
Sur’da gençler ve halk üç aydan fazladır kahramanca direnmektedir. Önceki sokağa çıkma yasağıyla birlikte 6 aydan fazladır bir direniş sürmektedir. Yüzlerce tank, zırhlı araç ve binlerce asker, binlerce polis her türlü tekniği kullanmasına rağmen Sur’daki direnişi kıramamaktadır. Yüz civarında genç, yine bir o kadar halktan direnişçi, kadın, çocuk, yaşlı yüzlerce sivil insan soykırımcı, katliamcı, insanlıktan çıkmış kirli savaş sürüsüne karşı direnmektedir. Sur direnişçileri; Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin, Akiflerin, Alilerin, Ferhatların, Zekiye Alkanların ve Vedat Aydınların şehit düştüğü Amed’te yeni bir direniş destanı yazmışlardır.
AKP iktidarı ve onun kirli savaşçıları ideolojik, siyasi ve askeri olarak yenilmişlerdir. Şimdiye kadar Sur’da direnenlerin sayısından kat kat fazla polis ve asker çatışmalarda ölmüştür. Ne mavi bereliler, ne SAS komandoları, ne PÖH’ü ne de JÖH’ü tutunabilmiştir. Şu anda hepsi Sur’dan kaçmak istemektedirler. Çünkü kendileri zorla fedai direnişçilerin üzerine ölüme sürülmektedir.
Asker ve polis Sur’da şehrin tarihi dokusunu dozerlerle yıkıp tanklara, toplara yol açarak ilerlemektedir. Dünyada görülmemiş biçimde tarihi bir şehri yıkarak ilerlemek istemektedirler. Sur’un tarihi dokusunu yıkmadan fedai direnişçiler karşısında bir metre bile ilerlemeleri mümkün olmamıştır. Nasıl ki 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılıp yaşam alanı bırakılmayarak savaş kazanılmak istenmişse, şimdi de AKP iktidarı aynısını yapmaktadır. Karşısında direnenlerle savaşmak yerine, yaşam alanını yok ederek sonuç almak istemektedir. Halkın evini yıkma, aç-susuz bırakma, tankla-topla sürekli bombardıman altında tutma ile halkı şehirleri boşaltmaya zorlayıp direnişi kırmayı hedeflemektedir.
Yerleşim yerlerinde gerçekleşen halkın direnişine böyle bir saldırı tarihte az görülmüştür. İsrail bile böyle yapmamaktadır. Türk devletinin saldırıları IŞİD’in Kobanê’yi tankla-topla bombalayıp yerle bir etmesine benzemektedir. AKP iktidarının yöntemleri tamamen IŞİD varidir. Cizre’deki uygulama da IŞİD varidir. IŞİD nasıl ki dehşet yaratıp halkı korkutarak, hatta karşısındaki savaşanları korkutarak hakim olma yöntemi izliyorsa, Türk devleti de aynı yol ve yöntemi izliyor. Ancak karşısında korkutacağı bir halk olmadığı gibi, fedaice direnerek Türk askeri ve polisini korkutan direnişçiler bulunmaktadır.
Sadece Sur’da direnilmiyor, Sur’un dışındaki Amed halkı da ağır baskı ve zulme rağmen aylardır direnmektedir. Amed halkı önceki gün asker ve polisin her türlü saldırısına rağmen on binlercesi sokaklara ve meydanlara çıkarak polislerle saatlerce taş ve sopalarla çatışmış, halkın iradesinin ne olduğunu ortaya koymuştur. Yandaş basın ve iktidarın emirlerini yerine getiren tüm basın "Amed halkı çağrıya cevap vermedi" yalanını ortaya atsa da, Amed halkı çağrılara cevap vermiş, Sur için alanlara çıkmış, Sur’daki saldırıyı kabul etmediğini, ablukanın kaldırılmasını, polis ve askerin Sur ve tüm abluka altına alınan yerlerden çekilmesini istediğini açıkça ortaya koymuştur. Amed’in iradesi, tüm Kürdistan halkının iradesidir. Kürt halkı, Türk devletini kültürel soykırımcı sömürgeci sistemini kabul etmediğini bir daha haykırmıştır. Türk devleti dünyanın başka bir yerinde yüz kişi sokağa çıksa bunu isyan olarak değerlendirirken, on binlerce Amedlinin alanlara çıkması ve Sur’a yürümesini "Amed halkı çağrıya cevap vermedi" biçiminde yansıtması, kafayı kuma gömmesidir. Bu, açıkça on binlerce çıkmanız yetmez, yüz binlerce sokağa çıkmalısınız anlamına gelmektedir. AKP iktidarı bu politikayı sürdürürse hiç kuşkusu olmasın bu da gerçekleşecektir. AKP iktidarı Amed halkını Tayyip Erdoğan ve kendileri gibi vicdansız, ruhsuz sanıyorsa kendini kandırıyordur.
Amed halkının ruhu her gün, her ay ve her yıl daha direnişçi biçimde mayalanmaktadır. 1970’li yıllarda Alparslan Türkeş Amed’e girememiştir. 12 Eylül faşizmi en büyük yenilgisini Amed zindanında almıştır. Vedat Aydın’ın cenazesinde ayağa kalkan on binler kendi siyasi iradesine sahip çıkacağını açıkça ortaya koymuştur. Her Newroz’da yüz binlerce ve milyonlarca olarak kimliğini, kültürünü, özlemini ve tutumunu tüm dünyaya haykırmaktadır. 2006 21-28 Mart kahramanlık haftasında Asker ve polisi Amed’den atmış, Amed’in direnişçi ruhunu da derinleştirip radikalleştirmiştir. Sur direnişiyle Amed’in özgür ve demokratik yaşamdaki ısrarı ve yenilmez iradesi herkese gösterilmiştir. Amed halkı da Sur direnişine destek vererek nasıl bir Türkiye ve Kürdistan istediğini ortaya koymuştur. Sur özyönetim direnişi ve halkın süreklileşen desteği sadece Amed halkının değil, tüm Kürdistan halkının siyasi programı ve tutumudur.
Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, kirli savaşın soğuk yüzlü şeflerinden olan Efkan Ala, Amed halkına Sur’a sahip çıkması için çağrı yapan Selahattin Demirtaş’a yüklenmişlerdir. Meclisten atmakla tehdit etmektedirler. Bu nasıl meclis ki bir iki kişinin iki dudağı arasında çıkan sözlerle milletvekilleri atılıp çıkarılıyor? Selahattin Demirtaş’ı seçen bir halktır; hiç kimse bir halkın temsilcisini böyle tehdit edemez. Hele hele Meclisten atmayla hiç tehdit edemez. Eğer sizlerin iki dudağı arasında bir meclis varsa, o mecliste kalınsa ne olur, kalınmasa ne olur! Demirtaş ve HDP’liler o mecliste kalarak Türkiye için halkların birliği ve kardeşliği içinde demokratik ve özgür yaşam seçeneğini ayakta tutmaya çalışıyorlar. Bu baskı ve zulüm karşısında hala mecliste kalmalarına teşekkür edeceklerine; tehdit etmeleri AKP iktidarının Kürt inkarcısı ve karşıtı zihniyetinin dışa vurumu olmaktadır.
Milletvekilleri devletin memuru ya da politikasının savunucusu değil, Kürt halkının temsilcileridir. Kürt halkının duygu ve düşünceleri dışında hareket edemezler. Selahattin Demirtaş’ın söylediği gibi Sur’da insanlık katledilirken birileri HDP’lilerin, DBP’lilerin, HDK’lilerin, DTK’lilerin, sivil toplum örgütlerinin, demokrasi güçlerinin ve Amed halkının sessiz kalmasını bekleyemez. Hiç kimse Amedlilerden ve milletvekillerinden böyle bir şey isteyemez. Tabii ki kuşatmayı kaldır ve Sur’dan asker ve polisini çek diyeceklerdir.
Bazı aydınların çok safdil, gerçekliği görmekten ve AKP iktidarının nasıl geriletileceğini anlamaktan uzak yaklaşımları da gerçekten bir çaresizlik ve çözümsüzlük içinde olduklarını göstermektedir. Bu dönemde tereddütten çok, AKP iktidarına karşı açık tutum ve mücadele halklarımızın önünü aydınlatır. Yoksa halkın bu tür eylemlerine tereddütle bakmak, halkın bu tür eylemlere katılmasını istememek, halkı çaresiz bırakmak niyet ne olursa olsun objektif olarak AKP'nin politikalarını cesaretlendirir. Bu dönem herkesin kendi konumuna göre AKP iktidarına karşı tutum alması ve mücadele etmesini gerektirir. AKP faşizmi ancak böyle bir netlik ve kararlılıkla geriletilebilir. Gelinen aşamada Türkiye'de demokratikleşmenin önünün açılması da tüm halkın ve antifaşist güçlerin harekete geçmesiyle mümkündür. Bunun dışında başka bir duruşla AKP faşizmi geriletilemez.