Mehmed Ali Birand’ın yüzde ellisinden konuşacağız bu yazıda... Bekleyin...
Bir arkadaşım anlatmıştı, ölmekte olan büyükbabasının yaşadığı ve yaşattığı hayatın tam tersi bir evreye girdiğini. Dêrsim 38 soykırımında henüz 6 yaşında bir çocuktur ve götürüldükleri yerde kiliseden bozma bir camiye girerek kurtarır kendini. Sular durulduktan sonra da çıkmaz camiden. Cami onun kurtarıcısıdır ve yaşadığı zaman boyunca camiye teşekkürünü eder; namaz kılar, oruç tutar, camiyi temizler... Kendisinden başka hiç kimsenin gitmediği camide kurar hayatını...
Ta ki öleceğini sezdiği zamana dek sürer bu emanet Müslümanlık. Son zamanlarını tanrıyı inkar ederek geçirince, çocukları toplanır başına: Ne oldu baba sana?
İşte o zaman tüm aile babanın/dedenin bu ani değişimini öğrenir... Ve tanrıya sığındığı çocuk hayatından, tanrıyı reddettiği 90 yaşında kurtulur. Aradan geçen zaman boyunca yaşadıklarını anımsamak, üzerinde durup düşünmek istememiş, travmasından böylelikle sıyrılmıştı. Ama ne zaman ki beden yaşlanıp, beyin hücreleri bir bir eksilmeye başlayınca filmi başa sarmış, kaldığı yerden küfrü basmıştı hayatına...
Arkadaşım „zoraki bir müslüman olarak yaşattı kendini, tanrıya küfrederek terketti sahneyi“ derdi dedesi için.
***
Mehmed Ali Birand’ın Kürt olduğunu söylemesi önemliydi kuşkusuz. Ama bunca zamandır bu konuda tek kelime etmemiş olması ve üstelik Kürt meselesi defalarca yakıcı bir hal aldığında Kürt olan yüzde 50’lik tarafının ne hissettiğini ustalıkla gizlemiş olması daha da önemliydi. Nasıl bir psikolojidir bilinmez ama ‘insan’ Mehmet Ali Birand’ın canının çok yandığını düşünmek istiyor duyanlar ister istemez. „Gazeteci Birand’ın, „yarı Kürt“ Birand’ın üzerindeki tahakkümü de bu devletin Kürtler üzerindeki baskısını çağrıştırıyor bana. İkisi de yıkıcı. İkisi de sindirme ve yok etme üzerine kurulu nihayetinde.
Can Dündar’ın kaleme aldığı „Birand-Bir Ömür, Ardına Bakmadan…“ kitabında Birand’ın Kürtlüğü ortaya çıkınca sorular yağmur gibi inmeye başladı Birand’ın üzerine. Şemsiyesiz Birand „neden Kürt olduğunu daha önce açıklamadın“ sorusuna „kendimi öyle hissetmedim“ yanıtını veriyordu. Haklı olabilir. İçine doğmadığı bir dil ve kültüre sonradan ne kadar eklemlenebilir ki insan? Ama Türklüğe sık ıdeğerlerle sarılı Posta gibi bir gazetenin başyazarı olunca ibaşka sorular da sormak istiyorsun haliyle. Sorgusuz sualsiz kapı önünde öldürülen çocuklardan tutun da topraklarından sürülen, hayvanları öldürülen, hayatları darmadağın edilen Kürtler’in hikayelerini nasıl bir nefretle manşete çektiği dün gibi hatırımızda gazetenin. Ve bu nefret diliyle Türkiye’nin en çok okunan gazetesi unvanına kimin onayı ile sahip olduğunu da anlamış oluyoruz aslında.
Sorular sürüyor Birand’a:
„Nasıl bir Kürt’sünüz?
„Asimile olmuş bir Kürt!“ diyor Birand. „Zaten bilmiyordum da. Demek ki ailem için Kürtlük bir zulümmüş. Kürt kökenli olduğunu söylemek kötü bir şeymiş. Söylemediler. Ama Kürtlerin sorunlarıyla ilgilenmemin, Kürtlüğümle alakası yok.“
Arman’ın „neden şimdi bu kitapla açıklıyorsunuz“ sorusuna verdiği yanıt: „Herhalde daha önce ortaya çıkmasına ben de hazır değildim. Zaman aldı.“ diye yanıtlıyor Birand.
Elazığ, Palu’lu, Birand’ın yarısı. Diğer yarısı egemen dünyaya ait. Vaktinden önce ortaya çıksaydı Birand’ın Kürtlüğü, konumu ve konumlandırılışı da farklı olacaktı kuşkusuz...
Ne diyelim. Toprağı bol olsun, Kürt tarafı bari orada da açıkta kalmasın...
Aman Kürtlük üşümesin
İnsanlar yaşlandıklarında bellek gerilemeye başlar, unutmaya doğru. İlerleyen yaş sadece hafızada değil metabolizmadaki yavaşlığı, hareketsizliği de hissettirir. Hücre ölümü hızlanır, beden faaliyeti geriler ve ağırlaşır. İkinci bir çocukluk evresine de gidilir çoğu kez; zihin kontrolsüzdür artık. Unutmak için geri ittikleri açığa çıkar, hatırlamak istedikleri ise kaybolur zaman denen sisin arasında... Hafıza kaybı yaşlanmanın doğal bir sonucu mu değil mi tartışıladursun, yaşlanınca hafızası açılan, geçmişin dehlizlerini anımsamaya başlayan örnekler de var.