Kadınlar, “2018 yılı kadınların yılı olacak” diyerek girdi yeni yıla. Dünya çapında yükselen faşizm, üreme hakları ve erkek şiddetine karşı mücadele üzerinden şekillenen bir kadın direnişi gelişti. “Artık erkeklerin zamanı doldu” diyerek bedenlerini, ruhlarını ve geleceklerini erkek tahakkümünden kurtarmak için evrensel düzeyde ağ örmenin adımlarını atıyor.

2018’e girmeden hemen önce yapılan röportaj ve haberlerde 2018’in kadınların yılı olacağı vurgusu çokça yapıldı. Bunun gösterenleri vardı elbette. Kadınların dünyanın pek çok ülkesinde elde ettiği kazanımlar “Yüzyıllardır susturuluyoruz, artık konuşacağız”ın sinyallerini veriyordu. Ancak gözden kaçırılan bir şey vardı: Kadınlar daha yeni konuşmaya başlıyordu ve artık susmaya niyetleri yoktu.

   

ABD’de ve Rusya’da yükselen faşizm ve ırkçılık kendine nasıl zemin bulduysa, bu baskı ortamında kadın hareketi de kendine bir zemin buldu. Popüler kültür tarafından da deyim yerindeyse kullanılmaya başlanan -bu her zaman kötü olmayabilir, nitekim görece kötü olmadı da- feminizm, iyiden iyiye kendi taraftarlarını toplamaya başladı. Sosyal medyanın yadsınamaz etkisiyle artık her alanda toplumsal cinsiyet rollerini ve getirilerini eleştiren, değişip-dönüştürmeye çaba sarf eden bir kadın hakları savunucusu bulmak mümkündü. Peki 2018 gerçekten kadınların yılı oldu mu, kadınlar 2018’de ne tür baskılara maruz kaldı, #MeToo hareketi neydi, nasıl ortaya çıktı; biraz hatırlayalım.

 

ABD’de kürtaj yasağı ve ‘damızlık kızlar’

2 Mayıs 2018’de ABD’nin Iowa eyaletinde ülkede bugüne kadarki en sert kürtaj yasası kabul edildi. Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Eyalet Senatosu’nda 17’ye karşı 29 oyla kabul edilen yasa tasarısı Eyalet Temsilciler Meclisi tarafından da onaylandı. Yasa tasarısı, ceninin ilk kalp atışlarının duyulmaya başlandığı andan itibaren hamileliğe son verilmesini yasaklıyordu. Lakin bilimsel olarak bilinen şu ki, ceninin kalp atışları altı-yedi haftalıkken duyulmaya başlanıyor. Bu denli sert kürtaj yasağı, birçok kadının bu dönemde henüz hamile olduğunu dahi bilmediği gerekçesiyle tepki topladı. Kadınlar bu yasağa karşı ABD’nin dört bir yanında eylemler düzenlemeye başladı. Beyaz Saray’ın önünde adeta nöbet tutuldu. Dünyaca tanınan pek çok sanatçı bu eylemlere destek verdi.

Kadınların eylemlerinde en akılda kalan anlardan biri, bazı kadınların “damızlık kız” kostümüyle meydanları doldurmasıydı. Feminist yazar Margaret Atwood milyonlar satan romanı “Damızlık Kızın Öyküsü”nde farklı sınıflardan kadınların giydiği belli başlı kıyafetler vardır. Damızlıklar kırmızı pelerin, beyaz başlık ve büyükbaş hayvanların ayaklarını andıran kahverengi botlar giyer. Meydanları dolduran kadınlar, işte bu kıyafetlerle Trump hükümetini protesto etti ve çok geçmeden ABD’de tekrar popüler olan Damızlık Kızın Öyküsü The Newyork Times çok satanlar listesinde bir numaraya yükseldi. Distopik romanda anlatılan ise reel dünyada kadınların yaşadıklarıyla birebir benzerlik gösterir. Roman, erkek egemen bir oligarşinin egemenliğindeki bir gelecekte, bir çevre felaketinden sonraki dünyayı anlatır. ABD, otokrasi ile yönetilmeye başlamıştır. Tüm hakları ellerinden alınan kadınlar, işlevlerine göre gruplara ayrılmıştır. Gayri-Kadın adı verilenler kolonilere gönderilmiş, üreme yeteneğine sahip olan az sayıdaki kadın ise Damızlık Kız olarak komutanların emrine verilmiştir. Üreme kabiliyeti, kadının sahip olduğu tek ayrıcalıktır. Kadın bu kabiliyeti sayesinde ayakta kalabilecektir ama ona arzu ve haz yasaklanmıştır. Kadınlar ya arzuyu, düşünceyi, hatırlamayı, hissetmeyi unutacaklar ya da bedenlerini, ruhlarını ve geleceği muhafazakâr rejimin ellerinden kurtaracaklardır. Tanıdık, değil mi?

 

Suudi Arabistan’da kadınlara yönelik reformlar

24 Haziran 2018’de ise Suudi Arabistan’da birtakım reformlar gerçekleştirildi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının dahi 2015’te verildiğini düşünürsek, bu gelişmeler Suudi Arabistan için son derece hayret vericiydi. Bu reformlar sonucunda kadınlar hayatlarında ilk kez bir futbol maçını stadyumda izleyebildi, ilk kez orduya katılma ve istihbarat servislerinde bazı işlerde çalışabilme haklarını kazandı. Ülke tarihinin ilk kadın bisiklet yarışı düzenlendi. Reformların en dikkat çekeni ise, kadınlara yönelik araba kullanma yasağının kaldırılmasıydı. Yasağın kalkmasıyla beraber kadınlar direksiyon başına geçmeye başladı. Ancak Suudi Arabistan hâlâ kadın haklarını en çok kısıtlayan ülkelerin başında geliyor. Ülke, Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Eşitsizliği 2017 raporunda 144 ülke içinde 138’inci. Ve Suudi Arabistan’da kadınların hâlâ banka hesabı açması, vasisi olmadan pasaport alıp yurtdışına çıkması, evlenme ve boşanma kararını tek başına vermesi, bir erkekle kahve alması ve istediğini giyebilmesi yasak.

 

Arjantin’de kürtaj yasağı

9 Ağustos 2018’e gelindiğinde Arjantin’de senato, kadınlara hamileliklerinin ilk 14 haftasında kürtaj hakkını öngören yasa tasarını reddetti. Nüfusun çoğunluğunun Katolik olduğu Arjantin’de kadınların kürtaj hakkı mücadelesi uzun zamandır sürüyordu. 1921’den beri yürürlükte olan mevcut yasaya göre, kürtaja sadece tecavüz sonucu hamileliklerde veya doğum yapacak kadının hayati tehlikesi olduğu durumlarda izin veriliyordu. Kürtaj olanlara ise cezai yaptırımlar söz konusuydu. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, nüfusu 44 milyon olan ülkede senede 350 bin merdiven altı kürtaj gerçekleştiriliyor. İnsan hakları örgütleri bu sayının 500 bin civarı olduğunu tahmin ediyor. Bu sayı da ülkede bir yılda gerçekleşen gebeliklerin yüzde 40’ını oluşturuyor ve yılda 45 bin ila 60 bin arası kadın, güvenli olmayan kürtaj nedeniyle hastaneye kaldırılıyor. Senatodan geçen tasarıya göre ise kürtaj sadece 14 haftaya kadar legal oldu. 15 saat süren ve gece yarısı 3’e kadar süren oturumda, tasarı 38’e karşı 31 oyla reddedildi. Kalabalığın arasında yer alan gazeteci Silvina Márquez “Bugün bir yasamız olmayabilir ama Arjantin bu noktadan geri gitmeyecektir. Bu konu kadınlar, özellikle de genç kadınlar için çok önemli. Er ya da geç kürtaj yasamız olacak,” dedi. Öğrencilerden oluşan bir grup ise Kongre önünde megafonlarıyla “Maçolar dikkat edin, tüm Latin Amerika feminist olacak” sloganları attı.

 

İran’da devlet kadınlara yenildi

İran’da tüm kadınlar ve 9 yaşından itibaren tüm kız çocukları, kamusal alanda saçlarını örtmek için başörtüsü takmak ve vücut hatlarını gizlemek için de uzun bir manto giymek zorunda. Bu kurallara uymayan ve “günahkâr” olarak görülen kişiler ahlak polisi tarafından tutuklanabiliyor, bazı durumlarda haklarında cezai işlem uygulanabiliyor ve suçlu bulundukları takdirde yüksek para cezasına çarptırılabiliyor. “İslami giyim”e dair yasalar ve cezai yaptırımların yaklaşık 40 yıldır yürürlükte olmasına rağmen kadınların başörtülerinin giderek daha gevşek bağlandığı, mantoların giderek kısaldığı ve daraldığı gözlemleniyor. 2018’de alınan bir önlemle, İran hükümeti tarafından önü açık ve düğmesiz mantoların satışı yasaklanarak, yasağa uymayan satıcılara bir yıl çalışma yasağı getirileceği açıklandı. Ancak “İslami olmayan” mantoların satışı devam etti ve birçok kadın sokakta bu mantolarla dolaştı. İran kadın hareketi İslami feminizmle yolunu bulmaya çalışırken orta ve alt sınıfa mensup kadınlar alternatifler yaratıp öz örgütlenmelerini gerçekleştirdi. Bu örgütlenmelerde en çok dikkat çeken ise beklenmedik bir şekilde, bireysel olarak elektrik panosunun üstüne çıkıp bir sopaya bağladığı başörtüsünü elinde sallandıran Vida Movahed’in eylemiydi. Movahed zorunlu örtünme yasasını protesto için oradaydı. 2018’in Şubat ayından itibaren İran’daki kadınlar, onlara verilecek cezalara ve bu eylemin “yasa dışı” addedilmesine aldırmadan aynı elektrik panolarının üzerine çıkmaya ve başörtülerini aynı şekilde sallandırmaya başladılar. Bu eylem nedeniyle bugüne dek tam 29 kadın gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. Nihayetinde ise kadınlar bir nebze olsun nefes aldı. Hijab uygulamasının sertliği gitti. Devamında da şöyle bir gelişme oldu: Haziran 2018’de İranlı kadınlar 40 yıl sonra ilk kez bir Dünya Kupası maçını stadyumdan izledi. İran hükümeti, FIFA Dünya Kupası çerçevesinde oynanan İran-İspanya maçının dev ekranlarda izleneceği Tahran’daki iki stadyuma kadınların girmesine izin verdi.

 

#MeToo hareketi

“Cinsel tacize uğradıysanız bu tweete cevap olarak ‘ben de’ yazın.’’ ABD’li aktris Alyssa Milano 2017’nin son aylarında sosyal medya hesabından bu satırları yazdığında bu kelimenin çığ gibi büyüyecek bir reaksiyona yol açacağını belki kendisi dahi tahmin etmiyordu. Ancak tweet hızla yayıldı ve dünyanın dört bir yanından onbinlerce kadın #MeToo etiketiyle kendi başlarından geçen cinsel taciz ve tecavüz vakalarını tüm dünyayla paylaştı. #MeToo hareketi kısa sürede 85’i aşkın ülkeye yayıldı ve farklı dillere uyarlandı. Müzik, ekonomi ve siyaset dünyasından isimler de kendi yaşadıklarını paylaştılar. George H.W. Bush, Bill Clinton, Donald Trump siyaset dünyasından şimdiye dek adı taciz skandallarına karışmış isimler olsa da, #MeToo hareketi onların sayısının düşünülenden çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

6 Ocak 2018’e gelindiğinde ise #’MeToo hareketi, Oscarların habercisi olarak kabul edilen Altın Küre Ödülleri’ne (Golden Globes) damgasını vurdu. Çok sayıda aktris, törene cinsel taciz ve saldırıya karşı dayanışmanın sembolü olarak baştan aşağı siyah kıyafetler içinde katıldı. Törende ünlü talk show sunucusu Oprah Winfrey çarpıcı bir konuşma yaparak, ‘’Erkeklerin iktidarına karşı koyacak cesareti olan kadınlar uzun yıllar boyunca ya duymazdan gelindi ya da kimse anlattıklarına inanmadı. Ama artık erkeklerin zamanı doldu,’’ dedi. Konuşması dakikalarca alkışlandı. #MeToo hareketi sayesinde pek çok kadın yaşadıklarını paylaşabilme ve failleri açıklayabilme cesaretini buldu. Dünyadaki tüm bu gelişmelere ve MeToo hareketinin dalga dalga yayılan etkisine bakacak olursak Winfrey’nin nasıl da haklı olduğunu görmemiz mümkün olacak. Evet, artık erkeklerin zamanı doldu...

 

YARIN: ABD’de Siyahi kadınların hakları için mücadele veren Jade Daniels ile söyleşi...