
Sivas Katliamı’nın 22. yılında gazetemize konuşan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, katliamın Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik devlet destekli faşist saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde yapıldığına dikkat çekerek, “Bu dönem, Alevi Kürtler başta olmak üzere tüm Alevilerin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı ilgisinin de arttığı bir dönemdir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’yle Alevi Kürtler üzerinden Alevi Türkleri, bu köprü üzerinden de Türkiye’yi etkileme imkanı ortaya çıkmıştı. 12 Eylül faşizmi ve daha sonraki baskılar nedeniyle Türkiye toplumunda, aydınlarında ve demokratlarında giderek Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir sempati gelişmeye başlamıştı. Sivas Katliamı, bu dönemde gerçekleştirilmiştir” dedi.
Sivas’ta katliamın gerçekleşmesinin tesadüf olmağını kaydeden Karasu, sorumlunun devlet olduğunu ancak toplumsal güçlerin de toplumsallığın katliama elverişli hale getirilmesindeki paylarını sorgulaması gerektiğini belirtti.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımından düşmesi sonrasında “Hayırlı olsun” demesini de yorumlayan Karasu, devlet yetkililerinin bu cüreti demokratların yanlış yaklaşımlarından aldığını söyledi.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Karasu’yla söyleşimizin bugünkü bölümünde katliamın ortaya çıktığı sürecin belirleyenleri, katliamın hedefleri ve Erdoğan’ın tavrını konuştuk.
Sivas Katliamının üzerinden 22 yıl geçti. Bu katliamın gerçekleştirildiği 1993 Türkiye’sine ilişkin neler belirtebilirsiniz?
Sivas Katliamı’yla hedeflenen birçok şey vardı. Bu katliamla hedeflenenlerin neler olduğunu anlamak için sizin de belirttiğiniz gibi 1993 Türkiye’sini ve yaşananları anlamak gerekiyor. Bunu anlamadan Sivas Katliamı’nı anlamak mümkün değildir. 1993 yılı, Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin zirveleştiği bir yıldır. 1990-91-92 yıllarında Kürdistan’da hem serhildanlar gelişmiş hem de gerilla mücadelesi bütün alanlara yayılmıştı. Türkiye, Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında çok sıkışmıştı. Türk devletinin herhangi bir çözüm zihniyeti ve politikası olmadığı için tercih edilen politika, Kürt Özgürlük Hareketi’ni kirli savaşla tasfiye etmek oldu. Bu kirli savaşla Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi arasındaki bağın koparılması hedefleniyordu.
Bir taraftan 1992 yılında kararlaştırılan askeri anlamda “alan hakimiyeti” politikası izlenirken, şehirlerde ise JİTEM’in, Hizbulkontra denen JİTEM kontrolündeki cinayet şebekesinin, yine kullandıkları itirafçıların işledikleri cinayetlerle Kürt halkını sindirip böylelikle gerillanın beslendiği toplumsal temeli ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdir. Bu açıdan 1992 yılından başlamak üzere çok kirli bir savaş Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı uygulanmıştır. Öyle ki 1993 yılında her gün sokak ortasında birçok Kürt katledilmektedir. Halkı sindirmek için “kafasının arkasından tek kurşunla vurma” gibi bir cinayet modeli seçilmiştir. Bunun yanında binlerce köy yakılıp yıkılmıştır, on binlerce insan işkencelerden geçirilerek zindanlara atılmıştır, milyonlarca insan Türkiye’nin metropollerine, yine yüz binlercesi Avrupa’ya göç etmek zorunda bırakılmıştır. 1993 Türkiye’si böyle zulüm ve baskının en üst düzeye çıkarıldığı bir Türkiye’dir.
1993 yılında Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yükselişe geçtiği ve buna karşı da kirli savaşın yükseltildiği dönem, aynı zamanda Alevi Kürtler başta olmak üzere tüm Alevilerin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı ilgisinin de arttığı bir dönemdir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’yle Alevi Kürtler üzerinden Alevi Türkleri, bu köprü üzerinden de Türkiye’yi etkileme imkanı ortaya çıkmıştı. 12 Eylül faşizmi ve daha sonraki baskılar nedeniyle Türkiye toplumunda, aydınlarında ve demokratlarında giderek Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir sempati gelişmeye başlamıştı. Sivas Katliamı, bu dönemde gerçekleştirilmiştir.
Peki katliamla Alevilere ilişkin hedeflenen neydi?
Amaçlanan birçok konu var. Türkiye’de en hassas konu olan Alevi-Sünni önyargısı ve gerilimini tetiklemek ve bunun üzerinden de Alevilerin kurban edilmesi temelinde hedeflerine ulaşmak istemişlerdir. Türkiye tarihinde Alevilerin böyle kurban edildiği birçok olay vardır. Sivas katliamıyla hedeflenenlerden birisi de Alevilere gözdağı vermek, korkutmak ve ürkütmektir. Alevilerin Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilişkilendiklerini gördükleri için böyle bir katliamla korkutarak bu ilişkiyi ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne destek verilmesini engellemeye çalışmışlardır. Bunun yanından Sivas Katliamı‘yla Alevilere, “Sizi koruyacak kimse yok, her an katledilebilirsiniz” mesajı verilmiştir. Alevileri tamamen devlete teslim etmeye yönelten bir provokasyon olmuştur. Dikkat edilirse bu katliam; dindarlığın, Sünniliğin etkin olduğu, Alevilerle iç içe yaşama temelinde önyargıların da yoğun bulunduğu Sivas’ta gerçekleştirilmiştir. Bu temelde de din ve şeriat tehdit olarak gösterilerek Aleviler devlete yedeklenmeye çalışılmıştır. Nitekim tüm bu konularda belli bir başarı da elde edilmiştir.
Katliamın sorumlusu tek başına devlet mi? Kimi İslami çevrelerin de adı geçiyor...
Kuşkusuz katliamda kullanılan kimi İslami çevreler olmuştur. Zaten halkın dini duyarlılıkları kaşınarak Pir Sultan Etkinlikleri’ni yapmak isteyen Alevi halkına yönelik yoğun kışkırtma yapılmıştır. Bunun sonucu binlerce insan Madımak Oteli etrafında toplanmış ve oteli içindeki insanlarla birlikte yakmıştır. Hatta insanları yakarken etrafında ölüm dansı yapmışlardır. Bundan daha alçakça bir duruş ve tutum olabilir mi? Kuşkusuz bu durumun ortaya çıkmasında kimi İslami güçler ve çevreler de sorumludur.
Devlet çeşitli ajanları sızdırmakla provokasyonlar yapar. Fakat bu kadar insan niye toplanmıştır? Neden Alevilere karşı bu kadar önyargılı bir topluluk gerçeği vardır? Bu topluluğu Alevilere karşı kimler kışkırtmıştır? Kim bu kadar ön yargılı hale getirmiştir? Bunların da sorulması gerekiyor. Kuşkusuz derin devlet, çeşitli güçler, bu katliamla belirli hedefler gözetmiştir. Ancak bu durum katliam içinde yer alanların ve bu katliama teşvik edenlerin sorumluluğunu göz ardı etmemizi getirmez. Kimi İslami çevrelerin hem o dönemdeki yayınlarına hem de katliamdan sonraki tutumlarına bakmak gerekir. Bu cinayete, bu katliama ses çıkarmamış, hatta tutumlarıyla, söylemleriyle sahiplenmişlerdir. Bu tabii söz konusu İslami çevrelerin halen de özeleştiri vermeleri gereken çok ciddi bir durumdur. Bu tutumların özeleştirisi verilmemiştir, bunu ortaya koymak gerekiyor.
Sadece “Devlet yaptı” deyip işin içinden çıkmak, gerçekten bu katliamı yaratan etkenleri, önyargıları, toplumsal psikolojiyi, ortaya çıkaran kesimleri, sorumluları göz ardı etmektir. Bu da var olan ön yargı ve toplumsal psikolojinin devam etmesi anlamına gelir. Kuşkusuz devlet sorumludur, çünkü önleyebilirdi. Bu kesimleri rahatlıkla dağıtabilir ve böyle bir cinayetin suç ortağı haline gelmeyebilirdi. Bu yönüyle de hesabını vermesi gerekiyor. Devletin derinliklerinin neden bu provokasyonu önlemediği ve seyrettiğinin araştırılması, irdelenmesi ve sorumlulardan hesap sorulması gerekiyor. Bu açıdan devleti sorumlu tutmakla birlikte, söylem, tutum ve kışkırtmalarıyla bu katliamda doğrudan sorumluluğu olan kimi İslami çevreleri de ortaya koymak gerekiyor.
Bu çevreler, “Biz yapmadık” derlerse o zaman, “Bu toplum bu kışkırtmalara nasıl geldi” diye sorarlar. Bir toplumda, “Hadi gidelim insan keselim” denildiğinde insanlar hemen toplanıyorlar mı? Böyle bir şey mümkün müdür? Bu açıdan yüz yıllar boyu Alevilere karşı ön yargıyı geliştiren, derinleştiren ve kökleştiren İslami kanaat ve inanç önderlerinin sorumlulukları bulunmaktadır. Yine o yıllarda yayın yapan bazı İslami çevrelerin yayınları, dergileri araştırılırsa nasıl yaklaştıkları ortaya çıkar. Bu yönüyle sadece güncel değil, tarihsel bir özeleştiri vermek gerekiyor. Yoksa sadece “Derin devlet yaptı“ demek bu sorumluluktan kurtulmanın çok kolay bir yoludur. Bu da doğru değildir. Devlet provokasyonları nasıl yapıyor, niye provokasyona geliniyor? Bu kadar insanın cayır cayır yakıldığı böyle bir provokasyona nasıl geliniyor? Orada 10 binden fazla insan toplanmış, daha da fazla toplanabilirdi. Sivas’ta böyle bir zemin var. O açıdan bu tür durumları ve ortaya çıkan sorunları çok boyutlu irdelemek gerekiyor. Tek boyutlu irdelenirse bu katliam anlaşılamaz ve katliamı ortaya çıkaran çeşitli etkenler ortadan kaldırılamaz. Bu da çeşitli zamanlarda yeni katliamların ortaya çıkması anlamına gelir.
Sivas’taki toplumsal atmosferden, zeminden bahsettiniz... Katliamın Sivas’ta gerçekleşmesinin bir tesadüften ötesi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Tesadüfi değildir. Sivas’ın seçilmesi ve olayın Sivas’ta gerçekleşmesi tesadüfi değildir. Sivas, Alevilerle Sünnilerin iç içe yaşadığı bir şehirdir. Ben yıllarca katliamın yapıldığı sokaktan ve o otelin önünden geçtim; Sivas’ın havasını kokladım, ruhunu derinden hissettim. Önceleri Sivas’ta başta Kürtler olmak üzere Alevi nüfusu çok fazlaydı. İl olarak Sivas’ın yarısı, belki de daha fazlası Alevilerden oluşmaktaydı. Şehrin içinde de dörtte bir oranında Aleviler yaşıyordu. Alevilerle Sünniler iç içe yaşadıkları için böyle bir ön yargı ve gerilim vardı. Ben kendim de Sivas’ın içinde yaşadığım için Sünnilerin Alevilere nasıl yaklaştığını, yine Alevilerin Sünnilere nasıl yaklaştığını iyi biliyorum. Bir ön yargı ve güvensizlik vardır. Sünni toplumunun Alevilere yaklaşımı ön yargılıdır ve her an, bir patlama durumunda Alevileri insan görmeyecek biçimde, “kefere” denilerek katletmeye müsait bir toplumsal gerçeklik oluşmuştur. Bu yoktur, denilemez.
1970’li yıllarda da Sivas’ta olaylar olmuştu. Tokat, Çorum, Malatya ve Maraş‘ta Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirilmişti. Bu belirttiğim hat, Alevi-Sünni geriliminin olduğu bir hattır. Zaman içinde Alevilerin o topraklardan koparıldığı bir hattır. Bir zamanlar İstanbul’da en fazla sayıda Sivaslılar vardı. İstanbul ikinci Sivas olmuştu. Çoğunluğu Kürt olmak üzere Aleviler İstanbul’a göç etmişti. İstanbul’da birkaç Sivas bulunuyordu. Maraş Katliamı‘ndan sonra nasıl ki Alevi Kürtlerin çoğunluğu metropollere veya Avrupa’ya göçertilmişse, Sivas’ta da Aleviler metropollere ve Avrupa’ya göç ettirilmiştir. Fakat 2 Temmuz Sivas Katliamı‘ndan sonra bu göç daha da fazlalaşmıştır.
Eskiden Sivas’ın içinde önemli düzeyde Alevi esnaflar da vardı. Aslında bu tür katliamların ve saldırıların temel etkeni olmasa da tahrik edici bir etken de ticaret yapan Alevilerin ticari pastadan pay almalarını ortadan kaldırmaktı. Doğrudan böyle bir örgütleme olmasa da bu bir toplumsal ruh hali olarak bir etken olmuştur. Özellikle de esnafın her zaman toplumsal ruh halini etkileme gücü de görüldüğünde böyle etkenlerin de bu tür katliamlarda rol oynadığını söylemek yanlış olmaz. Maraş Katliamı‘nda da bu etkenin önemli bir rol oynadığı da bilinmektedir.
Peki katliamla hedeflediklerine ulaşabildiler mi?
Kuşkusuz amaçlananlara önemli düzeyde ulaşılmıştır. “Sivas Katliamı’yla amaçlananlara ulaşılmadı“ demek mümkün değildir. Bu katliamla Aleviler Kürt Özgürlük Hareketi’nden önemli oranda uzaklaştırılmıştır. Yine şeriat ve din tehdidiyle Alevilerin devlete yakınlaşması ve kendilerini devletin insafına bırakması durumu yaşanmıştır. Bunlar gerçekten ortaya çıkmış sonuçlardır. Yine Sivas Katliamı‘ndan sonra Sivas, büyük oranda Alevilerden arındırılmıştır. Sadece Alevilere değil bu katliamla birlikte aydınlara, yazarlara ve demokratik çevrelere de gözdağı verilmiştir. Aydınların ve demokratik çevrelerin ürkütülerek Kürt Özgürlük Hareketi’nden uzaklaşmaları sağlanmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne yakınlaşmanın bedelinin ağır olduğu gösterilmiştir. Nitekim gerçekten de Sivas Katliamı Alevilerde de, demokratlarda da, yazarlarda da, sol içerisinde de bir şok etkisi yaratmıştır. Bir travma yaratmıştır. Travmanın olduğu yerde sağlıklı düşünülemez, topluluklar kendisine güvenini kaybeder. Travmatik birey ve toplulukların çok fazla örgütlenmesi ve güç olması, hak arayışı içerisine girmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle Aleviler ve demokratik çevrelerde yaşanan bu travmanın sonucu olarak devletçi düşünme, olay ve olgulara devletçi akılla bakma açığa çıkmıştır. Daha sonraki süreçte Alevilerin, çeşitli aydın ve yazarların Kürt sorunundan uzak durmaları, hatta Kürt sorunu konusunda devletin kavram ve değerlendirmelerini kullanmaları söz konusu olmuştur.
Bu travmatik etki üzerinden devletin Aleviler içerisinde örgütlenme gerçekleştirdiğini biliyoruz. Bir taraftan Alevilik konusunda biraz yumuşamalar yaparak Alevileri belirli örgütlenmeler temelinde devlete yedeklemek istemiş, diğer taraftan basın-yayın organlarında kültürel olarak kısmi yer vererek Alevilerde “Dışlanmışlıktan kurtuluyoruz” algısı yaratmışlardır. Kuşkusuz bunu söylerken devletin Alevilere yönelik faaliyetinden dolayı, “Bu dernekler ajan faaliyet yürütüyor” demek istemiyorum ama Kürt Özgürlük Hareketi’nin yükselişi karşısında Alevileri Özgürlük Hareketi’nden koparmak için kimi yumuşamalar içine girdikleri, bazı örgütlenmelerin önünü açtıkları, “yardım” ve “destek” adı altında Alevileri kendilerine daha fazla bağladıkları görülmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi olarak bunu da hareketimizin ortaya çıkardığı olumlu bir sonuç olarak değerlendiriyoruz. Önemli olan, bu sonucun ne kadar doğru değerlendirilip değerlendirilmediğidir. Sonuç itibariyle Sivas Katliamı’yla devlet, konjonktürel olarak hedeflediği sonuçlara belli düzeyde ulaşmıştır.
Sivas Katliamı’nın değerlendirilmesi gereken başka bir etkisi de Alevilerin bu katliam karşısında yaşadığı travma sonucu belli bilinç düzeyi olan bazı kesimlerin devletin kendilerine sahip çıkmadığını, devletin güvenlik güçleri önünde diri diri yakıldıklarını görerek devleti sorgulamaları ve örgütlenmeleridir. Bu yönüyle yeni bir dönemin başlaması da söz konusu olmuştur. Sivas Katliamı’nın Alevi toplumu üzerinde böyle çelişkili ve ikili bir etkisi olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Sivas Katliamı Alevilerde toplumsal bilinç ve dayanışma ruhunun gelişmesini de beraberinde getirmiştir. Özcesi bir taraftan güçsüzlük, güvensizlik, devlete yedeklenme gibi bir durum ortaya çıkarken; diğer taraftan da bu şok edici katliamın sorgulanması temelinde hemen olmasa da zaman içinde gerçekleri kavrama, devleti tanıma, gerçekten de kendi konumlarının ve yerlerinin neresi olduğunu irdeleme ve bu yönlü değerlendirme yapma, giderek daha doğru yaklaşımlar içine girme eğilimini de Sivas Katliamı’nın yarattığı sonuçlardan biri olarak görmek gerekir.
Erdoğan’a cesareti AKP’yi demokrat gösterenler verdi
Bugüne doğru gelelim... Sivas Katliamı zanlılarının 8 avukatı, AKP’den milletvekili oldu. Firarı sanıkların cezası 13 Mart 2012’de zaman aşımından düştü; Erdoğan, “Hayırlı olsun” dedi. AKP’nin Sivas Katliamı‘na ve Alevilere ilişkin tutumuna dair ne düşünüyorsunuz?
İktidarcı siyasal İslamcı çevreler, Sivas Katliamı’nın olduğu dönemde de iyi bir sınav vermemişlerdi. Öyle ki, o dönemde de tutumlarıyla ölenleri suçlamışlardı. İnsanları yakanları, ölüm dansı yapanları suçlamak yerine Pir Sultan Etkinlikleri’ni yapanları suçlamışlardı. O nedenle daha sonra bu katliamı yapanların avukatlıklarını yapmaları anlaşılır bir durumdur. Kuşkusuz İslamcı çevrelerin kendilerine yakın olanların avukatlığını yapmaları kadar doğal bir şey olamaz.
Sivas Katliamı’nı gerçekleştiren gelenek ve daha sonra da AKP, katliamı normalleştiren yaklaşımlar içinde olmuşlardır. Bu nedenle sadece avukatlığını yapmamışlardır. Mahkemede avukatlığını yapsalar “İşte avukattır, savunmuştur” denilerek anlaşılacaktır. Ama siyasal yaklaşımda, basın-yayında bu cinayetler meşrulaştırılmıştır. Sivas Katliamı’nı yapan etkenleri ortadan kaldırmak yerine tutumlarıyla o etkenleri daha da kökleştirilmişlerdir. Bu açıdan Sivas Katliamı’nın zaman aşımına uğraması ardından Erdoğan’ın “Hayırlı olsun’’ demesi anlaşılır bir durumdur. Erdoğan’a göre kendine yakın gördüğü bu katiller haksızlığa uğramış ve mağdur olmuştur ve zaman aşımıyla bu mağduriyetleri giderilmiştir. Yaklaşım böyledir.
Erdoğan ve içinden çıktığı geleneğin katliamda bu ahlaki, vicdani, siyasi sorumluluğu duymamasının nedeni, bu tür zihniyetler üzerinde aydınların, yazarların ve toplumun yeterince baskı kurmamasıdır. Bunlar üzerinden bir toplumsal baskı, eleştiri olsa, kınansa, kolay kolay bu tür cinayetler savunulamaz ve meşrulaştırılamaz. Bırakalım meşrulaştırmayı, bu cinayeti yapanlar öyle bir mahkum edilir ki toplum içine çıkamazlar. Erdoğan’ın “hayırlı olsun” demesi kendine liberalim, aydınım, yazarım diyen birçok kişinin Erdoğan’ı nerdeyse demokrat gördüğü sürece denk geliyor. Erdoğan çeşitli çevreler tarafından kendi düşüncelerine meşruiyet kazandırıldığı için, neredeyse Türkiye’yi demokratikleşmeye götüren bir adam olarak gösterildiği için bu katillerin dışarı çıkarılmasına “hayırlı olsun” deme fütursuzluğunu ve cesaretini gösterebilmiştir. 2010 yılındaki anayasa referandumunda “yetmez ama evet”çiler vardı. “Yetmez ama evet’’ diyenlerin hepsi kendini demokrat görüyordu. “Yetmez ama evet” diyenler içinde kendini sol demokrat görenler bile vardı. Tabii ki böyle bir ortamda Erdoğan da hiçbir rahatsızlık duymadan ve hiçbir sakınca görmeden bu katillerin davasının zaman aşımına uğramasına “hayırlı olsun’’ diyebilmiştir.
YARIN:
* 7 Haziran Seçimleri, Aleviler açısından dönüm noktası
* Alevi katliamlarının travması artık aşılıyor
* AKP-DAİŞ ilişkisi yeni katliamlar riskini arttırıyor
* Alevilerin kurtuluşu da demokratik ulustadır
BÊRÎTAN SARYA/BEHDÎNAN