Bugüne kadar bağımsız girdiğimiz için milletvekili seçimlerinde burada oy kullanılamadı. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde ise hazırlık düzeyi çok yetersizdi, oy verme düzeni karmaşaya yol açtı, yaz tatili vardı, çok düşük kaldı katılım. Dolayısıyla halkımız, eminim ki o dönemin de eksikliğini hissediyor. Avrupa’dan 50-60 bin oy daha fazla alsaydık yüzde 10’u geçmiş ve psikolojik barajı yıkmış olacaktık. O nedenle Avrupa, ne kadar etkili bir güç olduğunu kavrayabilmeli. Baraj, birincisi metropollerden, ikincisi Avrupa’dan yıkılır. Avrupa’nın sunacağı destek, 400-500 bin oy, barajı rahatlıkla aşmamıza yeter.
Peki Avrupa’da yaşayan Türkiyeli ve Kürdistanlıların size oy vermek için kendi özgünlükleri doğrultusunda nasıl sebepleri var? Neden oy versinler size?
Buradaki kitlemizin çok önemli bir kısmı kalıcılaşmış durumda. Mülteci, siyasi sığınmacı olarak gelenlerin de önemli kısmı artık kalıcılaştı. Dolayısıyla HDP’nin büyümesi, Türkiye’de güçlenmesi, onların buradaki konumunu güçlendirir. Avrupa’nın insan hakları değerleriyle en çok örtüşen politikayı biz yürütüyoruz. HDP’nin Türkiye’de büyümesi, Avrupa’daki göçmenlerin hem siyasal haklarının hem de ekonomik durumlarının daha örgütlü, daha güçlü hale gelmesine yardımcı olur.
Öte yandan, ülkede yaşadığı sorunlar, buradakilerle bağlantılıdır. Sınıfsal sorunlar, kimliğe, inanca, kültüre dayalı sorunlar... Buraya da sirayet ediyor bunlar. Bir Kürt, Kürdistan’dan kopmuş olmakla kimliğinden kopmuyor. Dünyanın her yerine yaşadığı sorunu birlikte taşıyor. Alevi için de bu geçerli. İşçi emekçi için de geçerli. Belki doğrudan yaşadıkları ülkenin iş politikasına müdahale edemeyiz ama onların sürdürdükleri mücadeleyi güçlendiren bir siyasi hamleyi Türkiye’den doğru yapabiliriz. O nedenle bize verecekleri oy, sadece kendi kişisel, toplumsal gelişmelerine yardımcı olmaz, aynı zamanda yaşadıkları ülkelerdeki ilişkilerini de, kendi ciddiyet düzeylerini de güçlendirir. Yani buradaki HDP’liler yaşadıkları her ülkede daha da ciddiye alınan bir güce dönüşmüş olurlar.
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ