Fransız yazar ve filzof Georges Bataille, sanat ve emek ilişkisini karşılaştırarak incelerken her ikisinin de insanı insan yapan sürecin temel etkinlikleri olduğunu söyler. Fakat sanat ve emeğin kendilerini gerçekleştirme motivasyonu açısından bir birinin karşıtı olduğunu iddia eder. Bataille'ye göre "Emek" yararlılık ve işlevsellik planlamasıyla bir ihtiyacın karşılanması doğrultusunda, bir amaca bağlı olarak akla dayalı ve bilinçli gerçekleştirilen eylemi ifade eder. Oysa "sanat" tam aksine amaçsız, yararsız, bilinçsiz ve hayal gücüne dayalı bir yaratıdır. Marks'a göre "her emek sürecinin bitiminde, emek verenin baştan tasarlamış olduğu bir sonuç ortaya çıkar. Bataille sanatın, tasarıma değil arzuya, hazza dayandığını; bir ihtiyacı karşılamakla ilgili değil, oyun oynamak arzusu ile ilgili olduğunu söyler.

Modernizmi bir düşünce sistemi olarak kurumsallaşmasında en büyük rolün sahibi olan Alman felsefeci İmmanuel Kant da sanat, estetik ve güzelliği tartışırken "güzelin amacı, amaçsız olmasıdır" der. Aynı zamanda bir şair ve yazar da olan Alman Filozof Schiller de sanatı, toplumsal düzeni kurmanın, toplumsalı yaratmanın bir eylemi olarak değil, bireysel bir var oluş sürecinin edimi olarak görür. Estetik bir nesnenin amacının kendisi olduğunu belirtir. "Sanat, fiziki ve ahlaki amaçların aracı olamaz, dolayısıyla bilimden ve etikten tamamıyla bağımsızdır. Güzel, özgürdür. Ve eğer güzellik özgürlüğün görünümüyse, o zaman güzelliği yaratan, oyun oynamanın hazzıdır. Çünkü ancak oyun oynarken özgür oluruz, fiziki ihtiyaçların ve ahlaki görevlerin zorlamalarından kurtuluruz" der. 

Kant ve Schiller gibi romantik filozof ve sanatçılar da sanatı, bilginin diğer bölgeleri olan etikten ve bilimden ayırt eden kuramlarıyla, modern sanat düşüncesinin, modern estetiğin doğuşunun habercisidirler. Modern sanatın mucidleridirler. Görüldüğü üzere modernizm kendini kurar ve sistemleştirirken sanatla ilgili tavrını ve tanımını kendini sistemleştirmenin temel entelektüel bir argümanı olarak kurgular. Sanatı toplumsallaşmanın, kollektif yaşamın kurucu unsurlarından biri olan bir bilinçli eylemi olarak değil; bireysel, bilinç dışı, fantastik bir öğe olarak tanımlar. Dolayısıyla da toplumsal düzeni kurmanın temel unsurları olan ahlak ve bilimden sanatı ayrıştırır. Bir eğelence, bir oyun olarak tanımladığında ise, sanatı ancak boş vakti olanların yani emeği ile geçinmek zorunda olmayanların, yani burjuvazinin bir meşgalesi olarak kurgular. 

Sanatın toplumsallık dışı, bireysel bir özgürlük alanı, bir amaçtan kopuk, ahlaktan azade bir eylem olarak kurgulanması hiç şüphesiz modernizmin kollektif yaşama, toplumsalı inşa etmeye dair yaşam formuna ve tasavvuruna karşı geliştirdiği en büyük saldırıdır. Sanat, emek kadar insanın insanlaşma sürecinin belirleyen unsuru iken nasıl olur da ahlaki ve toplumsal bağlamdan kopuk amaçsız bireysel bir eylem olabilir. Bu sav, insanın toplumsallığını inşa etmede ve toplumsallığını korumada geliştirdiği en etkili kurma ve savunma aracını etkisizleştirmek ve sanatı burjuva düzenin ihtiyaçları için yeniden kurgulamanın argümanıdır. Sanat ve emek arasındaki ilişki, Bataille ve diğer modernist filozofların iddia ettğinin aksine doğrudan ve birbirini besleyen organik bir ilişkidir. Toplumsal düzeni kurmada ve insanlaşma sürecinde bu kadar önemli bir etkisi olan sanat, insanlar arası ilişkiyi estetik bir düzenlemeye tabi tutabildiği ölçüde emek sürecinin nitelik ve verimini arttırmada insanlık tarihi boyunca başat bir rol oynamıştır.