* Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecritin kaldırılması amacıyla Strasbourg’da 47.gününde devam eden süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemcilerinden Nimet Sevim, direnişin ilk gününden bugüne nasıl geliştiğini ve ortaya çıkardığı siyasi sonuçları değerlendirdi.

Nimet SEVİM

Sürekli bir direniş durumu var. Geldiğimiz aşamada eyleme baktığımızda, elbette ilk gün ki gibi değil. Önemli gelişmeler sağlandı fakat istediğimiz, hedeflediğimiz düzeyde yaygınlaşan, genişleyen bir direniş tutumu açığa çıkmış değil. Bunu belirtmek gerekiyor.

Sonuç alıcı baskıyı oluşturuncaya ve toplumun gücünü açığa çıkarıncaya kadar eylemimiz devam edecek. Bu düzey yaratılmadan tecrit kırılamaz. Önder Apo’nun şahsında Kürdistan toplumunun özgürlüğünü sağlayacak bir durum oluşamaz. Ve de bu noktada faşizmi kıramayız.

Türkiye‘de önemli bir seçim gündemi oluştu. Aynı zamanda Rojava’da DAIŞ’in bittiği günleri yaşıyoruz ve DAIŞ’in bitimiyle birlikte Esad rejimi etrafında koalisyon güçlerinin ve orada yine Rusya ve İran gibi değişik cephelerin statükoyu oluşturma ve netleştirme çalışmaları gündemde. Bütün bu gelişmeler Kürdistan’ı doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla dört parça Kürdistan’ın statükosu ve özgürlüğü gündeme girecektir. Yoğun bir bölgesel gündem içerisinde, bölgesel ve ulusal bir nitelik taşıyan bir direniş süreci var.

Devlet, bu direnişi sabote etmek istiyor

Direnişimizin başlangıcında, bu gündemler içerisinde bu kapsamda bir alan oluşturmayı hedefledik. Toplumsal reflekslerle oluşan bir zemin yaratmadan bu hedefe ulaşamayacağımızı biliyorduk. Eylemimize böylesine ağır bir süreçte başladık. Sonuç almayı hedefleyen, zaferi hedefleyen ve faşizmi, sömürgeciliği kırmayı hedefleyen bu eyleme elbette bedel ödemeyi göze alarak başladık.

Eyleme başladığımız ilk gün yaptığımız açıklamada, bu direnişin uzun süreceğini ve bedel ödemeye hazır olduğumuzu belirtmiştik. Söylediklerimiz, günler ilerledikçe açığa çıkmaya başladı. Ama şunu da belirtmek gerekiyor ki, direnişin önemli sonuçları oldu. Bunları da görmek gerekiyor. Önderliğin sağlık durumundan haberdar olduk. Direnişi sabote etmek için Önderliğin kardeşini gönderdiler, Leyla Güven’ in cezaevinde eyleme devam etmesinin oluşturduğu gerginliği kırmak için serbest bırakmak zorunda kaldılar. Bu karşı adımlar bir yandan direnişin kazanımları diğer yandan ise devletin eylemi sabote etme girişimleridir elbette.

Baskı gücü hafiflememeli

Bütün bu gelişmeler direnişe devam etme azmimizi kırmadı. Eylemde bulunan her arkadaşın bulunduğu yerde direnişe devam etme kararlılığı zaten vardı. Fakat şu gerçek de ortaya çıktı. Leyla Güven bırakıldıktan sonra Türk devleti üzerinde oluşan kamuoyu ve eylemin oluşturduğu baskı gücü biraz hafifledi. Bunu faşizmin bir karşı atağı olarak görebiliriz. Bu noktada, biz direnişçilerin yeterli düzeyde propaganda açığa çıkartmadığımızı ifade edeyim.

Bu durumu halkımıza sürekli anlatmamız, direniş tutumunu öne çıkarmamız gerekiyor. Bunu yapıyoruz kuşkusuz ama ikna edici düzeyde bu anlatılmalı. Belli bir döneme kadar bu devam edecek ve biz buna ağırlık vereceğiz. Zindandaki arkadaşlarımızın ve Strasbourg ’da ki direnişimiz, 55. günlere geldiğinde toplumun önemli bir kesimi sürece dâhil olmuş olacaktır.

Şêladizê bir başlangıçtı

Şu an en büyük kazanım direnişin gündem belirlemesidir. Kürdistan soykırımı üzerinde oluşturulmuş gündemleri bertaraf ederek, bu gündemleri geri itmesi çok önemlidir. Bu önemli bir sonuçtur ve bunu direniş tutumu belirlemiştir. Direniş, Kürdistan’da teslimiyet ve ihanet içerisinde olanların tutumunu da deşifre etmiştir. Bu deşifrasyon beraberinde toplumu harekete geçiriyor. Bunun somut örneği Başure Kürdistan'da yaşanandır.

Dikkat ederseniz direnişin ilk gününden şimdiye kadar başta KDP olmak üzere, sömürgeci güçlerle kirli pazarlıklar ve işbirliği içerisinde olanların, ihanet tutumu içerisinde olanlardan hiç kimsenin bir açıklaması olmamıştır. Özellikle Barzani ailesinin açıklaması olmadı. Kürdistan adım adım işgal edilirken biz Kürdistan ve Önder Apo’nun özgürlüğü için, faşizme ve sömürgeciliğe karşı direnirken, onlar tam tersi bir tutumla uluslararası komployu derinleştirmek, özgürlük hareketine saldırmak, sömürgeciliğe daha fazla alan açmak için çaba sarf etti. Ama bu tutum Kürdistan toplumunda direniş bilincini açığa çıkarttı. Şêladizê'deki ayaklanma bir başlangıçtır. Direnişimiz gelişirse, Kürdistan’ın değişik parçalarında bu tür kalkışmalar olacaktır ve bu beklenti içerisindeyiz.

Direniş, ulusal bir tutumdur

Tam da bu noktada bir karşılaştırma ihtiyacı doğuyor. 14 Temmuz direniş geleneğinin, bu direnişe dayanmasının en önemli sonuçlarından bir tanesi, direniş ve ihanet çizgisinin Kürdistan’ın en yaygın alanlarında ve genelinde bir sınava tutulmasıdır. Kürdistan’ın coğrafyası ve toplumunun genelini bir zindan gibi düşünürseniz Önder Apo'nun, "Siz özgür değilsiniz" sözünün yerine oturduğu anlaşılıyor. Tecrit aslında Kürdistan zindanını ifade ediyor. Kürdistan’da açığa çıkan direniş, ihanet karşısında bir direnç oluşturuyor. Nasıl ki, 14 Temmuz sürecinde karşı saldırılar, işkence, baskı, oyunlar geliştiyse, şimdi de sömürgeci güçlerin, komplocu ve Kürdistan’da çıkarları olan uluslararası güçlerin, Kürdistan’ın genelinde saldırıları oluyor. Haliyle ihanet ve işbirliği tutumu içerisinde olanların kimler olduğu da anlaşılıyor.

Direnişin ilk gününde söyledik, direniş bir tutumdur. Bu tutuma karşı herkes tavrını netleştirmelidir. Kürdistan’ın özgürlüğünden, ulusal özgürlükten yana mı olacaklar yoksa sömürgecilikten mi yana olacaklar? Bu tutum, netleştirici bir özellik taşıyor. Bu nedenle herkes Amed’te serhildan bekledi ama Amed’te değil, Amediye’de serhildan gelişir. Dolayısıyla bir bakarsınız ki, Duhok’ta veya Urmiye’de veya Mahabad’ta serhildan ortaya çıkar. Yani bizler dört parça Kürdistan’ın her yerinde direnişi büyütmeli, hazırlıklı olmalıyız. Direniş, ulusal özgürlükten yana olan bütün Kürdistan toplumunu harekete geçirecek bir sinerji yaratıyor, direniş ruhu açığa çıkartıyor. Kürdistan toplumunun mayasında saklı olan, esas olan bu türden varoluş tarzını açığa çıkartıyor.

Bu nedenle sonuç almak uzun vadede gerçekleşebilir. Bizim için şaşırtıcı bir durum değildir. Ilk gün söyledik, şimdi de söylüyoruz, "Direniş kazanacaktır." Toplumun konjonkturel sessizliğine bakıp, toplumun çığlık çığlığa özgürlüğe varamayacağı anlamına gelmez. Bunu görmek ve duymak başka anlamlar taşır. Sömürgeciler bu konjonktürel suskunluk ile Kürt halkını baskılamış olduğunu düşünebilir ancak bu direniş tutumu ile Kürdistan'ın özgürlüğü gerekli bir şekilde ilerliyor. Sömürgecinin, faşizmin panik içerisinde olması, işbirlikçilerinin de panik içinde olmasına neden oluyor. Haliyle daha fazla saldırı, daha fazla baskıyı açığa çıkarıyor.

İşbirlikçiler, kartondan bir kale gibidir

Kürdistan’da işbirlikçiliği geleneksel bir tutum haline getiren, ihaneti bir yaşam felsefesine dönüştüren bu çizginin ve bu anlayışın sahipleri, Kürdistan’daki özgürlük tutumu karşısında yaşayamayacaklarını, Kürdistan değerlerini sömürmenin artık mümkün olmadığını bilmelidirler. Kürdistan toplumu buna izin vermeyecektir. Bunun hesabını soracaktır. Direniş tutumu bir hesap sorma gücü olarak açığa çıkıyor. Başta KDP’nin tutumu olmak üzere artık Başure Kürdistan’da sorgulanır bir konuma gelmiştir.

Peşmergenin merkezi bir orduya dönüştürülmesinin temel sebebi de budur. Sömürgeci zihniyetle birlik içerisinde, Kürdistan işgalciliğine kapı aralanıyor. Paraya alıştırılmış bir peşmerge söz konusudur.

Irak başbakanının gösterdiği refleksi, oradaki Kürt partileri gösteremiyorsa halkımız düşünmelidir. Buna tepki vermekten çekinmemelidir. Buradaki eksik tutumumuz şudur: Biz faşizmin güçlü olmadığını, işbirlikçiliğin güçlü olmadığını toplumumuza iyi anlatamıyoruz. Yani kartondan bir kale gibi duruyorlar. Bir fiske ile yıkılır durumdalar.

Dolayısıyla halkımız kendilerini yıllardır sömüren, hırsızlık yapan, değerlerini sömürgeciliğe peşkeş çeken, her türlü kirli komplonun ve suikastın içinde olan anlayışları Kürdistan’dan def etmek zorundadır. Bu, Başure Kürdistan’ın özgürlüğü açısından da gereklidir. Ortaya konacak direnişleri boğacak bir koalisyon da kalmamıştır aslında. Sömürgecilerle işbirliği içerisinde olmak aynı zamanda Kürdistan toplumunda fikirsel ayrılıklar yaratmış durumdadır.

Korkması gereken Kürt düşmanlarıdır

Kurdıstan’in dört parcasinda yasayan halkimiz, ozgürlük istemini direniş tutumuna dönüştürmelidir. Direnişimiz bunun önünü açacak bir zemin sunuyor. Dolayısıyla Kürdistan’ın dört parçasında yaygın eylemlerin ve direnişlerin ortaya çıkarılmasının zamanıdır. Şêladizê‘de halkımızın attığı slogan gibi "Kürdistan birdir." Şêladizê’de denilmiştir ki, dört parça Kürdistan arasına konulan yapay sınırları tanımıyoruz.

Korku kültürü yaygınlaşmışsa, baskı da artmışsa bilinmelidir ki, onların korkusu derinleşmiştir. Dolayısıyla korkması gerekenler bizler değiliz. Korkması gerekenler, Kürdistan’da varlıkları tartışmaya açılmış sömürgeci ve onları işbirlikçi güçleri ve kişilerdir.

Harekete geçilmeli

Avrupa’da yaşayan halkımıza da şunu hatırlatmak gerekiyor. Direniş tutumu nasıl ki bir tavır açığa çıkarıp, ihanet ve işbirlikçiliği geriye itiyorsa, Avrupa’da yaşayan toplumumuzun da bu noktadaki tavrını belirgin kılıyor. Çünkü Avrupa sömürgeciliğin merkezidir. Diasporadaki halkımızın, bulunduğu ülke ve kentlerde bir araya gelerek, bulundukları ülkelerin hükümetleri üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmalıdır ki, Kürdistan’ın statüsünün tartışıldığı bu dönemde özgürlük koşullarının oluşmasının önü açılmalıdır.

Bedelleri ağır olabilir belki. 14 Temmuz direnişini hatırlayın, arkadaşlarımızın cenazelerini bir avuç insan kaldırmıştı. Ama bu direniş büyük bir özgürlük alanı açtı. Bedel ödenebilir eylemimizde ve halkımız bunu böyle görüyor olabilir. Ama bu tutum özgürlüğün kapılarını aralayacaktır. Bu bilinmelidir. Dolayısıyla daha fazla gecikmeden harekete geçilmelidir.

Her alanda direniş anlatılmalıdır

Önemli bir kamuoyu oluştu. Avrupa’daki halkımız görevini yaptı. Ancak bunu gevşetmeden eylemlerini arttırmalıdır. Bir sonuç alınmadığı için bunun yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Halkımız alanlarda olmalıdır. Yani sokağa çıkamıyorsa mektup yazmalı, öğrenciler mektupları okullarda okumalıdır. İsçiler şirketlerine taşımalıdır. Bu eylemlerin amacı yerel yönetimlere taşınmalı, yaşadıkları ülkelerin parlamentolarına dosyalar gönderilmeli, birebir ziyaretler gerçekleştirilmelidir. Bulundukları yerdeki dinamikleri, dostlarla birlikte harekete geçirmelidirler.

Seçim gündemi var. Seçim gündemini direniş gündemi ile birlikte işlemek gerekiyor. Direnişin belirlediği gündem, seçimin gündemi olacaktır. Bunu engelleyemeyecekler. Manipüle ettiği siyasi aktörlerle, yasalarla, baskılarla, kolluk kuvvetleri ve sömürgeci güçlerle, medya ile istedikleri kadar bu eylemin önüne geçmeye çalışsınlar. Seçimin gündemi direniş gündemi olarak gelişecektir. Seçim, direnişin bir sonucu olarak noktayı koyacaktır.

Dolayısıyla olağanüstü durumların açığa çıkacağı günlere gebeyiz. Biz direnişte olanlar bunu görüyoruz. Ve bunun morali, motivasyonu içindeyiz.